<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945</id><updated>2012-01-09T17:04:46.610+02:00</updated><category term='uyku'/><category term='Doğum'/><category term='ı Ivır Zıvır'/><category term='Servikal Yetmezlik ve Serklaj'/><category term='...KISA KISA...'/><category term='Gezmek Tozmak'/><category term='Bebek Bakımı'/><category term='Çocukluğa Geçiş'/><category term='Ivır Zıvır'/><category term='Hamileliğim'/><title type='text'>Anne oldum!</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>85</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-8891825170582663711</id><published>2011-10-18T17:33:00.006+03:00</published><updated>2011-10-18T18:41:47.567+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocukluğa Geçiş'/><title type='text'>ARTIK BASBAYA  KONUŞUYORUZ...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-TmgOorWLbSY/Tp2TaAXlpDI/AAAAAAAAALw/o3kP0Pq-DHU/s1600/IMG_6432.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; width: 320px; height: 213px; float: left; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5664845981286769714" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-TmgOorWLbSY/Tp2TaAXlpDI/AAAAAAAAALw/o3kP0Pq-DHU/s320/IMG_6432.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-5050mT9EHqk/Tp2TZ0t41EI/AAAAAAAAALo/MBkdx9iA5kk/s1600/IMG_6437.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px 10px 10px 0px; width: 213px; height: 320px; float: left; cursor: pointer;" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5664845978159076418" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-5050mT9EHqk/Tp2TZ0t41EI/AAAAAAAAALo/MBkdx9iA5kk/s320/IMG_6437.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Konuşmak ne kelime, şakıyoruz. Şarkılar söylüyoruz, "şuraya bir kuş konmuş" ve bilumum tekerlemeleri söylüyoruz. Mesela "komşu komşu oğlun geldi mi, ne getirdi, incik boncuk, kime kime, sana bana..." diye giden favorilerimizden. Her yaşıtı gibi o da hafızaya sürekli atttıklarını şimdi yeri gelince hhoop diye çıkarıp yerinde kulanıyor. Bazen de bizi çok eğlendiriyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oynarken:&lt;br /&gt;- Anne sen şimdi gel, poponu aşağı indir burda, ben sandalyeye çıkayım, burdan tırmaniim sonra popondan sırtına, maymun gibi. Öyle bir operasyon yapalım yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku saatinden klasik diyaloglar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben şimdi uyumiyim, birazcık babayla Baby seyrediim, sonra hemen gelip uyim burda istersen, ne dersin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Deniz, kitap okuyalım gel.&lt;br /&gt;- Ben uyumucam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Denizcim, süt içer misin?&lt;br /&gt;- Ben uyumucam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben komik bişey yapınca:&lt;br /&gt;- Hahaha, bu anne ne komik ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyonda beğenmedeiği bir yetişkin kanalı açılınca:&lt;br /&gt;- Bu ne be?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisi komik bişey yapınca:&lt;br /&gt;- Şu işime bak anne , haha!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde birşeye şaşırınca ettiği laf bizi şok etti:&lt;br /&gt;-OH MY GOD! diye bağırdı basbaya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birşeyler anlatırken:&lt;br /&gt;- Falan filan falan filan ma ma ma. (ma ma ma nın ne olduğu konusunda bilgimiz yok!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de masal anlatmaya başladı bizimki:&lt;br /&gt;-Bir varmış, bir yokmuşş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde , develer tellal iken, pireler beber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar ikeeeen (buraya kadar hepsi tastamam!) bir .......... varmııış. (o sırada elindeki kitapta ne resmi varsa o.) Bu ........ annesine gidiyomuşşş. Annesi ona mama yediriyomuşşş.Bu masal da burda bitmişşşş...&lt;br /&gt;Yani sanırım masalı anlatmaktan çok başındaki "evvel zaman içinde.." kısmını söylemekten zevk alıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu aralar favori oyunlarımız "mış gibi yapmalar". Yani mesela "sen anne değilsin sen şimdi Denizsin ben de Deniz değilim Kaan abiyim" diyor ve sonraki büttüüün günlük diyaloglar bu şekilde. Bir kere 3 gün sürdüğü bile oldu bu oyunun.&lt;br /&gt;Bir de evde eline geçen irili ufaklı bütün kutuları elinde gezdirip "anne bak, içinde kedi var" diye bana gösteriyor. KEdiyi ordan bazen alıyor, seviyor geri koyuyor. Veya yemek yediriyor. Ben de aynısını yapıyorum onunla beraber. Ama birisi unutup o kutuya bir şey koymaya görsün!!! En ufak bir şey de koysan kıyamet kopma sebebidir : "Ama o oorda kediii vaaaarrrrr koymmmaaaaa!!!!!"  :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-8891825170582663711?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/8891825170582663711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/10/artik-basbaya-konusuyoruz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8891825170582663711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8891825170582663711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/10/artik-basbaya-konusuyoruz.html' title='ARTIK BASBAYA  KONUŞUYORUZ...'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-TmgOorWLbSY/Tp2TaAXlpDI/AAAAAAAAALw/o3kP0Pq-DHU/s72-c/IMG_6432.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3978049876812478258</id><published>2011-10-16T21:51:00.004+03:00</published><updated>2011-10-16T22:56:20.443+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><title type='text'>Farid Farjad Konseri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-o3kxnvPFm6U/TpsyDyGj1hI/AAAAAAAAALc/JU_luygnLXE/s1600/farid-farjad.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 312px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-o3kxnvPFm6U/TpsyDyGj1hI/AAAAAAAAALc/JU_luygnLXE/s320/farid-farjad.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5664175996918814226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dün Faird Farjad konserindeydik. Uzunca bir zamandır yapmadığımız bir güzellikti konsere gitmek. Farid Farjad benim için daha önce Emin'in evinde bulduğum, onun tavsiyesiyle dinlediğim ama o an modumda olmadığımdan herhalde, sıkıcı bulup dinlemeyi yarım bıraktığım bir Cd'den ibaretti. Dün itibarıyla ise çok daha fazlası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kemanı ağlatan adam" sıfatını fazlasıyla hak ediyor, hatta "kemanı konuşturan" veya "kemana ağıt yaktıran" bile denebilirmiş bence. Bir kemandan çıkabilecek her tür sesi kullanarak çalıyor sanki. Bu koşuşturmalı ve hep meşgul hayatımızda son zamanlarda kendimiz için yaptığımız en iyi şeydi bu konsere gitmek. Dinlerken kendimi hayata bir mola vermiş, ruhumu besliyor gibi hissettim. İnsan sanki böyle bir sanat eserinin kakrşısında insan olduğunu daha bir hissediyor, çünkü bu bizi diğer bütün canlılardan ayıran bir beceri dedim kendi kendime. İşte bu "SANAT" dedim. İnsanoğlunun dehasından başka birşey değil. Bunu yapmak, yaratabilmek müthiş bir deha, hissetmek ve bununla ruhunu doyurabilmek ise büyük bir lütuf.&lt;br /&gt;Emin "konseri dinle bak, sonunda CDsini almak isteyeceksin" demişti başlarken, ben ise keman çalmayı öğrenmek istedim. Hep istediğim birşeydi aslında bir enstrüman çalmayı öğrenmek, bilmem ki 31 yaş çok mu geçtir :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Benzeri bir duyguyu Amsterdam'da Van Gogh müzesini gezerken zeytin ağaçları resimlerinin önünden ayrılamadığımda yaşamıştım. Ne var ki sanırım resim bu anlamda daha anlaşılması, algılanması zor. Bir kere o orada olsa ve yıllarca dursa da sen bakmadığın sürece göremezsin, ve senin için yoktur. Bakman, fark etmen ve baksan da bir de "görmen" gerekir. Oysa müzik senin onunla ilgin olmadığı bir anda bile kulaklarından girer içine ve benliğini kaplayıp seni kendine çeker. Bir yolunu bulur, bazen farkında bile değilken seni içine çekiverir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farid Farjad'ın hüzünlü ve bazen de neşeli kemanı da bizi çepeçevre sardı, sarmaladı, insan olduğumuz için şükrettirdi. Bu kadar bam telimize dokunabilmesinin bir sebebi de şüphesiz İranlı olmasından dolayı ezgilerinde bulunan oryantel tınılardı diye düşünüyorum. Bir batılı müzisyenin kemanından bu kadar etkilenir miydik, bilemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığım "insanlık" duygusunun tam tersini ise Farid Farjad konserinin sonunda yaşattı bana. Çaldıklarıyla değil, anlattıklarıyla. Tabii bizim dinleyebildiklerimiz, kendisi de İranlı olduğu için  fazlasıyla duygulanan tercümanın gözyaşlarının izin verdiğince çevirdikleriydi.Özetle şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;Ben İstanbul'a defalarca geldim ve çok güzel bir şehriniz olduğunu düşünüyorum. Buraya olan aşkım çok eskilere dayanır. Yıllardır Amerika'da yaşıyorum. Ama vasiyetimde buraya, Türkiye'ye gömülmeyi istedim. Çünkü beni burada seviyorlar. Kendi ülkeme ise giremiyorum. Onlara da kemanımla mutluluk ve sevgi götürmek istiyorum ama onlar bundan korkuyorlar. &lt;br /&gt;Orada sevgi günah. &lt;br /&gt;Orada müzik günah. &lt;br /&gt;Memleketimde anneler bebeklerine ninni söylemeye korkar hale geldiler. &lt;br /&gt;Bundan büyük bir facia yoktur. "&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3978049876812478258?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3978049876812478258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/10/farid-farjad-konseri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3978049876812478258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3978049876812478258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/10/farid-farjad-konseri.html' title='Farid Farjad Konseri'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-o3kxnvPFm6U/TpsyDyGj1hI/AAAAAAAAALc/JU_luygnLXE/s72-c/farid-farjad.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3793537029352903993</id><published>2011-09-18T02:04:00.004+03:00</published><updated>2011-09-18T10:45:28.589+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ı Ivır Zıvır'/><title type='text'>Kaybedenler Kulübü Film Müzikleri 13-14-18.  Hele 13 ve 18!</title><content type='html'>Uzun zamandır ihtiyacım olan şey buymuş!&lt;br /&gt;Kalbim titredi.&lt;br /&gt;Ruhum silkinip kendine geldi.&lt;br /&gt;İçimde sel gibi bir şeyler taştı, duvarları yıktı.&lt;br /&gt;Canım istiyor ki tekrar tekrar dinleyeyim,&lt;br /&gt;                                ağlayayım,&lt;br /&gt;                                tutkuyla delice sevişeyim,&lt;br /&gt;                                gözlerimi kapatıp kendimden geçeyim,&lt;br /&gt;                                sürekli dinleyeyim onları,&lt;br /&gt;                               ama hiç bıkmayayım...&lt;br /&gt;Sadece gece, müzik ve ben. &lt;br /&gt;Uyumayayım,&lt;br /&gt;Karanlıkta aksın müzik içime,&lt;br /&gt;Ben müziğin içinde kaybolayım veya.&lt;br /&gt;Öyle yoğun ki sanki ona dokunabilirim.&lt;br /&gt;Birazcık daha açsam sesini olacak!&lt;br /&gt;Gidin bütün günlük tasalar, endişeler, görevler, gidin!&lt;br /&gt;Bizi yalnız bırakın&lt;br /&gt;Sadece gece, müzik ve ben.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3793537029352903993?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3793537029352903993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/09/kaybedenler-kulubu-film-muzikleri-13-14.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3793537029352903993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3793537029352903993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/09/kaybedenler-kulubu-film-muzikleri-13-14.html' title='Kaybedenler Kulübü Film Müzikleri 13-14-18.  Hele 13 ve 18!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-2107224140515298166</id><published>2011-08-19T12:58:00.002+03:00</published><updated>2011-08-19T13:17:04.039+03:00</updated><title type='text'>Arkaya Dönük Bebek Koltuğuna Veda!</title><content type='html'>Geriye dönük koltuk alırken ne çok düşünüp araştırdığımı blogu izleyenler bilir. Şüphelerim olmasına rağmen sonunda daha güvenli olanı seçmenin rahatlığı ağır bastı ve geriye dönük seyahate karar verdim. Tabii diğer bu tip koltuk seçenler gibi ben de sürekli tanıdık tanımadık insanlardan "niye bu çocuğun koltuğu böyle, midesi bulanacak!" cümlesiyle milyon kez karşılaştım. Neyse ki mide bulantısı veya başka bir problem yaşamadan uzunca bir süre seyahat etti deniz. İstanbul'dan Antalya'ya ve Manisa'ya gidiş dönüşleri sorunsuz geçirdik. Hem de kaç kez. Ama son günlerde, sen bir aydır falan, Deniz araba koltuğuna oturmayı çok feci bir şiddetle reddetmeye başladı. Hatta işi büyüttü ve ben araba kullandığım, anneannesinin yanında oturduğu bir gün çıllgınca ağlayarak beni yanına istedi. Mecbur annem arabayı kullandı, ben hanfendiyi kucağıma aldım. Zaten bu durumlarda baştan hata yaptık, onu da kabul ediyorum. Ağlıyor diye 1-2 kere kucağa alırsanız olay bitmiştir, artık dizginleri çocuğun eline kaptırmış oluyorsunuz. Ben bu hatayı yaptım, aman siz yapmayın. Gelin görün ki hiç bir ikna veya korkutma çalışması, başka çocukları örnek gösterme, polisin bizim ricamız üzerine Deniz'e kızıp oturması konusunda uyarması falan, hiçbir şey işe yaramadı. Deniz kesinlikle koltuğu reddediyordu. Sonunda Çeşme dönüşü zorla oturtup ağlasa da zırlasa da kemerlerini bağladım. Zaten bir süre sonra bitmez gibi görünen ağlama sona erdi, hatta kendisine yaptığım oyunlar sonunda gülüp eğlenmeye bile başladı. Bİr-Birbuçuk saat güle oynaya gittikten sonra ani bir "anne al" krizini gene kucağıma almadan geçiştirdim ve kocaman bir kusmukla ödüllendirildim! O andan sonra da koltuğa oturtunca her seferinde kusmaya başladı. Analdık ki bir buçuk sensedir olmayan problem birden başlamış: Denizin geri geri gitmekten midesi bulanmaya başlamıştı. Başka çıkış olmadığını görünce öne dönük bir sonraki boy koltuğua geçiş yapmaya karar verdik. Bir sonraki boy 15-36 kiloymuş, Deniz de 14,5 kilo ve 96 cm. oldu. Yani olmaz değil. &lt;br /&gt;Normal insanlar gibi, çok ince eleyip sık dokumadan, kafayı yemeden Joker ve ebebek mağazalarını gezip bir iki modele Denizi oturtup hemen karar verdik. GÜvenlilk testlerinden daha yüksek puanlar alıp "en güvenli" olarak tavsiye edilmesine rağmen kafalık kısmı biraz bunaltıcı görünüyor, ilerde Deniz sıkılıp oturmak istemeyebilir diye düşünerek Römer almadık. Maxi Cosi'nin bu sene çıkardığı güzel, ferah, kırmızı koltuğu seçtik. Deniz şu an çok severek ve beğenerek kendisi biniiyor koltuğuna. Anne baba kemeri bağlıyor olduğu için de ayrıca gururlu. (Bu boy koltuklarda normal kemer özel bir yuvadan geçirilip bağlanıyor) .  Ön koltukta kimse oturmadığı zaman koltuğun kafalığını çıkarıyorum, ön tarafı da apaçık görüyor. Bana "anne büyük kamyon gördüm, anne yeşil ışık yandı, anne mavi arabada abi gördüm" diye kopilotluk yapıyor :) Umuyorum bu heves ve mutluluk geçici olmaz, hevesi geçince gene kriz çıkmaz. Ama çıksa da dersimi aldım, yeni koltuk bu konuda yeni bir tutumun başlangıcı olacak. Artık bahane yok, kucağa gelinmeyek! Mide bulatısı gene başgösterirse doktorumuzdan bir ilaç istenecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese güvenli seyahatler. Umarım bebek koltuklarımızın güvenliğini test etme durumuyla hiç karşılaşmayız! &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-2107224140515298166?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/2107224140515298166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/08/arkaya-donuk-bebek-koltuguna-veda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2107224140515298166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2107224140515298166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/08/arkaya-donuk-bebek-koltuguna-veda.html' title='Arkaya Dönük Bebek Koltuğuna Veda!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6183923513210043470</id><published>2011-05-19T16:52:00.001+03:00</published><updated>2011-05-19T16:52:27.223+03:00</updated><title type='text'>Bağlar Ve Dağlar</title><content type='html'>Bağlar ve dağlar&lt;br /&gt;Evet, istiyorum. Karar verdim ki ben bağda veya dağda bir ev istiyorum. Daha da iyisi Manisa’daki üzüm bağları,  hem bağ hem dağ havası. Haydi o kadarı olmasın, bir arsası içinde olsun meyveli sebzeli. Deniz meniz , manzara falan peşinde de değilim ha, ayağım toprağa bassın, kızım oyun hamuru yerine çamurlarla oynasın, ağaca tırmanıp meyve toplayayım, çimen ve toprak kokusu alsın burnum. İşte budur.  Buraya gelmeden önce çok gözümde tütmüştü zaten doğa. Bana böyle olur  zaman zaman. Şehir üstüme üstüme gelir. Sadece betonuyla binasıyla trafiğiyle değil, şıklığıyla, yapaylığıyla, gösterişiyle, para hesap kitabıyla alışkanlıklarıyla gelir.  Aslında garip, duyan da beni doğanın kucağında yaşayıp şehre sonradan gelmiş de alışmakta zorlanıyor sanır! Alakası yok, ama öyleymiş gibi hissederim  işte.  Bu aralar en kafamı kurcalayan meseledir, Deniz’in  bilgisayar-okul-ev-dersane-özel ders-tüketim çılgınlığı döngüsü içinde yaşayan bir çocuk olmamasını sağlamak isteğim. Kendim de bu döngünün benzerinin içinde kaybolmuş bir yetişkin olmak istemiyorum. &lt;br /&gt;İstiyorum ki doğayı seven ve tanıyan bir çocuk yetiştireyim. Ama senede bir okulla “organik tarım” gezisine giderek veya havyaları hayvanat bahçesinde ziyaret ederek değil. Nasıl anlatayım, bunlar onun hayatının doğal bir parçası olmalı. Benim hayatımın da. Hayatımızın bir kısmını, ne bileyim belki birkaç ayımızı geçirebileceğimiz, hafta sonları gidebileceğimiz bir kır-bağ-dağ vs evi. Bir büyük bahçe. Belki de tekrar üniversite yıllarındaki gibi kampçılığa başlamalıyım? Maaile. Denizle beraber çadırı alıp her seferinde başka bir doğa parçasını bahçemiz yapsak..  &lt;br /&gt;Neyse, hayali bırakalım, daha küçük ve gerçekçi hedeflerle başlayalım.  Mesela İstanbul’a yakın ama doğa ile iç içe bir kulübe edinmek.  Aklımız estikçe kolayca gidip gelebileceğimiz, lüksten uzak. Sonra şu işler güçler bir düzene girsin, ne olacağımız belli olsun da belki İzmir’e yerleşiriz. Hem Ege’nin denizine, doğasına yakın, hem küçük şehir, hem büyük.  Aman zaten bu İstanbul iyi hoş da eziyetinden ve zorluklarından başka nesini yaşıyoruz ki allasen?&lt;br /&gt; Ama şimdilik, bu yolda en kolay hedefi koyayım önümüze.  Evi bahçe içinde olan arkadaşlar, bekleyin, her hafta sonu birinizdeyiz!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6183923513210043470?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6183923513210043470/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/05/baglar-ve-daglar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6183923513210043470'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6183923513210043470'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/05/baglar-ve-daglar.html' title='Bağlar Ve Dağlar'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-2281244963486463827</id><published>2011-05-17T17:55:00.003+03:00</published><updated>2011-05-19T16:44:33.861+03:00</updated><title type='text'>Konuşmaya Başlama Sürecinden Şirin Notlar</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;/14 Nisan'da aldığım bir not/&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Deniz'le beraber kuzeni Ada'yı anaokulundan almaya gittik. Bizimki Ada ablasına bayılıyor, Ada'ya gideceğiz deyince hemen kendi ellerini tutup "el ele, el ele. Ada" demeye başladı. Giyinmeyi, araba koltuğuna oturmayı itirazsız kabul etti, bir de oturunca "oturdummm" dedi. Ama asıl matrak laf Ada ile anaokulunun bahçesinde oynarken Deniz'in ettiğiydi. Ada biraz oynayıp bize "terledim" dedi ve üzerindeki montu çıkardı. Deniz bu olayı ilgiyle izliyordu, anladım ki kaydediyor. 15 dakika sonra bizimki montunu çekiştirerek bana bakıp şöyle şeyler söylüyordu "teleli, tedil, tiden" Anlaşılan Ada'nın montu çıkarmasına izin vermemizi sağlayan kelime neydi, tam hatırlayamamış :) Gel de izin verme!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;/21 Nisan'da aldığım bir not/&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Mimikler ve vücut dili olmadan tam olmayacak ama Denizle diyalogumuz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne, tata. (popoyu göstererek)&lt;br /&gt;Kaka mı yapıyorsun? &lt;br /&gt;Tata. Bebek?&lt;br /&gt;Bebek de mı kaka yapıyor? &lt;br /&gt;Yok. Tata Deniz. Bebek çiş.&lt;br /&gt;Peki kaka bitti mi? &lt;br /&gt;Yok. Daha.&lt;br /&gt;Deniz tatayı nereye yapıyor?&lt;br /&gt;Beze.  &lt;br /&gt;Evet aferim . (Zorlandığını görünce) iiiihhhhh yap hadi ! &lt;br /&gt;İiihhhhhjj.  Oldu! &lt;br /&gt;Bitti mi?&lt;br /&gt;Bitti. Anne miyu miyu. (lehçe bici bici nin karşılığı) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani kızım artik derdini anlatıyor ve sorulara kısa cevaplar veriyor. Çok eğlenceli zamanlar yakın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;/17 mayıs, bugün/&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise tarih 17 Mayıs ve deniz artık daha komplike cümleler kuruyor, güzel güzel konuşuyor. Mesela "anne elimi tut" "anne başka etek giydi" "emin bey geldi" cümleleri son günlerde onun ağzından duyup "vay kızıma bak" dediklerim. Bir de "pardon"u ve "ben de"yi çok doğru sekilde kullanıyor, ona bayiliyorum. :)     &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-2281244963486463827?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/2281244963486463827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/05/21-nisanda-aldgm-bir-not-mimikler-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2281244963486463827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2281244963486463827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/05/21-nisanda-aldgm-bir-not-mimikler-ve.html' title='Konuşmaya Başlama Sürecinden Şirin Notlar'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-2825762140407233473</id><published>2011-05-06T20:16:00.004+03:00</published><updated>2011-05-06T20:53:11.456+03:00</updated><title type='text'>Manisa'da Olmak</title><content type='html'>Bir haftadır Manisa'dayız. Normalde yaz tatillerinde Çeşme'ye gitmeden önce bir,en fazla iki günlüğüne uğradığımız baba memleketine bu sefer sadece babaanneyi ziyarete, rahat rahat kalmaya geldik. Hem de çok sıcak olan yaz mevsiminde değil her yerin yemyeşil olduğu, sıcacık havada yaz yağmurlarının tıpır tıpır camlara vurduğu, dağdan mis gibi orman havası yüklü hafif rüzgarların estiği bir bahar mevsiminde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmeyenler için belirteyim: Manisa Spil Dağı'nın eteklerinde kuruludur. Muhteşem Yüzyıl ile hayatımıza giren ve bu aralar çok gündemde olan Kanuni'nin ve bir sürü padişahın henüz şehzadeyken yaşadığı ve eğitim gördüğü "şehzadeler şehri" dir burası. Bir meşhur sakini de Manisa Tarzanı diye bilinen en eski çevre aktivistlerinden Ahmet Bedevi. Doğrusu ben Emin'le evlenip Manisa ile tanışmadan önce Manisa Tarzanı'nın gerçekten yaşamış biri olduğunu bilmiyordum. Bir film kahramanından başka birşey olmadığını sanıyordum. Meğer Ahmet Bedevi, hayatı boyunca üzerinde bir şort ile dağda yaşamış ve Manisa'yı ağaçlandırmak için çok çabalamış, 1963 te hayatını kaybetmiş bir çevreciymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir Ege şehri hayatını bir hafta  hem turist gibi, hem de arabamla ilgili halletmem gereken bazı bürokratik işlemleri (ayrı bir yazı konusu) burada halletmem gerektiğinden bir Manisa'lı gibi yaşadım. İşte izlenimlerim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Banka, vergi dairesi, belediye gibi kurumlardaki işlerinin tamamını yürüyerek yarım günde halledip üzerine bir de çocuğunu parka götürüp akraba ziyareti yapabilirsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Mesafe yakınlığından başka bir avantaj her yerde bir tanıdık bulma ihtimalinizin yüksek olması. İşler daha çabuk hallediliyor tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sağımız solumuz önümüz arkamız park. Çocuklar için şahane!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir hastalık, bir problem mi oldu? Akrabalardan biri pazar alışverişini yapıp getiriverir, biri sabah ekmeğini alıverir, biri börek sarar getirir, biri doktora götürüverir... Yaşlılar için şahane! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Burada parklardaki çocuklar çok daha kuduruk mu, bana mı öyle geldi? Sanki İstanbul parklarındaki çocuklar daha sakin oynuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kesin olan bir şey var ki buradaki parklarda daha yaşı büyük çocuklar görmek mümkün. İstanbul'da 11-14 yaşlarındaki çocuklar ya bilgisayar ya ders başında olduğundan herhalde, parka falan gitmez. Gitmeyi "çocukça" görür sanırım. Burada o yaş grubu hala parkta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sokakta köşeyi dönünce karşına yemyeşil dağ yamaçları çıkıvermesi harika bir manzara! Bazen yeşil bazen gri, başı bazen bulutlarda görünen dağ manzaraları şahane!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ara sokaklarda ciddi bir park problemi var, iki yana park etmiş arabalar yüzünden araba kullanmak çok zor geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Deniz burada aile sevgisi sağanağından sarhoşa döndü. Alabildiğine şımardı. Umarım dönüşte normal hayatımıza dönmekte zorlanmayız!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-2825762140407233473?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/2825762140407233473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/05/manisada-olmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2825762140407233473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2825762140407233473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/05/manisada-olmak.html' title='Manisa&apos;da Olmak'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-688723392242265099</id><published>2011-04-27T14:51:00.003+03:00</published><updated>2011-04-27T15:12:46.920+03:00</updated><title type='text'>Büyük Devrim Günleri- Çişler Kakalar Klozete!</title><content type='html'>Hayatımızı değiştirecek, içten içe dört gözle beklediğim büyük devrim gerçekleşiyor ! Deniz çişini ve kakasını söylemeye başladı ahali! Hem de ben düzenli bir çaba göstermedim bile. Sadece 5-6 ay önce Ada ablasının bize transfer olan  lazimligini temizleyip klozetin yanına koydum ve Deniz'e "Bak burası anneyle babanın tuvaleti. Biz çişi kakayım buraya yapıyoruz ya, istersen sen de buraya yapabilirsin. Bu da senin tuvaletin" gibi basit bir açıklama yaptım. Zaten beni de babasını da tuvalette görmeye alışıktı. Anlamış gibi baktı, ben de "hadi gel otur istersen" dedim. İstemedi. Israr yok. Tuvaletten çıktık. Sonra her tuvalete girişimde ona (zaten hep peşimden geliyordu) kendi lazimliğini gösterip aynı hatırlatmayı yaptım. Bir süre sonra korkak ve tedirgin, giyinik olarak oturdu. Sonra pantalonunu çıkarıp bezle oturmayı ve çıplak oturmayı da kabul etti. Ama bunlar uzun süreçlerdi ve düzenli ilerlemediler yani bir iki kez çıplak oturup sonra giyinikken bile oturmayı reddettiği oldu mesela. İpc'den Sinem hanımın ve internetteki okuduklarımın konuyla ilgili tek önemsedikleri ve üstüne basa basa tekrar ettikleri kilit noktası şuydu: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Asla zorlamayın"&lt;/span&gt;. Ben hep &lt;span style="font-style:italic;"&gt;teklif var ısrar yok&lt;/span&gt; yaptım. Hatta bazen teklif de etmedim. Sonra bir ara belki bize özendiği için klozete oturmayı tercih eder diye klozet oturağı aldım. Onu gerçekten de daha eglenceli buldu, oturup oturup "anne baba" dedi. Yani anne baba gibi oturuyorum demek istiyor diye tercüme ettim kendince. Ama son 2 aydır falan birkaç günde bir oturup cis kaka beklememize ragmen hiç gelmediler. Biz de " olsun sonra belki gelir" deyip kalktık hep. Ta ki gecen hafta bir aksam tam oynarken kaka kaka diyene kadar. Genelde yaptıktan sonra rahatsız olup söylüyor oldugundan altını degisitrmek için banyoya götürüp altını actım. Aa aaa,  kaka yoktu. Ama bizimki klozeti gösterip "kaka kaka", pardon "tata tata" demeye devam ediyordu. "Alla Allah" deyip oturttum. Hiç de beklemiyorken "plop plop" diye suya düşen kaka sesi duyunca nasıl sevindim tahmin edemezsiniz! Çok abartmadan alkış, sevinç ve tebrik sonrası Deniz bitti dedi indi, kakasına bakıp "ba baay" diyerek el salladı ve benim şaşkın bakışlarım arasında sifonu çekti. İste Deniz'in ilk kakası sehir kanalizasyonundaki yerini böylece almış oldu :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sanmayın ki böylece bezsiz günlere geçiş yaptık. Bu kaka yapışı ilk ve son oldu. Bir süre aynen beze yapmaya devam etti. Ama genelde bez takmaktan aşırı rahatsız olmaya başladı. Sürekli bezi çekistirip "anne çıkart" dedi, ben de çıkardım. Bir iki (belki de daha fazla) pantalonunun paçalarına cis veya kaka doldurma vakasından sonra çişini de kakasını da söylemeye kendiliğinden başladı. Şimdi bazen çis tuvalete koşturana kadar biraz kaçıyor ama genelde aksiyon başarılı. Başka odada yalnızken kukusunu iki eliyle tutarak "Nanu çis! Nanu çiş!" diye koşarak mutfağa gelmesini Nuran Hanım anlata anlata bitiremiyor! Sonuçta 3-4 gündür Deniz gündüz bez bağlamıyor. Dışarı çıkarken ve uyurken hariç tabii. Geceleri çok su içen ve çok cis yapan bir bebek olduğu için geceyi nasıl halledecegimi hiç bilmiyorum. Ama acelem yok. BU aşamaya da uzunca bir sürede, hiç zorlamadan geldik, geceyi de böyle böyle çözeriz herhalde. &lt;br /&gt;Yazı pişiksiz, bezsiz, kakalarla muhatap olmadan geçirebileceğim için çok mutluyum! Haydi ben neyse de, Deniz çok rahat edecek çookkk!     &lt;br /&gt;   &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-688723392242265099?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/688723392242265099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/04/hayatmz-dgistirecek-icten-ice-4-gozle.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/688723392242265099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/688723392242265099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/04/hayatmz-dgistirecek-icten-ice-4-gozle.html' title='Büyük Devrim Günleri- Çişler Kakalar Klozete!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-2501674096102362568</id><published>2011-04-27T10:56:00.002+03:00</published><updated>2011-04-27T11:07:00.704+03:00</updated><title type='text'>Şükür Bloğumuza Kavuştuk !</title><content type='html'>Bir gün yazmak için blogu açıp karşımda "mahkeme kararıyla kapalidir" diye bir yazı gördüğünde yaşadığım soku nasıl anlatsam? Birden gözümün önüne gönderdiğim bütün postlar ve gelen yorumları getirmeye çalıştım. Annelikle ilgili bir blogda kapatacak ne bulacaklar falan diye saçma saçma düşünürken ( tabii bu aslında insanın gizli gizli kendini ne kadar önemsediği ve buyuttugu ile ilgili bir göstergedir. Devlet polis mahkeme neyse, işi yok senin sitenle uğraşacak!) aklıma başka blogları kontrol etmek geldi neyse ki. Baktım hepsinde bu durum var , kendi kendime baya güldüm tabii. Neyse sonra Google haberlerinde arama yapıp meseleyi öğrendim. Mehre Google'ın telif yasasına uygun davranmayan bir blogu yüzünden bizim muthis yargı sistemimiz butunnnnn Google bloglarını kapatmış! Hey yarabbi! Beklemekten başka yapacak bir şey yoktu. Bir de elimizdeki bir şeyi kaybedince degerini anlarız ya, bir post yazasım geldi ki o aralar, sormayın! Yazamayacagim ya, sırf ondan. Yok yok, sırf ondan değil, biraz  yenilik ve gelişmeler de var malzeme çıkaran bana. Neyse iste, sonunda 1 ay kadar mı surdu, biraz daha mı fazla bilemiyorum, tekrar kavuştuk kendi sanal coplugumuze. Haydi o zaman ötelim!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-2501674096102362568?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/2501674096102362568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/04/sukur-blogumuza-kavustuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2501674096102362568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2501674096102362568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/04/sukur-blogumuza-kavustuk.html' title='Şükür Bloğumuza Kavuştuk !'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6350553112472558279</id><published>2011-04-27T10:54:00.003+03:00</published><updated>2011-04-27T12:10:21.755+03:00</updated><title type='text'>Yalnızlığa Çare</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;-aslında 8 Nisan'da, büyük blog yokluğu döneminde, sonra yayımlanmak üzere  iphone'a yazılmış yazidir-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yazı yazasım var. Aslında yazıp yazıp sosyal paylaşım yapasım var galiba. Bunun sebebi sanırım 3 aksamdir kocamın sehir dısında olması ve Deniz uyduktan sonra 2 çift laf edecek kimsemin olmaması. Neyse ki kızım artık bana arkadslik edecek kadar büyüdü. Uyku vakti gelene kadar sıkıntı dağıtmak için kendimizi disari atıp gezebiliyor, kitapçıda oyalanip kitaplar alabiliyor, aksam yemeği yiyip sonra barda birer içki (!) icebiliyoruz. Üstelik başka herhangi bir arkadaşımla gitsem bu kadar genc ve yakışıklı barmen ve garsonun ilgi odağı olmayacağımız kesin :) Şaka bir yana gercekten herkesten bir sempati, bir ilgi. Deniz ilgi odağı olmaktan son derece memnun, ben yalnızlıktan kurtulduğum iki çift laf edecek birini bulduğum için. Gerçi bu sekilde muhabbet sadece ve sadece deniz ve karşımızdaki insanın varsa cocuğu etrafında donüyor ama ben hiç şikayetçi değilim zaten bu aralar öyle bir durumdayım ki herkese sürekli Deniz'in fotograflarını göstermek ve marifetlerini anlatmak istiyorum. Kızıma hayranlığım ve tutku seklinde askım her gün artıyor. Kocama da öyle. Memnun olmasam da itiraf etmeliyim ki her hafta 2-3 gece ayrı kalmak evliliğe özlem unsurunu ekleyerek duyguları canlandırıyor, yoğunlastiriyor.&lt;br /&gt;Bana su an yaşadığım hayatla ilgili yapacak tek şey kalıyor: şükretmek. Binlerce kez.      &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6350553112472558279?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6350553112472558279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/04/aslnda-8-nisanda-buyuk-blog-yoklugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6350553112472558279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6350553112472558279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/04/aslnda-8-nisanda-buyuk-blog-yoklugu.html' title='Yalnızlığa Çare'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6067750361271032064</id><published>2011-02-26T15:49:00.008+02:00</published><updated>2011-02-26T17:55:38.104+02:00</updated><title type='text'>Servikal Yetmezlikte Kafa Karıştırıcı Doktorlar</title><content type='html'>Hamileliğimde servikal yetmezlik tanısıyla bir serklaj (rahim ağzına dikiş atılması) operasyonu olduğumu ve bir süre yatıp sonra normal bir hamilelik geçirdiğimi önceki postlarımı okumuşsanız bilirsiniz. Bu blogu yazmaya başlarken bu konuda internette çok az kaynak bulabilmiş olmam ve ihtiyaç duyduğum paylaşımı kimseyle yapamamam çok önemli bir sebepti. Şimdi görüyorum ki çok haklı bir sebepmiş! Benim yaşadıklarımın benzerini, hatta çok daha kötüsünü yaşayan ne kadar çok anne adayı varmış! Bebeklerini arka arkaya kaybedenler mi isterseniz, bebeğini kaybetmemek için arka arkaya birkaç dikiş atılan mı... Ve bu zorlukları, üzüntüleri yaşayan herkesin ortak sıkıntısı internetteki bilgi yetersizliği. &lt;br /&gt;Şimdi diyeceksiniz ki "Ne gerek var bu kadar internetten araştırmaya, her şeyi bilmeye çalışmaya, mevcut kaba taslak bilgilerle yetinip doktorunuza güvenmeniz gerekmez mi?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki iş o kadar basit değil. Bakın Servikal yetmezlik postuna gelen yorumlardan birinde, tüp bebek yöntemiyle zar zor sahip olduğu bebeğini kaybetmiş olan "Adsız" durumu ne kadar açık ve net anlatmış: &lt;br /&gt;"...Bu aşamada maalesef her doktordan farklı bir yaklaşım alan biri olarak son çareyi kendi araştırmalarımla bulmak ve ne yapılması gerektiğine maalesef kendim karar vermekte buldum.&lt;br /&gt;Hayatımın son 5 yılında bir çok farklı operasyona maruz kalmış, zaten normal yollardan bebek sahibi olamamanın yanın da bir de farkedilmemiş risklerle karşı karşıya kalan biri olarak her defasında farklı bir sonuçla yüzyüze kalıyorum. En kötüsü de bir doktorun önerisini diğerinin kabul etmemesi, dahası her yapılanın gerçekten de gerekli olup olmadığının şüphesine düşülmekte."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı durumla ikinci kez hamile kalınca ben de karşılaşmıştım. Kendi doktorumdan başka birinden daha bu hamileliğin risklerini vs duymak istedim ve başka bir doktordan, saygın bir hastanenin prof. doktorundan randevu aldım. Görüşmemeizde durumumu anlatıp kendisinden bilgi-fikir-yorum istediğimi anlattığımda ilk gözlemim burnundan kıl aldırmayan , biraz ukalaca tavırları oldu. Haydi bu kişilikle, egoyla ilgili bir şey, çok önemli değil. Fakat söyledikleri de bir o kadar ilginçti. Doktorumun ilk hamileliğimde koyduğu servikal yetmezlik tanısına katılmadı. Farklı yönde bir tahmini veya tanısı olduğundan değil. Sadece "benim hastam o haftada o kadar rahim açıklığı ile gelse ben hiç birşey yapmam, bu gayet normal bir açıklıktır, ancak durumu gözlemler ve belki biraz istirahat önerirdim" dedi. Servikal serklaja gelene kadar iğneler var kasılmayı önleyen, onlardan yapılabilirdi" dedi.  Sanki çok erken,gereksiz ve bilinçsiz bir operasyon geçirmişim gibi konuştu. Hatta doktorumun bunu muhtemelen para için yapmış olabileceğini ima etti ve benim doktorumu neye göre seçtiğimi sorguladı! Bana "acaba güler yüzlü olup sırtınızı sıvazlıyor olduğu için mi kendisini seçtiniz" gibisinden küstahça bir cümle bile kurdu! Zaten her halinden belliydi ki, bu profesör profesör olmuştu ama hastası ile güler yüzlü olup evet, sırtını sıvazlamanın, samimi ve empatik olmanın önemini hiç mi hiç öğrenememişti. Neyse ki benim doktorum (evet sempatik ve güler yüzlü olmakla beraber) iyi bir okuldan mezun, kendini pek çok eğitim ve sertifikayla geliştiren, gazete dergilerde yazıları olan, ve yakınımda birden fazla kişinin birbirinden habersiz gidip hep "çok iyi" yorumlar yaptığı bir doktor olduğundan, bir oparasyon parası uğruna mesleki itibarını hiçe sayamayacak kadar tok ve akıllı olduğundan bu imalar kafamı hiç karıştırmadı. &lt;br /&gt;Ama bu profesör doktor, servikal yetmezlik tanısı olup serklaj yapması için benim geçmişte 1-2 bebeğimi kaybetmiş olmam gerektiğini söyleyince ben isyan ettim! Tabii binbir hevesle ve bazen güçlükle o bebeği yapıp sonra kaybeden kendisi değil! Onun için herşey o kadar basit. Bilemiyorum, belki de literatürde bu söylediğinin doğruluk payı var... Belki tam tanı için böyle bir geçmiş gerekli. Ama bu çok empati yoksunu, insanlar için (özellikle anne adayları için) bir bebeği kaybetmenin acısına çok yabancı ve umursamaz bir yorum gibi geldi bana. Belki başka opsiyonlar da vardı, belki farklı ihtimaller vardı, ama sonuçta bu ihtimallerden biri (hem de büyük bir oranda) bebeğimi kaybetmemdi ve diğer ihtimalleri bekleyip bizi riske atmayan, emin olmak için bebeğimi kaybetmemi beklemeyen doktoruma müteşekkirim. Tıp literatürü ne derse desin.  Benim ikinci hamileliğim tamamen farklı sebeplerle sona erdi, ama bir üçüncüsü veya dördüncüsü olduğunda bebeğimi gene Erhan doktora emanet etmeyi düşünüyorum. Ve evet, seçimimde o profesörün küçümsediği ve kendisinde bulunmayan güler yüzün ve rahatlatıcı tavırların da fazlasıyla etkisi var ve bu gayet olmazsa olmaz bir kriter bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta her doktor sadece bu konularda değil, tıbbın her alanında farklı görüşlere ve uygulamalara sahip. Bebek bakımı konusunda bile hepsi de mesleğinde gayet yetkin olan doktorların birbirinden farklı şeyler söylediğini ve uyguladığını duymuyor muyuz? Sanırım önemli olan hayat görüşünüze, ruhunuza da hitap eden, konuşabildiğiniz ve güvenebileceğiniz bir doktora denk gelmek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6067750361271032064?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6067750361271032064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/02/servikal-yetmezlikte-kafa-karstrc.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6067750361271032064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6067750361271032064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/02/servikal-yetmezlikte-kafa-karstrc.html' title='Servikal Yetmezlikte Kafa Karıştırıcı Doktorlar'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-1932509728721094879</id><published>2011-01-25T15:51:00.005+02:00</published><updated>2011-01-26T17:17:21.929+02:00</updated><title type='text'>Unutmamak İçin</title><content type='html'>Yıllar geçip "Deniz kaç yaşında konuşmuştu" diye soranların yüzüne bön bön bakmamak için, şimdi hiç unutmazmışız gibi gelen ama çok yakında yeni gelişmelerin heyecanıyla aklımızdan silinip gideceği kesin olan ilk kelimelerden bahsetmek istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz'in ismini bilip gördüğünde adını söylediği şeyler:&lt;br /&gt;At, çiçek, diz, ip, çiş, anne, baba, mama, düt(süt), yayu(yağmur), kayu(oyuncak kayu), nanu (Nuran), ptapta (balık), bapta (babça,yani Lehçe anneanne), dede, havhav, miyav, bızzz (arı), brrr (araba), çay, bal, aya (ayak), cısa (sıcak), mu (muz), çufçuf (tren), babaay, ban (babaanne), hala, bebe, bez, hoppa, bam(düşmek), hadi, ema (elma), dum (apartmandaki duman adlı kedi), abi, bom (balon), pop (top)  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyebilşdikleri bu kadarken, anladıkları aldı yürüdü. Artık komplike cümleleri bile anlayıp yapması gerekeni yapıyor, veya itiraz ediyor. Arık yanında konuştuklarımıza dikkat etmemiz gereken bir döneme girdik resmen :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku durumunda da bir değişiklik oldu son zamanlarda. Takip edenler bilir, bizim Deniz'le en büyük problemimizdir uyutma şekli. Kısa süre öncesine kadar kucakta gezdirerek uyutuluyordu ve tabii ki bel ağrısı ve sinir bozukluğu had safhadaydı bende. Şimdi yılbaşında Manisa'ya halasının evine gittiğimizde planlamadığım halde aniden başladığım bir yönteme döndük. Yatağa (benim yatağıma) yan yana yatıyoruz (tabii önce banyo-pijama- kitap-biberonda süt rutinimiz var) ben ona şarkı türkü ninni söylüyorum ve uyuyor. Sonra onu alıp yatağına koyuyorum. İlk 2 hafta hem gece hem gündüz bir 10 dakika kadar ağlama, kalkmak isteme, evde kim varsa ona seslenme şeklinde itirazları oluyordu, sonra be ısrar edince birden uyuyordu. Şimdi 2-3 gündür maşşşşşşşşşşşallah diyeyim, son derece uyumlu. Rutinlerden sonra hemen yatıyor, saate bakıyorum uyuması 7 dakika, 12 dakika falan sürüyor. Rüya gibi! desem deeeee aslında bunun da yan etkisi yok değil. Bu sefer bana sarılarak, benim kokumla uyumaya alıştığı için sabaha karşı 2-3 veya 4 civarı uyandığında beni istiyor, ve kucağımda anında uyusa da yatağa koyunca uyanıyor. Bu sefer gecenin sonunda bizim aramıza alıyorum ki hepimiz uyumaya devam edebilelim. Şimdilik bizim için hiçbir mahsuru yok, hatta sabah onun mis kokusuyla uyanmak hem benim hem babasının bayıldığı bir şey. Ama kesin daha sonra başımıza dert olacak bu iş. Şimdi olmazsa, biraz büyüyüp biz onu anneanne-babaannesine bir iki gece bırakmak istediğimizde... Bu yüzden şimdiki durumdan memnun olsam da gene tek ve en doğru çözüm olan yatağına uyanıkken koyup kendi kendine uyumasını öğretme hedefimden vaz geçmedim :=)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-1932509728721094879?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/1932509728721094879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/01/unutmamak-icin.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1932509728721094879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1932509728721094879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/01/unutmamak-icin.html' title='Unutmamak İçin'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-1521682373999811803</id><published>2011-01-25T15:27:00.003+02:00</published><updated>2011-01-26T17:22:04.707+02:00</updated><title type='text'>18 AYI DEVİRDİK...tuhaf bir duygu</title><content type='html'>Bilen bilir, bebelerin hayatında önemli mihenk taşlarından biri bu 18 ay. Biri 3 ay, biri 6 ay, 12 ay, 18 ay ve 24 ay böyle dönemler. Bizim kız da artık resmen 1.5 yaşında bir "abla" oldu :) Bebeklikten iyice çıktı, etrafta koşturup duran, kendi tercihleri ve karakteri olan bir çocuğa dönüştü. Bana sorarsanız, tatlılaştıkça tatlılaşıyor, içimdeki sevgi arttıkça artıyor, aramızdaki bağ git gide hafifleyeceğine sanki güçleniyor. O karakter kendini gösterdikçe, derdini kelimelerle de anlatabilmeye başladıkça diğer çocuklardan farklılaşıyor, kendine has bir çocuk oluyor. "Benim çocuğum" Anlatması zor bir duygu. Kendime bile itiraf etmekten utandığım bir duyguyu hatırlıyorum Deniz'in yeni doğduğu günlere ait. O zamanlar bazen Deniz'e bakıp hayretle fark ederdim ki bir şey olsa da bu bebek ölse, öyle deliler gibi üzülüp "evlat acısı" ile kahrolmayacağım. Sanki Allah Korusun tabii ki ama öyle birşey olsaydı hemen bir tane daha yapardım ne olacak ki gibi bir duygu içindeydim. Tabii hemen peşinden gelen bir suçluluk dalgasıyla bu saçma düşünceleri atardım kafamdan. Ama şimdi artık  (şimdi dediysem uzun zamandır bu böyle) böyle bir düşünce bile beni dehşete düşürmeye yetiyor. Bırakın ölümü kalımı, hastalığı veya bir sebepten uzun süre ayrı kalmak zorunda kalma ihtimali bile... Neyse, bırakayım bu kötü düşünceleri saçma lafları. Ama ne demek istediğimi anlatabildim değil mi? Artık o herhangi bir bebek olmaktan çok uzak.. Yeri doldurulamaz, başka kimselere benzemeyen, biricik kızım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PS Sonradan bu yazıda anlattıklarıma dönünce geçen aylarda daha karnımda 8 haftalıkken kaybettiğim bebeğime ne kadar üzüldüğüm geldi aklıma. Teoride ortada daha bebek bile yokken...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-1521682373999811803?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/1521682373999811803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/01/18-ayi-devirdiktuhaf-bir-duygu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1521682373999811803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1521682373999811803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2011/01/18-ayi-devirdiktuhaf-bir-duygu.html' title='18 AYI DEVİRDİK...tuhaf bir duygu'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-8225162321625561682</id><published>2010-12-13T12:00:00.007+02:00</published><updated>2010-12-13T12:20:27.430+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><title type='text'>Geriye Dönük Otomobil Koltuğu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxHqguBoI/AAAAAAAAALI/kcDWjBwsSsw/s1600/IMG_4383.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxHqguBoI/AAAAAAAAALI/kcDWjBwsSsw/s320/IMG_4383.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550107229776905858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxHOe1reI/AAAAAAAAALA/fni7l53WLjQ/s1600/IMG_4378.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxHOe1reI/AAAAAAAAALA/fni7l53WLjQ/s320/IMG_4378.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550107222252826082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxG7wb1wI/AAAAAAAAAK4/3V99AfLfPpw/s1600/IMG_4365.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxG7wb1wI/AAAAAAAAAK4/3V99AfLfPpw/s320/IMG_4365.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550107217226356482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxGhSoEGI/AAAAAAAAAKw/az5tKp15Duk/s1600/IMG_4358.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxGhSoEGI/AAAAAAAAAKw/az5tKp15Duk/s320/IMG_4358.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550107210122006626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxGab7BoI/AAAAAAAAAKo/E2sPqXoGNfs/s1600/IMG_4356.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxGab7BoI/AAAAAAAAAKo/E2sPqXoGNfs/s320/IMG_4356.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550107208281949826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Deniz ana kucağına sığmamaya başlayıp bir otomobil koltuğu almak gerektiğinde tabii ki sıkı bir araştırma yapmam farz oldu. Daha güvenli olduğu için izofiksli (arabanın koltuğunun içinde bu amaçla yapılmış olan izofix demirine kancalarla bağlanan) bir model alacağım belliydi. Ama internette araştırınca karşıma hiç bilmediğim bir seçenek olan geriye dönük koltuklar çıktı. Bildiğiniz gibi ana kucakları geriye dönük bağlanıyor, ama sonra alınan koltuk öne bakan oluyor. &lt;a href="http://www.kitubi.com/2009/06/04/ters-yolculuk-eden-mutlu-cocuklar-geriye-donuk-araba-koltugu/"&gt;Şu sitedeki&lt;/a&gt; araştırmalar ise bebek büyüse de, 4 yaşına kadar çocuklar için geriye dönük koltuğun çok daha güvenli olduğunu göster&lt;br /&gt;yor. &lt;a href="http://www.kitubi.com/category/araba-koltugu/"&gt;Çarpışma testlerinden&lt;/a&gt; durum açıkça ortada. Bebek ve çocuklarda omurga ve boyun hassas, kafalar büyük ve ağır olduğundan öne dönük oturan çocuğun sert bir frende veya çarpmada kafası öne gidiyor, boyun zedelenme riski artıyor. Oysa geriye dönükse kafa koltuğa yaslandığından hiçbir zorlayıcı hareket yok. Bana .ok mantıklı geldi, bulunması zor bir ürün olduğu için biraz araştırıp Volvo servisinden Britax marka geriye dönük koltuk aldım. Deniz doğrusu arabada gitmekten pek hoşlanmayıp ağlıyor çok zaman, ama öne dönük oturup aynı şekilde ağlayan çok bebek var. Sıkça arabaya binince alışıyor, bir de şimdi nereye gittiğimiz söyleyince gitmek istediği bir yerse sesini çıkarmıyor artık.  Koltuk yüksek olduğu için yan camdan ve arka camadan etrafı izliyor, arkadaki arabaların şoförlerine el sallamak en büyük eğlencesi oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dezavantajları ise gece yolculuklarında arkadan gelenlerin farları gözünü alıyor, bir de öne dönüklere göre yatma  mesafesi biraz az, uyuyunca başı önüne düşüyor. Farlar için arka cama karartma filtresi, uyku içinse boynun etrafından dönen yastıklardan kullanılabilir. İşte bunlar da fotoğraflarımız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-8225162321625561682?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/8225162321625561682/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/12/geriye-donuk-otomobil-koltugu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8225162321625561682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8225162321625561682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/12/geriye-donuk-otomobil-koltugu.html' title='Geriye Dönük Otomobil Koltuğu'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TQXxHqguBoI/AAAAAAAAALI/kcDWjBwsSsw/s72-c/IMG_4383.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6246834683943826118</id><published>2010-12-07T12:09:00.007+02:00</published><updated>2010-12-13T12:00:23.190+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><title type='text'>MEMELERE VEDA! Sütten kesilme hikayesi..</title><content type='html'>Bizim hikayemiz mutlu sonla biten bir hikaye. Aynı yöntemi tavsiye ettiğim iki arkadaşımın hikayeleri de mutlu sonla bitti. Hem de ikisi de bebeklerinin meme düşkünlüğü had safhada olduğu için bu meseleden ölesiye korkan ve ümitsiz olduğunu düşünen arkadaşlarımdı. Zaten bebeğini bir seneyi aşkın zamandır emziren hangi anne için bu konu korku ve endişe  verici değildir ki! Üstelik emzirilmeye alışan bebekten başka, ortada bir de emzirmeye alışmış anne vardır. İşin içine kriz anlarında meme verip histeriden kurtulmanın ve her an ideal mamayı yanında hazır bulundurmanın rahatlığı eklenir. "Acaba bebeğime haksızlık edecek miyim, biraz daha emsin yavrucak" gibisinden suçluluk duyguları da, etraftan (özellikle anneanne babaannelerden) gelen tepkiler de cabası. Ama işte geceleri uyanmalara devam etmek, olur olmaz yerlerde elini bluzünüzün içine sokup meme diye ağlayan bir çocuğun sebep olduğu zor durumlar, artık anne sütünün besleyiciliğinin azaldığını bilmek, emzik olmaktan bıkıp memelerinizi eski cinsel kimliklerine kavuşturma isteği ve belki çocuğunuzdaki iştah azalması sizi bu kararı vermeye iter. Asıl sorun başlar, bu kadar memeye düşkün çocuğu ne yapıp vazgeçireceğim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu kararı Deniz 13 aylıkken, kazara gelen 2. hamilelik yüzünden vermek zorunda kaldım. Doktorum emzirmenin düşük riski oluşturabileceğini söyledi. Ben de acilen kararımı verip uygulamaya koymak zorunda kaldım. O sırada İstanbul Parenting Class'ta Sinem hanımın 1-3 yaş Çocuklarla ilgili 4 derslik eğitimine katılıyordum. Dolayısıyla kendisine tavsiyelerini sordum. &lt;a href="http://www.istanbulparentingclass.com/makaleler.php?id=29"&gt;Şu yazısında&lt;/a&gt;a bahsettiği yöntemleri söyledi. Ben forumlardan okuduklarımdan ve bize uygun olacağını düşündüğümden, kahve telvesi sürme yöntemini denemeye karar verdim (iğrendirme yöntemi diye geçiyor). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk kahvesini suyla çamur kıvamına getirip memeye sıvadım. Bir daha emmek istediğinde Deniz'e gösterip "bak canım meme uf olmuş gördün mü" dedim. Bir yüzüme bir memeye şaşkınlıkla bakıp sonunda şevkatle memeyi okşadı, yanağını temiz yerine sürdü, ve gitti. Bir daha istediğinde tekrar ve tekrar aynı sahneleri yaşadık. Sonra göstermeden "meme" dediğinde "uf olmuş Deniz'cim hatırladın mı" deyip dikkatini başka şeylere çektim. Tahminimden çok daha sancısız oldu. Israr etmedi. Sadece Deniz o sırada meme emerek uyuduğu için uykuya dalmakta çok zorlandı. Kucağımda çeşitli pozisyonlarda gezdirip sallasam da tam uyuyacakken birden ağlamaya başlıyordu. Neyse ki meme bırakma girişimimizi hafta sonu yapıyorduk ve babamız evdeydi. Baba uyutma görevini üstlendi, ama bana alıştığından babayla uyuması da hiç kolay olmadı. Hatta ağlama krizlerini durduramayıp sokağa çıkıp sokakta ileri geri yürüyerek uyuttuğu bile oldu Emin'in. Ama bu ilk 2 gün böyle oldu. 3. gün benimle memesiz uyumayı da kabul etti.  Bu sefer de ben onu uyuturken ağlama krizine girdim, "ah benim canım kızım meme emmeden de uyurmuş, ne uslu, ne uyumlu bebek bu canım kızımmmmm" şeklinde bir duygu seli yaşadığım için. Kadın milleti acayip işte, hele de anne ise... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece kahve telvesi sayesinde ilk denemede, çok sancısız sayılabilecek bir şekilde, sadece 2 gün uyku sıkıntısı ile bu süreci atlattık. Ben bir hafta kadar daha emin olamadığım için "ya meme krizi tutarsa" diye yanımda bir poşette suyla karışık çamur kıvamında kahve taşıdım. Ama hiç gerek olmadı. Gene ne olur ne olmaz diye uzunca bir süre memeleri çıplak görmesin diye özen gösterdim. Emen bebeklerden uzak tuttum, hatırlatmayalım diye düşündüm. İlginç bir şey fark ettim ki, meme emdiği günleri tamamen unutmuş gibi görünüyor. Oyun oynarken annelerinin kucağına çıkıp meme emmeye başlayan arkadaşlarını gördüğünde şaşkınlıkla izliyor. Sonra evde benim mememi açıp gülerek "meme" diyor ve öpüyor. Ağzıyla emme hareketi gibi bişeyler yapıyor, ama kesinlikle meme ucunu emmek, ağzına almak falan yok. Nasıl yapıldığını, ne yapıldığını tamamen unutmuş gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntemi günün her saatinde her krizde meme isteyen, gece boyunca memeye yapışık yatmak isteyen Deniz yaşında bebekleri olan iki arkadaşım da uyguladı benden sonra. İkisi de çok korkuyorlardı, yaşayacakları krizlerden, geçirecekleri zor gecelerden. Bir tanesinin korkusu oğlunun memeden iğrenmesinin onun gelecekteki cinsel hayatını kötü etkileyeceğiydi. Sinem hanıma ilettim bu sorusunu, onlar için meme cinsel bir obje olmadığı için bir şey olmayacağını söyledi. Diğer arkadaşımınki ise ilk gördüğünde çok korkup gerisin geri kaçarak korkutmuş annesini. Çocuk bu sefer benden korkmasın diye vazgeçmeye yeltendi ama bir daha göstermeye bile gerek kalmadan sorun çözülmüş. Şimdi ikisi de emzirmeyi bırakmış durumda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de işin anne boyutu var tabii. Memelerin sahibi de bu değişiklikten bebeler kadar etkileniyor. Hatta fiziksel etkisi çok daha fazla oluyor. Çünkü vücut bir süre süt üretmeye devam ediyor ve memeler şişip korkunç boyutlara ulaşabiliyorlar. Ağrı verici bir deneyim. Böyle olunca pompayla sütü boşaltmak gerek çok beklemeden. Ama bu işlemi çok sık yapmayın. Sadece memeler şiştikçe. Çünkü emilmek, veya sağılmak, süt üretimini arttıran bir olay.  Ben hatırladığım kadarıyla ilk gün iki kere, sonraki günler birer kere sağmıştım. Bir de göğüsleri bir tülbentle sıkıca sarmak süt üretimini azaltıyor. Ama bunların yetmediği bir arkadaşıma doktoru sütü kesen bir hormon ilacı vermiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta kızımla hayatımızda önemli bir dönem sonra erdi. Güzel bir deneyimdi. İlk haftaları çektiğim acılar dışında her anından çok zevk aldım. Bence anne bebek arasında müthiş bir paylaşım, çok eşsiz bir deneyim. Denizin aç ağlarken memeyi görünce ağzını kuş gibi iştahla açıp yapışması ve yüzüme bakarak mutlulukla karnını doyurması hayatımdaki en güzel anılardan biri olacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6246834683943826118?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6246834683943826118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/12/memelere-veda-sutten-kesilme-hikayesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6246834683943826118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6246834683943826118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/12/memelere-veda-sutten-kesilme-hikayesi.html' title='MEMELERE VEDA! Sütten kesilme hikayesi..'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3836584130628394569</id><published>2010-12-07T11:32:00.002+02:00</published><updated>2010-12-07T11:35:37.925+02:00</updated><title type='text'>Konuk yazar: Seniz'İn yazısı ve benim cevabım</title><content type='html'>Fitanne.com'dan takip ettiğim seniz'in bu yazısını nasıl olduysa kaçırmışım. Şimdi karşıma çıktı, tam da ben de benzer konuları düşünürken. Bu yüzden işin kolayıına kaçıyorum ve müsaadeleriyle Seniz'in yazısını ve benim ona cevabımı aynen buraya kopyalıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mutlu olan kaleye mum diksin!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Seniz, 21/04/2010 10:14 am&lt;br /&gt;Bugün yazacaklarımdan dolayı mutsuz, umutsuz olduğum zannedilmesin. Tam tersi, öğlen yarım saatliğine yüzüp boyun ağrımı bertaraf edebildiğim için son derece pozitifim. Ama bir süredir kafamı taktığım konuyu yazmak için de bugünden daha iyi bir gün olamaz. Sebebine gelince… Yazacaklarım iç açıcı değil. Aslında yazıp yazmamakta bir süredir tereddüt ettiğim bir konu. Sadece şu anda, günün nihayetlenmekte olduğu akşamüzerinde, sevgili dostumu akşam yemeği için beklerken yazmaya başlayabileceğim türden birşeyler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Aile nedir? Aileyi kurmak için ilk adımlar ne düşünülerek ve hissedilerek atılır? Evlilik aşk ile başlaması gereken bir kurum mu? Yoksa evlilik ileride iyi bir ortaklığı kurabileceğiniz birini bulmakla başlaması gereken bir başlangıç mı? Ortaklık diyorum çünkü biz çalışan, eğitimli kadınlar erkeklerin masaya  ekmek koyan aile ferdi olma onurlarını onların ellerinden aldık. Sonra çocuk yaptık ve dedik ki: “Eti senin kemiği benim. Ebeveynlik ortaklığımızın bir parçası, çocuk bakımı ortak olacak. “ Ama ne oldu? Hangimiz babaya bıraktığımız işin yapılışını beğendik? Burun kıvırmaktan başka ne yaptık? Teşekkür kaç kere ettik? Çalışan annenin boynu niye kalın, her işi kendi yapar da öyle diye yeni bir tarzla herşeyi aynı anda kendi başımıza yapmaya çalıştık. Sonra dönüp baktık, girdiğimiz ortaklığın ana kuruluş sözleşmesinde böyle yazmıyordu diye mutsuz olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Anne olunca çalışmamayı seçenlerimizin evinde ne oldu? Bu sefer kocalar ailesine güvenli bir gelecek vermek çabasıyla, uzun saatler çalışmaya başladılar. Başta anlaştıkları bu değildi. Hani bir elin nesi iki elin sesi vardı? Karısı, çocuğu mutlu ve güvende olursa tüm bunlara değer diye düşündü belki de bu sorumluluğun altına girerken ve ses çıkarmadı. Peki karısı mutlu oldu mu? Olmadı. Tek kişilik gelir bazen ona yetmedi. Bazen yettiyse de üniversite sıralarında hayalini kurduğu hayat bu değildi. Kocasının tatminsizlik veya hayal kırıklıklarıyla  uğraşamayacak kadar tatminsiz ve hayal kırıklığı içerisindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kağıtlar dağıtıldığında, bakıyorum da artık kimsenin iyi bir eli yok. Hem kadın hem erkeğin çalıştığı evlerde kimsenin birbirine itina gösterecek zamanı yok. Sadece  erkeğin çalıştığı evlerde ise kimse tatmin değil. Etrafımda gördüğüm çocuğu olan çiflerin sürekli bir savaş içerisinde oldukları. Herşey pazarlık konusu. Kronik ve yoğunluğu düşük olan bir çatışma bu. Kim Pazar sabahı gazetenin tümünü okuyabildi? Spora gitti? Banyoya yalnız girebildi? Kim daha fazla şeyden vazgeçti? Kim daha iyi bir anlaşmaya gidecek? Bugün? Bu hafta? Gelecek ay?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bazen “tipik” anne görüntülü kadınları düşünüyorum. Niye çekici olmaktan korkar anneler? Niye kendilerini, kadın gibi hisetmeyi bir tarafa bırakırlar? İçlerinde hala bir tarafta olması ihitmali bulunan “şeytani” hisleri uyandırmaya karşı giyinilmiş bir zırh mı yoksa üzerlerindeki keyifsiz, köhne kıyafetler? Bu hislerin dile gelip eski zamanları, daha geniş ufukları, daha büyük hayalleri-ve daha mutlu evlilikleri hatırlatacağından mı korkarlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Çıkardığım kıssadan hisse, cinselliğimizi unutunca, tüm ihtiyaçlarımızın, arzularımızın düğmesini de kapalı konumuna çeviriyoruz. Kendimizi daha büyük hayal kırıklıklarından böyle koruyoruz. “Tipik” anne gibi gösterişsiz görünerek daha huzurlu ve güvenli hayatımızı sürdürebiliyoruz. Pandora’nın kutusunu açmak istemeyiz. Zaten bunun ne anlamı olur ki? Orada bulacağımızla uğraşacak ne vaktimiz ne de enerjimiz var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yapılacaklar listemiz o kadar uzun ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Özlem : &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tam da bir süredir hissetiklerime tercüman olmuşsun. 17 aylık kızım için doğumdan önce işi bıraktım ve hala full time annelik yapıyorum. İşi bırakmış olmaktan dolayı hiç bir zaman pişman olmadım. Kızımın bakımını minicik bebekken başka birine (babaanne anneanne bile olsa) bırakamazdım. Bütün ilklerini yaşamış olmaktan ve aramızdaki müthiş bağdan çok mutluyum ve her anın tadını çıkarmaya devam ediyorum. Fakat çalışmaya ve üretmeye alışmış, bunun için 4 yıl üniversite okumuş bir kadın olarak sosyal hayatımdan, üretkenliğin verdiği tatminden, çalışırken giyinip makyaj yapıp bakımlı olarak gezmenin kendine güveninden, eve para getirerek eşime destek oluyor olmanın huzurundan çok fazla fedakarlık yaptım. Tahmin ettiğiniz üzere başta derin bir "ooohhhhh" çektim, ama artık bunun yerine derin "oofffff"laldı. Eşimden, evlilik kararımdan ve bebek yapma kararımızdan hiç pişmanlık duymadım, şüphe bile etmedim yanlış anlaşılmasın. Ama bu iş iki ucu b.lu değnek maalesef. Hem karnım doysun hem pastam dursun olmuyor, olamıyor. şimdi ikisinin arasında bir düzen kurmak niyetindeyim eğer başarabilirsem. Ya bir part time iş, ya da evden yürütebileceğim kendi kuracağım bir iş. Projelerim var, ama bu sefer tembelliğe alıştığımdan mı, nasıl yapacağımı unuttuğumdan mı, bir türlü kolları sıvıyamıyorum. Eee dile kolay, 2 sene iş hayatından ayrı kalınca bir de böyle bir sorun oluyor. Sanki bildiğim herşeyi unutmuşum gibi hissediyorum. Kendime güvenimi geri kazanmam zaman alacak.  &lt;br /&gt;Bir de işi bırakıp full time annelik yapmanın bende şöyle bir etkisi oldu. Kızımla ilgili en ufak bir sorun yaşadığımda (örneğin uyku düzeni bozulduğunda) "ben işi gücü bıraktım bir tek iyi bir anne olmak için bütün enerjimi harcıyorum ama onu bile beceremiyorum" duygusu beni bitiriyor. &lt;br /&gt;Pek karanlık bir tablo çizmiş olabilirim ama aslında dediğim gibi, bir yandan da hiçbir şeyden pişman değilim. Çünkü herşeye rağmen onun bir gülücüğü, bir sarılması herrr şeyi unutturuyor. Kimi severse sevsin, neyle kandırılırsa kandırılsın her zaman en çok sevdiği ve sonunda döndüğü kucağın benim kucağım olduğunu bilmek dünyadaki en değerli en mutluluk verici şey! Pazar sabahı gazeteyi asla okuyamamak, sakin sakin oturup bir kahve içememek veya geceleri hala uyanıyor olmak ise bunun yanında lafı bile edilmeyecek tatlı fedakarlıklar. Yeter ki her anne üretkenliğin sosyalliğin verdiği tatmin duygusunu bir şekilde gene hayatında tutabilsin ve cinselliğini, kadınlığını bir tarafa bırakmasın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3836584130628394569?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3836584130628394569/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/12/konuk-yazar-senizin-yazs-ve-benim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3836584130628394569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3836584130628394569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/12/konuk-yazar-senizin-yazs-ve-benim.html' title='Konuk yazar: Seniz&apos;İn yazısı ve benim cevabım'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6171636370550114917</id><published>2010-09-22T21:37:00.005+03:00</published><updated>2010-09-22T23:39:22.852+03:00</updated><title type='text'>Geçmişten Bir Gün</title><content type='html'>Uzun zamandır ilk kez geçmişten bir gün çaldım. Kızımı anneannesine ve Nuran Teyzesine emanet bıraktım ve arabayı almadan karşıya geçtim. (Artık Anadolu yakasında oturduğumuz için bu karşısı Avrupa yakası oluyor) Üniversiteden arkadaşımla metroda geyik yapıp kahkahalarla güldüm, Beyoğlu'nda sergi gezdim, kalabalığa karıştım, hayatım üzerine planlar yaptım. Ama en güzeli neydi biliyor musunuz? Dönüşte bindiğim vapurun içindeki koku. Tünelle Karaköy'e inip o bildik alt geçitten yürümek de güzeldi ama oraları değişmiş geldi bana. Düzenlenmiş, aydınlatılmış, temizlenmiş. Çok iyi olmuş tabii ama değişmiş işte... Oysa vapur kokusu aynı kalmış. 50 kuruşa çayımı alırken, yüzümde tatlı hatıraların verdiği bir gülümseme vardı. Kıça gidip açık havaya otururken elimdeki dergiyi bir kenara kaldırdım. Manzaranın tadını çıkararak, mis gibi sonbahar başlangıcı serinliğini içime çekerek ve ilginçtir, her an bir tanıdık görecekmişim gibi insanların yüzlerine bakarak yaptım yolculuğu. Sanki o eski günlerdeki tanıdıklar hala oradalardı. Aralarında hala üzerlerinde öğrenciliğe özgü salaş giysiler, kulaklarında müzik, başlarında kavak yelleri vapurla bir yerlere gidip gelenler var mıydı? Birden bir duyguya kapıldım. Sanki o an o vapurdaki herkes birbirini simaen tanıyordu da bir ben yabancıydım aralarında. Benim zamanımdaki yolcular gitmiş, yerlerine bugünün yolcuları gelmişti ve ben onlardan biri değildim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken Haydarpaşa'ya yanaştık. Trene doğru aceleyle koşanları görünce ben de koştum. Koşarak çıktım o denize nazır merdivenleri, dönüp bakmak aklımdan geçtiyse de zamanım yoktu. Koştuklarına göre trenin kalkması yakındı. Koşanları takip ederek buldum yolumu ve kendimi onlardan biri gibi hissettim. Sanki hep kullandığım yoldu da bu, saatleri ezbere bilridim de her gün koştururdum bu merdivenlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte şimdi o trende giderken yazıyorum. İnsanlar merakla bakıyorlar bana ve ne yazdığıma. Kim bilir hakkımda ne düşünüyorlar! Bilmiyorlar ki ben sadece geçmişten bir gün çalmış ve bebeğini özlemiş, onu kucaklamaya koşan bir anneyim!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6171636370550114917?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6171636370550114917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/09/gecm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6171636370550114917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6171636370550114917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/09/gecm.html' title='Geçmişten Bir Gün'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-4656219939924946469</id><published>2010-08-26T21:46:00.003+03:00</published><updated>2010-08-26T22:00:46.225+03:00</updated><title type='text'>KALP ATIŞLARI........YOK!</title><content type='html'>Gelişi başlı başına bir hikaye olan ikinci bebişimiz bizimle fazla uzun kalamadı. Daha minik kalbinin atmasına bile fırsat vermeden doğa onu bizden aldı. İnsan mutluluk verici haberleri herkesle paylaşmak için sabırsızlanıyor ama böyle üzücü şeyleri anlatmaya, yaymaya dili ve eli varmıyor bir türlü. &lt;br /&gt;Geçen hafta küçük kardeşin kalp atışlarını ilk kez duymak için doktorumuza gittik. Yine ilk hamilelikten tanıdığımız aynı tatlı heyecanlar içinde bulmuştuk kendimizi. Ne yazık ki atmayan bir kalple karşılaştık. Gelişimi 1 hafta kadar önce durmuş. Normal olan kese içindeki minik embriyo görüntüsünden başka ona bitişik daha küçük zar gibi birşey görünüyordu ultrasonda. Doktorumuz dedi ki "bu doğanın bir mucizesi, doğal seleksiyondur. Her hamilelikte yaklaşık %20 ihtimal vardır. Bebekte genetik bir problem, kromozomlarında bir bozukluk vs olmalı ki vücut onu reddediyor, gelişimini durduruyor. Pek çok kadın bunu yaşar da bazen çok erken haftalarda olduğu için hamile olduğunu bile anlamaz, adetinin geciktiğini sanır.Bu kötü, moral bozacak üzülecek birşey değil. Bunu unutacağız ve siz istediğiniz zaman tekrar bir bebek yapacaksınız" &lt;br /&gt;Ne olursa olsun insan üzülüyor. Kendimizi alıştırmıştık ikinci bebek fikrine. Ama her işte bir hayır vardır diyoruz ve üzerinde fazla durmuyoruz. Zaten aslında doktorumuz her zaman söyler, kalp atışını duymadan fazla kimseye müjde vermeyin, bazen erken haftalarda kendi kendine iptal olabiliyor diye. Hata bizde, kendimizi kaptırdık, "bişey olmaaz" dedik, müjdeyi verdik. Hatta müjde vermeyi bırakın, ikinci bebekle zor olacak diye apar topar karşı tarafta, anneme yakın bir yerde ev tuttuk! Deniz memeden kesildiğiyle, biz karşıya taşındığımızla kalacağız. Ama inancım tam. Bence atalarımızın ettikleri en doğru laflardan biridir HER İŞTE BİR HAYIR VARDIR!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-4656219939924946469?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/4656219939924946469/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/08/kalp-atislariyok.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4656219939924946469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4656219939924946469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/08/kalp-atislariyok.html' title='KALP ATIŞLARI........YOK!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-5226170326253889587</id><published>2010-08-10T20:01:00.003+03:00</published><updated>2010-08-10T20:31:28.032+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><title type='text'>Deniz Ne İşler Karıştırıyor</title><content type='html'>Deniz'cik bir iş karıştırmıyor.Sadece büyüyor ve gelişiyor. Yeni beceriler kazanıyor, daha fazla anlayıp daha derdini- isteğini anlatmaya çalışıyor. Bizi bazen çok şaşırıtp bazen güldürüp eğlendiriyor. Unutmamak için yazıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bugün (10 ağustos) bir dönüm noktasıydı. Normalde bir yerde otururken bizden hiç uzaklaşmayan, en çok kafede-lokantada 1-2 masa ileri gezen kızım bugün arkasına bile bakmadan 30-40 m. uzaklaştı, hatta bir de köşe dönerek gözden kayboldu. Tabii kaybolmadı çünkü ben de peşinden gittim, ama gitmesem ruhu duymayacaktı. Bir kez de değil, ikincisinde de beni kitapçıda bırakıp dışarı çıktı ve dışarıda da kaotırıp gitmeye devam etti! Tehlikeli bir dönem başlıyor! Veya Deniz bana "sen misin beni memeden kesen, ben de senden iyice bağımsızlaşırım görürsün işte!" diyor! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gene bugünden bir ilk: Emin dışarı çıkacakları zaman Deniz'e hep "haydi kızım git ayakkabılarını getir sana giydireyim de gidelim" der, ama Deniz anlamaz gözlerle bakar. En iyi seferde ayakkabıların tekini babasına götürmüştü. Bu sabah ise Emin işe gitmek için hazırlanırken hiç bir şey demediği halde Deniz ayakkabılarının ikisini de babasına getirip uzattı,sonra da kapıya yöneldi! Sanırım bu iki gün önce aldığımız motorsiklet şeklindeki bisiklete (hani şimdilerde moda olan yanları korumalı, üstü tenteli, arkadan bir kolla ebeveynin iterek yönlendirdiği bebek bisikletlerinden) binme hevesinin dışavurumuydu! baba işe yetişiyor olduğundan sabahın 8'inde bisiklet gezintisine çıkarma işi anneye kaldı :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün Deniz'i bir alışveriş merkezine götürken (bu sıcaklarda başka hiç bir yere gidemiyorum! Klimalı ortam şart!)  araba koltuğuna koyduğumda ağlamasın diye yanına bisikletini de kodum. Bir eliyle gidonundan tutup ciddi bir ifadeyle arada bir bisikletine bakarak gidişi süper komikti! Yol boyu bisikletini bir an bile bırakmadı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Memeden ayrıldı. (Nasıl olduğunu ayrı bir yazıda detayıyla anlatacağım) Ama uyumak için emmeye alıştığından uykuya dalmakta zorlanıyor. Özellikle de benim kucağımda. Babası çook ilginç bir sırrını açıkladı: Deniz'i kucağına aldığında başına omuzuna koymak ve uyku moduna girmek istemiyorsa "zerzevatçı" diyormuş. Veya içinde zerzevatçı kelimesi geçen herhangi bir cümle kurması (hem de gayet sakin bir ses tonuyla) yeterli oluyormuş. Bugün öğlen uykusuna yatırırken denedim. İnanılır gibi değil! Anında sarılıp uyku moduna girdi! Halbuki dün uyutmak için baya bir uğraşıp başaramadıktan sonra bu sıcakta hanfendiyi pusetle sokakta dolaştırmak zorunda kalmıştım. Ancak o zaman uyumuştu ama ben de kan ter içinde kalmıştım tabi! Aslında çocukcağız bağıraçağıra geçen zerzevatçılardan korkuyor. Sanırım bu yöntem bu korkuyu derinleştirebilir. Böyle saçma şeylerle uğraşacağımıza Deniz börüşcesine uyku eğitimi vermek gerek... (bunu 6 aylık olduğundan berş söylüyorum dimi :) ) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu sabah iki üç kez bana bakarak "anne" dediiiiiiiiii!!!! YUUPPİİİİİ!!!!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Fark ettim ki bugün çok işler başarmış kızım! Memeden kesilince gece uyanmaları neredeyse yok oldu, sadece sabaha karşı 4-5 gibi bir kez uyanıyor. Psikolog gece kesintisiz uyuyan bebeklerde gelişimin gözle görülür şekilde hızlandığını söylemişti. Acaba bunlardan mı bahsediyordu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-5226170326253889587?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/5226170326253889587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/08/deniz-ne-isler-karstryor.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/5226170326253889587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/5226170326253889587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/08/deniz-ne-isler-karstryor.html' title='Deniz Ne İşler Karıştırıyor'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3670467600043991499</id><published>2010-08-10T18:46:00.004+03:00</published><updated>2010-08-10T19:49:15.444+03:00</updated><title type='text'>Erken Gelen Yazı !- YILIN SÜRPRİZİ</title><content type='html'>Bu yazıyı aslında bir hatta iki sene sonra yazıyor olacaktım. Eğer herşey planlandığı gibi olsaydı tabii. Eğer hayat bazen kendi keyfince birşeyler yapıp seni elinde yaptığın planlarla şaşkın şaşkın bırakıp arkandan gülmeseydi. Eğer biz, yani kocam ve ben planlarımız doğrultusunda daha mantıklı, kesin önlemler almış olsaydık........... eğer o Çeşme tatilinde birbirimizi çok özleyip herşeyi unutmasaydık!!! Eğer bütün bunlar olmamış ve olmuş olsaydı, şu anda Deniz'in kardeşine hamile olmayacaktım!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şüphe hemen ertesi gün başladı, ama gidip bir eczaneden ertesi gün hapı alacak kadar da güçlü değildi. Hem şimdi mis gibi denizde yüzerken kim çıkıp arabaya binip en yakın eczane için Çeşme merkeze kadar gidecek, oooooo!! Boşşşveeeerrrrr! &lt;br /&gt;Bir hafta on gün sonra "ben ne zaman regl olacaktım ki acaba" hesapları başladı. Merak iyiden iyiye arttı. Bu baş dönmeleri, halsizlik falan da ne? Bu kadar erken başlar mıydı?? Yok canıııım, kesin ben psikolojik olarak herşeyi bu ihtimale yoruyorum! Gene de bir test mi alsam acaba?&lt;br /&gt;Test alındı, tuvalete koşuldu, negatif çıkacağından neredeyse emin, ama gene de o aşamaya gelmiş olmak bile heyecan verici. "ya pozitifse" şüphesi... Ooohh, neyse negatifmiş. &lt;br /&gt;Günler günleri kovaladı, negatif sonuçla içimiz rahatladı ama ortada olması gereken regl yok bir türlü. İstanbul'a dönüldü, "eh, zaten kontrol vaktim gelmişti, şu jinekoloğuma bir gideyim de hem genel kontrol olsun, hem neden hala regl olmadım söylesin". Erhan Bey'in kapısı çalındı, güler yüzü ve rahat tavırlarıyla sohbet muhabbet, artan bir heyecan fonda. Doktor ultrasonla baktı baktı, bir şey yok. Gene ooh bee! (fonda hafif bir hayal kırıklığı mı var ne??) &lt;br /&gt;Gene de Erhan Bey, uyardı: "Eğer çok erkense bebek ultrasonda görülmüyor olabilir, ne olur ne olmaz bir kan testi yaptıralım." Kanı verdim. Ertesi gün sonuç belli olacak.&lt;br /&gt;Ertesi gün cumaydı, Erhan Bey'in tatil günü. Ben konuyu o kadar aklımdan çıkarmışım ki arayıp sormayı unuttum bile. "Ne erkeni canım 3 hafta oldu, olsa görünürdü" düşüncesindeyim, nereden biliyorsam?? Cumartesi planlar programlar, gezmelerle geçti ve ben hep arayacağım. Sonunda aradığımda kız " aa sonucunuz laboratuardan gelmemiş" dedi. "Arayayım ben size bildireyim" Bu böyle, hafta sonu boyunca sürdü. Ama benim cep telefonuma ne olduysa kendi kendine kapanmış, ve açılamadığından ben bu aramaları Emin'in telefonundan yaptım hep. Sonunda pazartesi tekrar aklıma gelip aradığımda hattaki kız doğruladı ilk günden itibaren olan güzel şüpheyi "hanfendi, hormon seviyesi 90 çıktı. Yani pozitif, &lt;strong&gt;hamilesiniz&lt;/strong&gt;." Bende bir şok. Ne hissedeceğini tam bilememe hali. O kadar kendimi hazırlamışım ki tersi cevap duymaya. &lt;br /&gt;Herkesten önce cebinden doktorumuzu aradım. Gayet sakin, "biliyorum, bütün hafta sonu sana ulaşmaya çalıştım, mesaj attım, sesli mesaj da gönderdim" demesin mi! Telefonun azizliği! "Ama dedi 90 düşük bir rakam, sağlıklı bir hamilelikte bunun her 48 saatte yaklaşık 2'ye katlanarak artması lazım. Sen şimdi hemen git bir kan testi daha yaptır, bana çıkan değeri bildir. Eğer sağlıklı bir gebelik varsa değerin 360 civarı olması gerekir." dedi. "Sağlıklı olamayan gebelik olasılığı ne anlama geliyor doktor?" "Sen şimdi boşver, bunları düşünme, git hemen bir test yaptır." Haydaaaaa!! Aklımıza bir de "sağlıksız gebelik" ihtimalini sokmanın ne gereği vardı şimdi? Ben durur muyum, hemen internet açıldı, tıbbi sitelerden konu incelendi : Kan testlerinde gerektiği gibi 48 saatte 2 kat artış göstermeyen değerler dış gebeleğe işaretmiş. Aldı beni bir stres. Dış gebelik dediğin ciddi bir problem, gene operasyonlar, hastaneler bilmem neler beni mi bekliyor! Gerildikçe gerildim, "bende bu şans varken bu kesin dış gebeliktir" hissiyatıyla, dua ederek gittim bir laburatuara kan verdim. Bir de kan alan hemşire sağolsun bu aralar dış gebeliğe ne kadar sık rastlandığından bahsetmez mi! Hey Allah'ım!&lt;br /&gt;Sonuçta bitmek bilmez bir 3-4 saat sonunda, iş yerinde beklemeye dayanamayıp yanımıza gelen babamızla beraber aradık laboratuarı. Değer 627. Gene oohhhhhh!!!! Hem de kocaman bir OOOHHHHHHH!!!! Ama bu seferki hamile olduğum için! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ikinci afacanımızın gelişini böyle öğrendik. O günden birkaç gün sonra da doktora tekrar gidip ultrasonla bir daha muayene oldum. Evet, işte oradaydı. Minik siyah bir su damlası. İkinci bebeğimin tohumu. Kız mı erkek mi, bu sefer bana mı benziyor, uslu mu ablası gibi yoksa yaramaz mı, hepsini şimdiden içinde barındıran minicik bir damlacık. Annelik duyguları hemen tekrar ele geçirdi beni, göz pınarlarımı yaşla doldurdu. Bu yüzden Emin'den "neyse canım, düşünür taşınır, enine boyuna konuşur bir karar veririz" demesine bozuldum açıkçası. Benim için baştan beri verilecek bir karar falan yoktu ki. Kararı doğa bizim yerimize vermişti işte. Bunu hayatın bize bir armağanı gibi görmeliydik. Sadece biz 1 sene sonra planlarken daha erken geldi diye... &lt;br /&gt; Emin bir erkek, bir mühendis ve doğası gereği her detayı planlamak isteyen, işin lojistik tarafını tam anlamıyla çözmeden bir işe girişmeyen, hayatın gerçekleri ile ilgili daha çok endişe taşıyan bir adam. Ben olayların daha çok romatik ve duygusal yönünü gören, biraz daha "boşveeer, bişey olmaz, bir şekilde hallederiz" ci bir insanım. Neyse ki Emin'in en önemli endişesi olan benim sağlık problemlerimi doktorumuz rahatlattı. Diğer  konuları da ben hallettim :) Bir kaç günlük bir şaşkınlık vene yapacağını-düşüneceğini bilememe halinden sonra sevinç, heyecan, "kız mı erkek mi" merakı, herşey olması gerektiği gibi başladı bizde. Kızımız abla olacak diye daha bir büyük göründü gözümüze, ama bazen de "ay yazııık kendisi daha bebek ayol" diye şevkat seli yaşadık. Deniz için en kötüsü doktorumuzun Deniz'i artık memeden kesmenin yeni bebek için daha iyi olacağını  söylemesiydi. Zavallı kızım, kardeşi için birşeylerden fedakarlık yapmaya başladı bile! :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böylece biz bir maceraya atıldık. Etrafımdaki Deniz yaşlarında bebekleri olan bütün arkadaşlarım "Özlem sana inanmıyoooruuuuuummmmmmm, gerçekten doğuracak mısııııınnnnnnnnn!!!!!!!!!" şeklinde tepkiler gösteriyorlar. Bense bir kere içinde bir bebeğin mucizevi büyüyüşünü yaşamış ve o bebeği kucağına alıp büyütmüş bir annenin tersini nasıl düşünebileceğine şaşırıyorum (maddi veya manevi çok iyi bir sebebi olan kadınları ayrı tutalım-ciddi maddi imkansızlıklar, mutsuz bir evlilik, bir sağlık sorunu vs) Ve biliyorum ki arada bir pişman olacağım anlar olsa büyüyen aileme baktığımda, ikisi de biraz büyüyüp iki çocuğumun ellerinden tutup gezdiğimde veya onlarla sohbet ettiğimde "iyi ki böyle olmuş" diyeceğim. Emin ise bunu benden de sık söyleyecek!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3670467600043991499?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3670467600043991499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/08/erken-gelen-yaz-yilin-surprizi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3670467600043991499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3670467600043991499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/08/erken-gelen-yaz-yilin-surprizi.html' title='Erken Gelen Yazı !- YILIN SÜRPRİZİ'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-9201807691363413200</id><published>2010-07-27T14:06:00.003+03:00</published><updated>2010-07-27T14:52:44.691+03:00</updated><title type='text'>Tatilin Kötüsü ve Uzunu Olmaz !</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TE7IdM3Fi7I/AAAAAAAAAJ4/bupsGx8ED3k/s1600/IMG_1566.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TE7IdM3Fi7I/AAAAAAAAAJ4/bupsGx8ED3k/s320/IMG_1566.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498552599059991474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TE7Icq1qpFI/AAAAAAAAAJw/SuR3wWF1qGI/s1600/IMG_1583.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TE7Icq1qpFI/AAAAAAAAAJw/SuR3wWF1qGI/s320/IMG_1583.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498552589927228498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TE7IcBw4I3I/AAAAAAAAAJo/HanmeYvJhSw/s1600/IMG_1556.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TE7IcBw4I3I/AAAAAAAAAJo/HanmeYvJhSw/s320/IMG_1556.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498552578901287794" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3 Haftamızı Deniz'İn halasının Çeşme'deki yazlığında geçirdik. Deniz babaannesi, halası, eniştesi, 2 kuzeni ve arada bir gidip gelen babası ile birlikte bahçeli bir evde olmanın tadını çıkardı. İstanbul nemden ve bunaltıcı havadan kavrulurken biz Çeşmenin bitmeyen esintisinde hiç terlemeden ve sıcaklamadan geçirdik günlerimizi (havamızı atalım :) ) Deniz ayrıca adına esin kaynağı olan denizle gerçek anlamda buluştu. İlk kez tuzlu suyun tadına baktı. Daha ilk girişinde (Ilıca'da kumluk bir plajda) elinden tutan babasıyla derinlere doğru kocaman adımlar atarak yürüdü, yüzünde şaşkınlık-zevk karışımı bir ifadeyle. Sonra bu ifadenin yerini kahkahalar aldı. İflah olmaz bir deniz kızı oldu 3 hafta, umarım ileriki senelerde de böyle devam eder. Sahilde sohbet ettiğim anne babaların birkaçının bebekleri 0-1 yaşlarındayken denize çok severek girip 2-3 yaşlarında birden korkmaya başlamışlar. Anlaşılan bebekken korku nedir bilmiyorlar ama sonradan oluşabiliyor fobiler. &lt;br /&gt;Tabii ki tatil ve bol akraba ortamnda düzenler şaştı, uyku öncesi rutinler biraz sekteye uğradı, yemeği mama sandalyesinde oturarak yemek kuralımız esnedi. Hatta sık sık "eyvaaah, İstanbul'a dönüp başbaşa kaldığımızda ben nasıl başa çıkacağım" dedirtti. İlk günler çimenlerin üzerinde yalın ayak gezmek istemeyen Deniz'in  daha sonra çimenlerde hortumdan akan suyla oynamak en büyük eğlencesi oldu. Bir de kum havuzunda kumla oynamak (aslında oynamaktan çok kumun içine oturup bir tırmık veya küreği pat pat kuma vurmak, sonra da kumları avuçlayıp avuçlayıp havaya-kendi yüzüne gözüne saçına başına- atmak). Bu arada kumla oynarken gelip kendi elindeki oyuncağı alan 3 yaşlarındaki bir ablaya karşı ilk ciddi kızgınlığını yaşadı. İlla onun aldığı ördekle oynamak istedi, kızın elindeki oyuncağı gösterip gösterip bütün vücudunu kasarak "hhhhhhmmm" diye (tahmin edersiniz yazıyla ifade etmek çok zor olan bir ses) acayip sesler çıkararak sonunda ağlamaya başladı. Ancak o ördekten daha gerçekçi bir ahtapot oyuncağı ile aklını çelebildik :) &lt;br /&gt;Deniz bu tatilde eniştesinin, anneannesinin, babaannesinin ve halasının kucaklarında uyudu. Bu iyi birşey, anne diye tutturmadı. Anneanne ve özellike babaanne sayesinde Deniz'i biraz bırakıp gezebilmek bize de çok iyi geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta güzel ve uzuun bir tatil oldu. Hatta öğrencilik hayatımdan beri ilk kez 1 haftadan uzun tatil yapmış oldum. Sanırım çalışmıyor olmakla ilgili en sevdiğim şey bu oldu :) Ama bütün güzel şeylerin sonu olduğu gibi tatilimizin da sonu geldi ve İstanbul'umuza döndük. Doğrusu ne kadar iyi vakit geçirirse geçirsin, rahat olursa olsun, insan evini özlüyor. Şimdi Deniz'le bu aralar artan sıcaklardan terleyerek eve adapte oluyoruz, eski 2 kişilik düzenimizi kurmaya çalışıyoruz. İşte aşağıda da tatille ilgili bazı tespitleri bulabilirsiniz. Bir yaş ve civarı bebeklerle ilgili daha çok, çünkü 0-6 ay bebeleri tatilde matilde çanta gibi yanınızda taşıyabiliyorsunuz, zaten genelde uyuyor oluyorlar! &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bebeğin uyku durumuna göre plan yapmak çok yersiz bir hareket.  Çünkü değişen düzen yüzünden hiçbir uyku saati tahmin ettiğiniz gibi olamayabiliyor. Mesela biz ne zaman “Deniz uyusun uyansın da onu da alıp şuraya gidelim” diye plan yapsak Deniz’in uyumayacağı tutuyor. “Nasıl olsa uyumaz o saatte, gider geliriz” desek acayip uykusu gelip şıp diye uyuyor!&lt;br /&gt;- Tatilde en çok kullanılan bebek eşyası kesinlikle şapka! Birkaç tane bulundurmakta fayda var. Geniş kenarlı olanları daha iyi koruyor. &lt;br /&gt;- Bebeklere uygun olan yüksek koruma faktörlü kremlerden de bolca sürmek gerek. Ama en iyisi sabah 11 ile 16 arası pek güneşe çıkmamak.  Bu saatler için su seven bebekleri oyalamak amacıyla şişme bir havuz veya bahçe hortumu çok işe yarıyor! İnanılmaz eğlenceli dakikalar geçirmeye hazır olun!&lt;br /&gt;- Kolluklar, şişme hayvanlar, makarnalar (böyle kocaman bir şeyi kolayca kaldırabilince çok şaşırdı bizimki), her boy yüzen toplar, öten banyo ördekleri ve tabii kum oyuncakları tatilin tadı tuzu.&lt;br /&gt;- Kalabalık bir aile içinde tatil yapacaksanız dikkat edin! Herkes bebekle diğerinin ilgilendiğini zannederken çocukcağızların başına tatsız işler gelebiliyor. &lt;br /&gt;- Hamaklar dengesiz olabiliyor, biraz yana kaykılınca bizim Deniz yan dönen hamaktan aşağı yuvarlandı top gibi. Neyse ki alçaktı!&lt;br /&gt;- Arı ve böcek sokmaları, yanıklar için çantada her zaman bir antihisaminik jel  (mesela Fenistil) bulundurun. Hem çocuğunuz, hem sizin için! &lt;br /&gt;- Bebek sahibi anne babaların sahilde çocukları sayesinde nasıl hızlı sohbete başladıklarına ve birkaç günde etraftaki bütün anneleri ve bebeklerini tanıyor hale geleceğinize şaşıracaksınız!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-9201807691363413200?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/9201807691363413200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/07/tatilin-kotusu-ve-uzunu-olmaz.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/9201807691363413200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/9201807691363413200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/07/tatilin-kotusu-ve-uzunu-olmaz.html' title='Tatilin Kötüsü ve Uzunu Olmaz !'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/TE7IdM3Fi7I/AAAAAAAAAJ4/bupsGx8ED3k/s72-c/IMG_1566.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-8570615326289830727</id><published>2010-07-08T20:06:00.008+03:00</published><updated>2010-07-08T20:15:47.263+03:00</updated><title type='text'>Konuk Yazar: BABA</title><content type='html'>Sanırım şöyle demek çok  doğru olur: Kırk yıllık hayatımda  sevgili karımla tanışmam ve sonrasında hayatımın en güzel yıllarını yaşamaya başladım.&lt;br /&gt;Olağanüstü tatlı bir kadından olağanüstü tatlı bir çocuk  dünyaya geldi. Ben bu sürecin bu kadar muhteşem, bu kadar mucizevi olduğunu , yaşadıkça öğrendim, daha da büyüdüm, olgunlaştım, daha da aşık oldum. Şimdi ben, hayranlıkla aşık oldugum kadın, kızımız Deniz ve onun ilk doğum gününü kutlamak için bir araya geldiğimiz dedeler, babaanneler, anneanneler, halalar, yeğenler, kuzenler, uzaktan katılan amca, dayı, gökteki güneş, ay, deniz, kuşlar…  Kısacası şimdi hayat ve hayata dair her şey daha güzel, daha manalı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ki doğdun benim melek yüzlüm…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-8570615326289830727?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/8570615326289830727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/07/konuk-yazar-baba.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8570615326289830727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8570615326289830727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/07/konuk-yazar-baba.html' title='Konuk Yazar: BABA'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-21944252069782691</id><published>2010-07-08T10:22:00.002+03:00</published><updated>2010-07-08T10:24:29.934+03:00</updated><title type='text'>İyi ki bizim kızımızsın! -                       Deniz 1 yaşında!</title><content type='html'>İşte bir sene olmuş bile.. Göz açıp kapayana kadar derler ya, aynen öyle. Bazen tersine çok uzun geldiği olmadı değil. Ama her zaman seninle olmak bana diğer her şeyden daha değerli, daha zevkli geldi. Bugün de ailecek senin doğum gününü kutlarken, seni kucağında tutan kişi olduğum için çok mutluyum. Bu gururu ve mutluluğu hiçbir ana  ve duyguya değişmem. Bundan tam bir sene önce 7 temmuz 2009 da 19:35 te o doğumhanede kucağıma geldin, ve beni dünyanın en mutlu insanı, en şanslı annesi yaptın bir tanem. Baban ve ben seni çok seviyoruz, sen bizim hazinemiz, ödülümüz, aşkımızın meyvesisin. İyi ki doğdun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-21944252069782691?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/21944252069782691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/07/iyi-ki-bizim-kzmzsn-deniz-1-yasnda.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/21944252069782691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/21944252069782691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/07/iyi-ki-bizim-kzmzsn-deniz-1-yasnda.html' title='İyi ki bizim kızımızsın! -                       Deniz 1 yaşında!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3500151718598328005</id><published>2010-07-05T12:49:00.000+03:00</published><updated>2010-07-05T12:50:05.852+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezmek Tozmak'/><title type='text'>Deniz’le Tatil – İlk Adımlar !</title><content type='html'>Kızımızın dış dünyayla pek ilgisi olmayan mini minnacık bir bebek olmaktan çıktığından beri ilk tatilimizi yurt dışında, annemin memleketi olan Polonya’da yaptık.  11 aylık olan Deniz iyiden iyiye hareketlenmiş, sürekli yürüme ve keşif çalışmaları yapar olduğundan 2 saatlik uçuşun nasıl geçeceği konusunda kuşkuluydum. Bir de uçuşumuz öyle bir saatteydi ki Deniz’in normal öğleden sonra uykusu tam bizim havaalanında olduğumuz saate denk geliyordu. Uyku saati geçtikten sonra Deniz’in daha da enerjik ve kuduruk olması yüzünden bu durum beni endişelendiriyordu. Sonradan gördük ki bu çok da fena bir zamanlama değilmiş. Nitekim Deniz havaalanında bulunduğumuz süre boyunca uyumadı (tahmin ettiğim gibi) ama uçağa biner binmez memeyi alıp uykuya daldı. Hem kulakları ağrıyacak mı diye endişelenmekten kurtuldum, hem acıkmış olduğumdan çok güzel gelen yemeğimi rahat yedim hem oyalama derdim olmadı. Gel gör ki uçak kalkana kadar içerisi çok sıcaktı ve Deniz’le terden birbirimize yapıştık, sadece kısa kollu tulumuyla kalana kadar soymuş olmama rağmen. Sonradan klimalar çalışınca, bu sefer terli terli üşümesinden korktum ama sağ salim atlattık yolculuğu. Son yarım saatte falan uyandı, o da önde ve arkada oturanlara şirinlik yaparak, insanları rahatsız etmek bir tarafa, onları eğlendirerek geçti. &lt;br /&gt;Tatilimizle ilgili babasının da benim de, hatta ailenin geri kalanının da gözlemi aynıydı: tatil Deniz’e yaradı! İlk adımlarını büyük annesinin (benim anneannemin) evinde dedesinin elinde oyun oynarken attı. Dedesi koştururken ellerini bırakmış da bizimki heyecandan farkına varamayıp farkına bile varmadan 4-5 adım kendisi koşturmuş. Sonraki günlerde ise en büyük eğlencesi bir babasına bir bana yürüyüp kendi kendine alkış yapmak oldu. Hali çok görülesiydi! O 2-3 metrelik mesafeyi eller önde, sarhoş bir adam gibi paytak paytak geçip hedefteki kişiye ulaşınca büyük bir mutlulukla kahkalar atıyor, bir de bana bakıyorlar mı diye odadaki diğer kişilere dönüp sevinçle alkış yapıyordu.  İşin ilginç tarafı bu anlattığım tatlı ilk adımların üzerinden en az 1 ay geçmiş olmasına rağmen yürüme konusunda hala çok ilerleyemedik! Sadece artık o kadar sarhoş değil, daha kendinden emin ve düzgün yürüyor, bir de elinden tutulursa koşuyor. Şimdi merdiven inip çıkmanın keyfine vardı ki bu bizim için hiç de iyi olmadı (belki de iyi oldu, biraz fazladan kalori yakıyoruz!).&lt;br /&gt;Yürüme konusundan başka sosyallik ve karakter olarak da Deniz bu tatilde çok gelişti. Varşova parklar bahçeler ve  çocuk oyun alanları açısından çok zengin olduğundan günlerimiz açık havada, kum havuzlarında, çocuklar,  ördekler, köpekler, güvercinler,  tavus kuşları, sincaplar arasında geçti. Deniz diğer çocuklara müthiş bir cana yakınlıkla yaklaşıp bütün havyaların peşinde koşturdu, parkta oynamanın zevkine vardı, ilk defa yumuşacık kumlarda ve uçsuz bucaksız halı gibi çimenlerde emekledi, yerlerde yuvarlandı. Bu sebepten mi bilmem, Varşova’da yapılmasını istemediği şeylere tepki göstermeye, isteyip istemediklerini çok net ifade etmeye başladı. Bize öyle geldi ki karakterini belli etmeye başladı benim minik börülcem…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3500151718598328005?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3500151718598328005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/07/denizle-tatil-ilk-admlar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3500151718598328005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3500151718598328005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/07/denizle-tatil-ilk-admlar.html' title='Deniz’le Tatil – İlk Adımlar !'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7164492098571431002</id><published>2010-07-02T12:53:00.002+03:00</published><updated>2010-07-02T13:13:28.256+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uyku'/><title type='text'>UYKU, biraz UYKU bütün isteğim buydu!  - Ferber  Yöntemi  Denemesi</title><content type='html'>Uykusu gelen her bebek böyle bir galon enerji içeceği içmiş gibi mi olur? Deniz aynen öyle oluyor. Bir de istemediği bir şeyi yaptırmak mümkün olmuyor, yaygarayı basıveriyor.  Yanımızda birileri varsa olay şöyle gelişir:   Deniz’i pek yakından tanımayanlar, ben “çok uykusu var”  deyip onu uyumaya götürdüğümde onun bu haline bakıp gülerek “bana hiç de uyuyacakmış gibi gelmiyor ama…” diye yorum yaparlar. Tabii 5 dakikada uyuyuverince ben “nasıl, yok muymuş uykusu, şiştiniz mi” gibisinden zafer dolu bir yüz ifadesiyle geri dönerim. Yeterince yakın biriyse, bunu yüzüne karşı ifade etmek de pek zevkli olur  &lt;br /&gt;Ama ne yazık ki her zaman beni haklı çıkarmıyor kızım. Bazen, özellikle de öğleden sonraları çok uykusu olsa da uyumayacağı tutuyor. Ben yarım saat emziriyorum (ne yazık ki 1 yaşına yaklaştığı şu günlerde hala memede uyutuyorum kendisini) , hanımefendi meme keyfi yapıp saçlarımla oynuyor (hatta bazen hırsala saçlarımı çekip canımı acıtıyor) sonra da tam enerji ayaklanıp bir de suratıma bakıp “hah” diye gülüyor.  İşte o zamanlar, annelikten ve Deniz’le uğraşmaktan en çok yorulduğum, “bu velet benimle dalga mı geçiyor, cücük kadar çocukla başa çıkamıyorum” duygusunu iliklerime kadar yaşadığım ve uyku eğitimini vermeyen aptal kafamı duvarlara vurmak istediğim zamanlar oluyor.  Ha, bu arada geçen yazıda belirttiğim Ferber yöntemini deneme girişimim başarısız oldu. Daha doğrusu sonuca ulaşamadan ben pes ettim.  Anlatayım: &lt;br /&gt;İnternette bulabildiğim yazıları ve tecrübeleri okudum, IPC psikoloğu Sinem hanımla görüşüp destek aldım, kendimi bu yöntemin doğruluğuna ve gerekliliğine inandırdım. Emin’in 3 gecelik bir iş seyahatine gidiyor oluşunu fırsat bildim, eve bana destek olması için alt kat komşum Esin’i davet ettim. Ona ne yapacağımı anlattım, hatta gündüzden okusun diye konuyla ilgili başarılı olmuş annelerin bloglarının vs linklerini gönderdim ki Esin de ikna olsun, ne yapacağımızı bilsin. Akşam da Deniz parktan gelip yemeğini yedi, banyosunu yaptı, uyku öncesi hazırlıkları başarıyla yerine getirdik, meme emme faslını en sona değil bütün oyuncaklara iyi geceler dilemenin öncesine koyduk. Deniz’i yatağına yatırıp tatlı bir sesle iyi geceler dileyip yatağının yanından ayrıldığım anda, daha odadan bile çıkmadan yaygarayı bastı. Ben yanına dönmek ve onu almak yerine balkona Esin’in yanına kaçtım.  Ağlaması canhıraş çığlıklar şeklindeydi.  Canı acımadığını, başına kötü bir şey gelmediğini bildiğim ve kendimi buna hazırladığım için dayanmakta çok zorlanmadım. Asıl problemi 5-6 dakika sonra yanına ilk ziyareti yaptığımda yaşadım. Deniz ayakta, yatağın kapıya en yakın köşesinde durmuş çığlık çığlığa ağlıyordu. Ben yanına gidince ellerini havaya kaldırıp bana tutunmaya ve onu almam için yatağın içinde zıplayarak daha da çok bağırmaya başladı. Ben onu biraz zorla yatırdım, öptüm okşadım (tabii ki bunlar sakinleştirmenin yanından bile geçmedi) ve gene çıktım. Bir dahaki ziyaret de aynı şekilde geçti. Ağlamaktan sucuk gibi terlemişti, pijamaları sırılsıklamdı. Beni her görüşü onu daha da çok ümitlendirip daha şiddetli ağlama krizine soktuğu için ziyaretleri  7, 9, 12 dakika gibi uzun sürelere yaydım.  Derken aralarda sesi kesilmeye başladı. Ben artık stresten oturamıyordum, iyi bir şey yaptığımdan da artık o kadar emin değildim. Doğrusu Esin yanımda olmasaydı Deniz’in onu bırakmayayım diye ellerime sarılışına dayanamaz, 2. veya 3. ziyarette boş verip onu alırdım. Ama Esin’le 2 ziyaret daha dayanıp uyumamış olursa almaya karar verdik. Neyse ki birden ses kesildi. Yanına gittiğimde içim çok acıdı, minik kuşum ellerini yatağın kenarına koyup kafasını ellerine yaslamış, ayakta uyuyakalmıştı. Yatırırken tekrar uyanıp ağladı, ama birkaç dakika sonra gene ses kesildi. Gittiğimde kurbağa gibi yüz üstü yatağın köşesinde uyuya kalmış olduğunu gördüm. Bu sefer yatırıp üstünü örttüm, sırtına bir ter tülbenti koydum, hiç uyanmadı.  Uyuması toplam 55 dakika sürmüştü. &lt;br /&gt;Balkona gittiğimde dizlerim titriyordu. “Allah’ım n’olur yanlış bir şey yapıyor olmayayım, n’olur sonuçta birkaç gece sonra bütün gece bölünmeyen sağlıklı ve mutlu bir uyku düzeni olsun” diye dua ettim. Bir de  “Allah’ım n’olur bu gece uyanmasın!” diye.   Ne yazık ki bu duam kabul olmadı, Deniz 1 buçuk gibi uyandı. Ben bir kez daha böyle bir sabır denemesinde başarılı olabileceğime hiç inanmadığım (hem de gece karanlığı ve sessizliğinde, ben de uykudan uyanmışken çok daha zor) için hiç ağlatmadım, kucağıma aldım, ama meme de vermedim. Kucağımda ama meme vermeden uyutmam yaklaşık 1,5 saat sürdü. Daha doğrusu uyudu uyumasına ama yatağında 10 dakika sonra, kimi zaman 5, kimi zaman 20 dakika sonra uyanıyordu. Kah pışpışlayarak, kah kucakta gezdirerek uğraştım, ama derin uykuya bir türlü geçiremedim. Sonunda benim de gücüm tükendi ve meme verdim. Bu sayede ikimiz de birkaç saat uyuduk. Sabaha karşı ikinci kez uyandığında gene tam olarak aynı şey oldu. 1,5 saat debelenip uyuyup uyandıktan sonra memede derin uykuya ancak geçebildi. &lt;br /&gt;Sabah her zamanki gibi bir saatte, her zamanki gibi bir psikolojiyle uyandı. Ben ise biraz kızı bu kadar ağlattım diye, biraz da gece uyandığında metanetli davranamadım, gene meme verdim diye suçluluk içindeydim. Psikoloğun böyle bir şey olmayacağını defalarca söylemesine, diğer okuduğum annelerin de böyle bir şey tecrübe etmemiş olmalarına rağmen acaba bana kızgın mı, gücendi mi, geceyi hatırlayıp bana küsecek mi diye gözünün içine baktım.  Tabii ki bunların hiçbiri olmadı. Ben de acaba ilk yatışta kendi kendine uyumasını beklesem ama geceleri uyandığında meme versem bir faydası olur mu, gene kendisi uyumayı öğrenir mi diye danışmak için Sinem hanımı aradım. Hem onun söylediklerinden, hem de mailleştiğim &lt;a href="http://hayalalani.blogspot.com/2010/06/ferber-yontemi-yeniden-uyku-biraz-uyku.html"&gt;Hayal ‘in söylediklerinden &lt;/a&gt;Ferber Yöntemi ile ilgili şunu tekrar öğrendim (aslında bilmediğim bir şey değildi ama aklıma kazındı) :&lt;br /&gt;-Bu Ferber Yöntemi denen şeyi “biraz uygulamak” diye bir şey yok! Ya tam anlamıyla uygulanacak, ya da hiç kalkışılmayacak!&lt;br /&gt;- Her konuda değiştirilmeye çalışılan alışkanlıklarda olduğu gibi bu konuda da kararlılık, süreklilik ve taviz vermemek en önemli şey. &lt;br /&gt;İkinci güne bu kararlılıkla başladım ama akşam saatleri yaklaşıp uyku vakti geldikçe mideme kramplar getiren bir stres ve ağlama isteği beni sardı.  Akşam üzeri Deniz’İ kendi kendine uyutmaktan vazgeçtiğimi kendi kendime itiraf ettim. Bu kararı vermek, sıcak kumlardan serin sulara atlamak gibi rahatlattı beni. Kızımla gezmeye gidip ikimize bir güzel tatlı ısmarladım.  Anladım ki bilmek ve inanmak başka bir şey, uygulayabilmek başka. Vazgeçtim, pes ettim, başaramadım, çuvalladım ne dersek diyelim. Ben kızımı bir süre daha memede uyutmaya devam edeceğim. Biliyorum, gece kesintisiz uyuması onun için çok daha sağlıklı olurdu ama biz hepimiz bu şekilde uyutularak büyüyüp sağlıklı büyükler olduk diye kendimi avutacağım.  Kim bilir, belki Deniz’i tamamen memeden kestikten sonra   bir deneme daha yaparım?? Ya da yapmam!  (Ki bu memeyi bıraktırma süreci de gözümü çok korkutan konulardan biridir, nasıl olacak hiççç bilmiyorum, hadi hayırlısı).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7164492098571431002?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7164492098571431002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/07/uyku-biraz-uyku-butun-istegim-buydu.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7164492098571431002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7164492098571431002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/07/uyku-biraz-uyku-butun-istegim-buydu.html' title='UYKU, biraz UYKU bütün isteğim buydu!  - Ferber  Yöntemi  Denemesi'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-8284695854822398400</id><published>2010-05-27T17:46:00.002+03:00</published><updated>2010-05-27T17:50:53.679+03:00</updated><title type='text'>Bir Şiir</title><content type='html'>Yılmaz Erdoğan bir şiir yazmış.. Bence çokk güzel. O bunu bir sevgiliye hitaben yazmış anlaşılan ama özellikle sonundaki koyu yazdığım kısım, bir annenin veya babanın bebeğine söyledikleri olmaya o kadar uygun ki! Bu son kıta benim kızıma olan duygularımı benden iyi anlatmış... Canım kızım, Deniz'ime ithaf ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SANA BAKMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey yapılabilir &lt;br /&gt;Bir beyaz kağıtla &lt;br /&gt;Uçak örneğin, uçurtma mesela. &lt;br /&gt;Altına konulabilir &lt;br /&gt;Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için &lt;br /&gt;Sallanan bir masanın. &lt;br /&gt;Veya şiir yazılabilir &lt;br /&gt;Süresi ötekilerden kısa &lt;br /&gt;Bir ömür üzerine.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir beyaz kağıda &lt;br /&gt;Herşey yazılabilir, &lt;br /&gt;Senin dışında.. &lt;br /&gt;Güzelliğine benzetme bulmak zor, &lt;br /&gt;Sen iyisimi sana benzemeye çalışan &lt;br /&gt;Herşeyden: &lt;br /&gt;Bir gülden bir ilk, bir sonbahardan sor. &lt;br /&gt;Belki tabiattadır çaresi &lt;br /&gt;Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin.. &lt;br /&gt;Ve benim &lt;br /&gt;Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim.. &lt;br /&gt;Anlarım bitkiden filan &lt;br /&gt;Ama anlatamam &lt;br /&gt;Toprağın güneşle konuşmasını &lt;br /&gt;Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sen bana ışık ver yeter &lt;br /&gt;Bende filiz çok.. &lt;br /&gt;Köklerim içimde gizlidir &lt;br /&gt;Gelen giden, açan soran, bere budak yok &lt;br /&gt;Bir şiir istersin &lt;br /&gt;"içinde benzetmeler" olan &lt;br /&gt;Kusura bakma sevgilim &lt;br /&gt;Heybemde sana benzeyecek kadar &lt;br /&gt;Güzel birşey yok &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Uzun bir yoldan gelen &lt;br /&gt;Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum &lt;br /&gt;Yaralı yarasız sevdalardan geçtim &lt;br /&gt;Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu &lt;br /&gt;Herşeyi anlattım.. &lt;br /&gt;Olan olmayan, acıtan sancıtan.. &lt;br /&gt;Bilsem ki sana varmak içindi &lt;br /&gt;Bütün mola sancıları &lt;br /&gt;Bütün stabilize arkadaşlıklar &lt;br /&gt;Daha hızlı koşardım &lt;br /&gt;Severadım gelirdim &lt;br /&gt;Gözlerinin mercan maviliğine.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana bakmak &lt;br /&gt;Suya bakmaktır.. &lt;br /&gt;Sana bakmak &lt;br /&gt;Bir mucizeyi anlamaktır.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır &lt;br /&gt;Aşk sorgusunda şahanem &lt;br /&gt;Yalnız kelepçeler sanıktır &lt;br /&gt;Ne yazsam olmuyor &lt;br /&gt;Çünkü bilenler hatırlar.. &lt;br /&gt;Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar &lt;br /&gt;Bahçıvan değil tüccarlardır &lt;br /&gt;Sen öyle göz, &lt;br /&gt;Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı &lt;br /&gt;Sen teninde cennet kayganlığı iken, &lt;br /&gt;Sana şiir yazmak ahmaklıktır.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir tek söz kalır &lt;br /&gt;Dişlerimin arasından &lt;br /&gt;Ben sana gülüm derim &lt;br /&gt;Gülün ömrü uzamaya başlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Verdiğim bütün sözler &lt;br /&gt;Sende kalsın isterim &lt;br /&gt;Ben sana gülüm derim &lt;br /&gt;Gül sana benzediği için ölümsüz.. &lt;br /&gt;Yazdığım bütün şiirler &lt;br /&gt;Sana başlayan bir kitap için önsöz &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sana bakmak &lt;br /&gt;Bir beyaz kağıda bakmaktır. &lt;br /&gt;Her şey olmaya hazır &lt;br /&gt;sana bakmak &lt;br /&gt;suya bakmaktır.. &lt;br /&gt;gördüğün suretten utanmak.. &lt;br /&gt;sana bakmak &lt;br /&gt;bütün rastlantıları reddedip &lt;br /&gt;bir mucizeyi anlamaktır.. &lt;br /&gt;sana bakmak &lt;br /&gt;Allah’a inanmaktır. &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-8284695854822398400?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/8284695854822398400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/05/bir-siir.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8284695854822398400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8284695854822398400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/05/bir-siir.html' title='Bir Şiir'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6270740173321361389</id><published>2010-05-27T12:30:00.014+03:00</published><updated>2010-06-02T13:16:53.048+03:00</updated><title type='text'>11 Aylık Olurken Deniz'in Halleri</title><content type='html'>Haftaya tam 11 aylık oluyor tontiş. Resmen büyüdü, abla oldu! uzunca bir ara da verdiğim için biriken konuları kısaca aktaralım bakalım: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİŞLER &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 aylıkken diş etleri kaşınmaya başladı, "erkenden çıkacak galiba dişleri" derken 9 aylık olduğunda hala diş yoktu ortada! Sadece arada bir artıp azalan diş eti kaşıntıları ve huysuzluklar. Huyunda en ufak değişikliği, uykusuz geçen bir geceyi veya yükselen ateşi (meğer hasta olmuş kuzum) "herhalde bu sefer diş gerçekten çıkıyor" diye yorumlayan bir anne-baba. Ve sonunda 10 aylık olmak üzereyken ilk dişini ben gördüm. Genelde alttan tam ortadaki dişler ilk çıkar ya, benim kızım üstten ve yandan çıkardı ilk dişini! Sonra onun tam simetriğindeki ve gene üst ortalardan biri hemen takip etti. Şu an 3 diş, hepsi üst sırada olmak üzere yarım yarım çıktı, altakkilerden biri baş vermek üzere, elime geliyor ve en arkadakiler çok kaşınıyor galiba, çünkü eli sürekli ağzının arkalarında. Yani durdu durdu, hepsini peş peşe çıkarıyor. Gene de çok huyusuz değil kuzum, sadece bazı geceler memeye yapışık yatmak istiyor, ayırıp yatağına koyunca zırt pırt (mesela yarım saatte bir) kulağını çekiştirerek uyanıyor. Bir de bugünlerde acayip bir şekilde bana düşkün oldu. Eskiden gece uyandığında babası onu tekrar uyutabilirdi, veya sabah çok erken kalktığında babası onu kucağında uyuturdu işe gitmeden, şimdi kesinlikle beni istiyor. Gündüzleri de aynı odada bile olsak onunla ilgilenmemi talep ediyor. Bunların de sebebi diş çıkarıyor olmasından kaynaklı naz mı acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diş kaşıyıcılarını tekrar buzluğa atmaya başladım. Ama gene de bizimkinin en sevdiği diş kaşıyıcıları Arnavutköy hıyarı, prasa ve taze soğan. Hatta doktora gittiğimiz bir gün prasasını elinden bırakmamıştı da o şekilde elde prasayla gitmiştik. Pediatri bölümünde meşhur olduk tabii, prasalı bebek olarak :)  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BESLENME &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz çok küçüklükten itibaren (sanırım 8 aylıktan falan) püre yemeyi bıraktı. Kahvaltısını peynir, pekmez, ceviz, ekmek, meyve vs karıştırıp püre olarak veriyordum. 1-2 kaşık alıp bırakmaya başlayınca bir de tek tek vermeyi denedim. Baktım ki ağzını kuş gibi açıp yemeye devam ediyor, bu taktiği bütün öğünlere yaydım. Artık sebzeleri, etleri, et suyunda iyi haşlanmış makarna ve pirinci, kahvaltılık bütün malzemeleri elimle parça parça veriyorum. Dişleri yokken bunları damağında iyice ezip, resmen çiğneme hareketini yaparak ağzında geveleyip geveleyip yutuyordu.  Hatta diyordum ki "Deniz dişe ihtiyaç duymuyor, o yüzden çıkarmıyor". Şimdi ön kesiciler çıktığı için sert şeyler, örneğin diş kaşıdığı salatalıklar daha büyük tehlike arz ediyorlar. Dikkat etmek gerek! &lt;br /&gt;Deniz'in menüsünün kalabalıklaşması çok rahat oldu. Artık dışarı çıktığımızda yanımızda onun hazır maması yoksa bizim yediklerimizden ona uygun olanları yedirebiliyorum. Bir tek tuzlu, yağlı kızartma ve koruyucu vs içerebilecek ne olduğu belli olmayan şeylerden uzak tutuyorum. Kendilerinin en sevdiği yemek ise balık buğulama. Geçen gün bir de acıkmış ki, benim yedirme hızımı beğenmedi, tabaktan avuç avuç alıp ağzına tıkıştırdı! Bir elinde de taze soğanı, ohhh!! Bir rakısı eksik hanfendinin :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada ne yedirsem bu çocuğa diye düşünürken arkadaşım faydalı bir link gönderdi. &lt;a href="http://www.bebegimneyesin.com/"&gt;Bu sitede&lt;/a&gt; her aydan bebekler için güzel yemek tarifleri bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UYKU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku konusunda aylardır bir arpa boyu yol gitmedik :) Denizcim 8,5 aylıkken İstanbul Parenting Class'ın kurucusu psikolog Sinem hanımdan uyku konusunu görüşmek için bir randevu aldım. Aslında çok iyi bildiğim şeyleri bir de uzmanından duymak için. Beni şüphelerimden arındırsın diye, ikna etsin diye. Ferber yöntemi savunucularından. Ne olduğunu bilmeyenler önceki postlarımdan &lt;a href="http://anneolucam.blogspot.com/search/label/Bebek%20Bak%C4%B1m%C4%B1"&gt;şuna&lt;/a&gt; bakabilirler, ayrıca &lt;a href="http://hayalalani.blogspot.com/search/label/ferber%20y%C3%B6ntemi"&gt;şu bloglarda &lt;/a&gt;da bu konuda hem bilgi hem de uygulama örnekleri var. Çok okudum, araştırdım, Sinem hanım'la da görüştüm ve inandım ki kendi kendine uyuması hem bebeğimin hem benim yararıma olacak, çünkü ikimiz de deliksiz,kesintisiz uyuyunca güne daha mutlu ve dinlenmiş başlayacağız. Deniz çok ağır olduğu için kucakta gezdirerek uyutmaktan memede uyutmaya geçtiğimde "aman ne güzel oldu, artık belim ağrımayacak" diye düşünmüştüm. Oysa bu sefer belim değil memelerim acıyor! Deniz öncekinden daha da çok uyanmaya, ve meme emmeden uyumamaya başladı. Hatta bazen memeden ayırınca uyanıyor hemen, iyice dalmasını beklerken ben de koltukta sızıyorum. Uyanıp beni yanında bulamayan kocacım gelip beni uyandırıyor da ben koltuk tepesinde boyun tutulmasından, Deniz de tepetaklak kucağımdan düşmekten kurtuluyoruz. Sabahları uyandığı andan itibaren gözlerini ovuşturuyor kuzum, çünkü o da benim gibi tam dinlenemiyor. Üstelik artık sadece benimle uyuduğu için babayla görev paylaşımımız sıfır oldu. Bütün yük benim omuzlarımda (pardon memelerimde!) :) &lt;br /&gt;Artık açlıktan değil uykuya geçmek için emzik niyetine beni emiyor. Bu yüzden gece emzirmelerini de ortadan kaldırma vaktş geldş de geçiyor. Bazı geceler yaptığım denemelerden biliyorum ki Deniz'ciği odasında yalnız bırakmayıp yanında kalsam ve onu sevip okşayarak uyutmaya çalışsam da meme istediği için aynı derece ağlayacak. O yüzden ağlatmışken bari kendi kendine uyumak uğruna ağlatayım da değsin. Emin'İn  3 günlük seyahatini fırsat biliyorum ve bu akşam komşumuz olan arkadaşşım Esin'in desteğiyle operasyona başlıyorum. Buradan da gün gün nasıl geçtiğini paylaşmayı umuyorum. Umarım bu yazı dizisi çok uzun sürmez, ve başarıyla son bulur! Bize şans dileyin!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6270740173321361389?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6270740173321361389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/05/11-aylk-olurken-denizin-halleri.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6270740173321361389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6270740173321361389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/05/11-aylk-olurken-denizin-halleri.html' title='11 Aylık Olurken Deniz&apos;in Halleri'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7412248673773376606</id><published>2010-05-27T12:08:00.002+03:00</published><updated>2010-05-27T12:26:18.116+03:00</updated><title type='text'>Bakıcı-Yardımcı Seçimi</title><content type='html'>Bu kadar ara verirsen böyle olur işte!  Şimdi hangi konudan başlasam bilemiyorum! Aklımda pek çok şey var,  ama hepsi hala sadece “aklımda” . Bir türlü kaleme dökemiyorum veya eyleme geçemiyorum. Evdeki işleri de bahane edemem artık, çünkü benim yerime koşturan Nuran Hanım var artık. Tamam tamam itiraf ediyorum, galiba tembelliğe alıştım! &lt;br /&gt;Hazır lafı geçmişken yeni yardımcımızdan bahsederek başlayayım.. Deniz bir süredir  kendi kendine ayaklanıp sıralamaya başladığından ve tabii ki bu durum sağa sola kafasını çarpma, düşme, elini çekmeceye-kapıya kıstırma gibi kaza olasılıklarını çok arttırdığından sürekli kendisiyle ilgilenmek gerekiyor. Bir de 8-9 aylık olduğunda adımlarını güzelce atmaya başladı ve yürümenin zevkine varınca sürekli birisinin onu iki elinden tutup evin içinde turlamasını ister oldu. Tahmin edersiniz ki babasının ve benim bellerimiz için bu hiç de iyi olmadı! Dahası, Deniz hanımla oraya buraya yürümekten ve ona göz kulak olup onunla oynamaktan ne ev işi ne başka bir şeye zaman ayıramaz oldum. Küçük hacıyatmaz 40-45’er dakikalık uykular uyuduğundan bu zaman dilimleri de çok yetersiz geliyor herhangi bir işi bitirmek için. Bu yüzden gündeme geldi eve bir yardımcı almak. Haftada bir temizliğe gelen Emine Abla’mız vardı ama, evde yerlerde emekleyen, her bulduğunu ağzına sokan veya yalayan bir bıdık olunca haftada bir temizlik asla yeterli olmuyor. Ben de hem  icabında Deniz’i emanet edebileceğim  hem de evi çekip çevirecek bir yardımcı arayışına girdim. Nasıl birini bulmalı derken yardımıma tam da “Bakıcı Seçimi” konulu İstanbul Parenting Class sitesindeki &lt;a href="http://www.istanbulparentingclass.com/makaleler.php?id=35"&gt;bu&lt;/a&gt; yazı yetişti. Ben de yazıda dendiği gibi, öncelikle güler yüzlü, konuşkan, sevecen görünen, kendi çocuklarını büyütmüş, tecrübeli ama çok yaşlı olmayan bir bayan aramaya karar verdim. İnternetten bulduğum, sitesine bakınca profesyonel gibi görünen bir eleman bulma ajansının gayet gayrı ciddi yaklaşımı sonucu bu işin en iyi tavsiyeyle hallolucağını gördüm.  Ajanslı çalışmanın avantajı da bu bayanları tanıyor, iyi ve zayıf yönlerini biliyor olmaları, ikamet kağıdı, nüfus cüzdanı fotokopisi ve sabıka kaydını size veriyor olmaları ve 2 ay içinde bir aksilik olursa size tekrar tekrar yeni alternatifleri ücretsiz getiriyor olmaları. Yani sonsuz değiştirme hakkınız var. Ücret olarak ise bayanla ne kadara anlaşırsanız o kadar meblayı bir seferlik ajansa da veriyorsunuz. Merak edenlere söyleyeyim: 700 tl veriyorum. Haftanın 3 günü geliyor. Temizlik yemek vs herşeyi yapıyor, Deniz'e de bakacak, hatta cuma akşamları biz dışarı cıkarsak geç saate kadar kalacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bebekli bir arkadaşımın tavsiyesiyle aradığım ajans bana 3-4 alternatif sundu ve sonuçta Nuran hanım hayatımıza girdi. İyi de oldu! Daha önce birinde 4, bir başkasında 5 yıl çalışmış. Bu işleri biliyor. Referanslarından birini aradım, hep iyi şeyler söylediler. Gelir gelmez evi çekip çevirdi, detaylı köşe-bucak temizlikler yaptı.  En önemlisi Deniz de kendisini pek sevdi! Gene de 1 aydır bizimle olmasına rağmen henüz Deniz’i ona bırakıp bir yere gitmişliğim yok. Yalnız 1-2 kez Deniz uyurken onu bırakıp kısa bir iki işimi hallettim, geldiğimde berber oynuyorlardı. Dün de ilk kez Nuran hanım ve Deniz pusetle sokağa çıktılar. Sokağa derken, gerçekten de bizim sokakta dolaştılar, ben de ara ara pencereden baktım.  Aman Allahım! O ne güzel bir özgürlük duygusu!!   Az sonra uyanacak olan veya ilgi isteyerek peşimden emekleyen bir bıcır yok! Ne yapsam bilemedim bu sınırlı özgür zamanda. Ama bir yanım da kızımı merak etti  ve sürekli pencereden bakmak istedi tabii.  Normalde bu aralar benim peşimden ayrılmama eğiliminde olan ve beni tuvalete bile göndermeye tahammül edemeyen Deniz ise hiç de şikayetçi görünmüyordu! Bir an bile mızıklamadı, beni aramadı. Hatta sokağımızdaki kuaförün önünden geçerlerken içeriden iki kişi gelip Deniz’i sevmeye kalkışınca Deniz ağlayarak Nuran hanım’a sıkı sıkı sarılmış. Geldiklerinde pek bir memnun ve gururlu anlattı Nuran Teyzemiz bunu  &lt;br /&gt;Ben de anlamış oldum ki istediği kadar anne düşkünü olsun sokakta olmak uğruna  anasını bile satarmış kızım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7412248673773376606?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7412248673773376606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/05/bakc-yardmc-secimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7412248673773376606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7412248673773376606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/05/bakc-yardmc-secimi.html' title='Bakıcı-Yardımcı Seçimi'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7827514040900937534</id><published>2010-05-06T23:26:00.007+03:00</published><updated>2010-05-07T01:39:23.111+03:00</updated><title type='text'>3 ay arada neler oldu</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S-NEugGbcuI/AAAAAAAAAJA/ofDE1ZFFfNM/s1600/IMG_0631.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 185px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S-NEugGbcuI/AAAAAAAAAJA/ofDE1ZFFfNM/s320/IMG_0631.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468289938239484642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S-NEuGbHgbI/AAAAAAAAAI4/O2Lj430Kl5Y/s1600/IMG_0545.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S-NEuGbHgbI/AAAAAAAAAI4/O2Lj430Kl5Y/s320/IMG_0545.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468289931346936242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S-NEtVgtY8I/AAAAAAAAAIw/GDKDj9UKigg/s1600/IMG_0390.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S-NEtVgtY8I/AAAAAAAAAIw/GDKDj9UKigg/s320/IMG_0390.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468289918217053122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S-NEs51YrOI/AAAAAAAAAIo/V35QokqitiA/s1600/DSC_0648.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S-NEs51YrOI/AAAAAAAAAIo/V35QokqitiA/s320/DSC_0648.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468289910787583202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aylar geçti. Resmen 3 ay geçti en son yazdığımdan beri. Hem de gündemimizin çok dolu olduğu, konu açısından hiç sıkıntı olmayan bir 3 aydı. Sanırım sanal alemdeki bu durgunluğun sebebi gerçek dünyadaki ve benim duygu dünyamdaki fazlaca hareketlilik. Bu süreçte Deniz hızla ve rahatça emeklemeye, sıralamaya hatta elinden tutunca yürümeye başladı. Deniz'i ana kucağından kurtarıp ona bir araba koltuğu aldık (puset araştırmamı hatırlarsanız baya bir araştırma sürecimiz oldu gene. Bizim yediğimiz yemekleri yemeye başladı, geçirdiği idrar yolları enfeksiyonu ve 6. hastalık yüzünden gecelerce yüksek ateşi oldu, kukuşunun kenarında bir enfeksiyon oluştu, ilk dişleri çıktı (hala da çıkmaya devam ediyorlar). Hastalıklar antibiyotikler ve dişler yüzünden çok mızmız ve zor zamanlar, yürüme çalışmaları yüzünden çok hareketli ve kazalarla (neyse ki önemsiz kazalar) dolu zamanlar geçirdi kızım. Ben bir bebek psikoloğu ile görüşüp Deniz'in uykularını daha düzenli ve uzun hale getirmenin yolunu araştırdım (hala uygulamaya geçemedim), ellerinden tutup yürütmekten ve kucakta uyutmaktan bel ağrılarım arttı, rejime başlayıp başlayıp bırakarak topu topu 1 kilo verdim (şimdi gene rejimdeyim :P), gene her zamanki gibi 7 gün 24 saat annelik yaptım ve doğrusu fiziksel ve psikolojik olarak yorulduğumu hissettim. Sonunda, iki hafta önce haftada 3 gün bana yardıma gelecek, hem ev işi hem bakıcılık yapacak bir bayan buldum. "Bir şeyler yapmak gerek" duygumu büyüttüm ve kafamda iş projeleri oluşturdum (ufak ufak realize etmeye de başlıyorum). Sürekli hareket ve keşif (eşittir yaramazlık) halinde bir bebekle uğraşmaktan, sadece bebekli arkadaşlarımla buluşup sadece bebek konuşmaktan, her akşam TV karşısında pinekleyip erkenden yorgunluktan sızmaktan, yürüyüşte, alışverişte, dinlenirken, eğlenirken, sevişirken, yemek yerken, tuvaletimi yaparken sürekli aklımın bir köşesinde "şimdi uyanır, çok vaktim yok" veya "düşüp başını vurmasa" veya "acıktı mı, susadı mı, uykusu mu geldi, sıkıldı şimdi kucak isteyecek" diye düşünmekten yoruldum. Sonra kızımın bir gülüşü, bir bakışı beni iyileştirdi. Sonra gene yoruldum. Başka annelerin doğumdan hemen sonra yaşadıkları doğum sonrası depresyonunun bir benzeri beni 10 ay gecikmeli yakaladı galiba... Elimde kalan tek kimliğim "Deniz'in annesi Özlem", tek yaptığım şey annelik ve bunda bile sık sık başarısız ve yetersiz hissediyorum. Bir an önce harekete geçip bir şeyler yapmam ve kendimi toparlamam lazım. Bunlardan biri de ihmal ettiğim sevgili bloguma tekrar düzenli yazmaya başlamak. Zaten yukarıda söylediğim gibi, yazacak çok şey var.   Hobilerimi ve annelik dışındaki meşgalelerimi geri kazanmalıyım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7827514040900937534?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7827514040900937534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/05/3-ay-arada-neler-oldu.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7827514040900937534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7827514040900937534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/05/3-ay-arada-neler-oldu.html' title='3 ay arada neler oldu'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S-NEugGbcuI/AAAAAAAAAJA/ofDE1ZFFfNM/s72-c/IMG_0631.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6627672541131990917</id><published>2010-02-19T11:27:00.003+02:00</published><updated>2010-02-19T12:13:34.621+02:00</updated><title type='text'>7 aylık Deniz ve maceraları</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S35i_h02tXI/AAAAAAAAAII/i15df1HO6K4/s1600-h/IMG_9375.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S35i_h02tXI/AAAAAAAAAII/i15df1HO6K4/s320/IMG_9375.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439894243461477746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S35i_Gb3ybI/AAAAAAAAAIA/wOw5yju3Gzg/s1600-h/IMG_9377.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S35i_Gb3ybI/AAAAAAAAAIA/wOw5yju3Gzg/s320/IMG_9377.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439894236108933554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S35i-1G5Q7I/AAAAAAAAAH4/2bubSs2SrUs/s1600-h/IMG_9771+copy.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 205px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S35i-1G5Q7I/AAAAAAAAAH4/2bubSs2SrUs/s320/IMG_9771+copy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439894231457547186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S35i-jWVPTI/AAAAAAAAAHw/U2cuOdb5uww/s1600-h/IMG_9742.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 208px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S35i-jWVPTI/AAAAAAAAAHw/U2cuOdb5uww/s320/IMG_9742.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439894226690456882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu günlerde Deniz'in bizi eğlendiren, şaşırtan bazen güldüren yeni davranışlarından birkaçını yazmak istiyorum. Yazayım ki unutmayayım, zamanla unutulmaz sanılan en güzel anılar bile solup gidiyor insanın hafızasında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün nezle nedeniyle biraz mızmız olduğu için öğlen mamasını blenderdan geçirirken kızımı kucağımda tuttum. Bir elimle onu tutup bir elimle balkabağı, havuç, maydanoz, patates, kırmızı et, zencefil kökü, pirinç, bulgur, buğday, mercimekten oluşan mamayı eziyordum. Blender acayip sesler çıkardıkça dehşet dolu gözlerle baktı, baktı, baktı, birkaç kez "hııı, hııı, hıııı" sesinden sonra ağlamaya başladı! Blenderdan korkan ilk bebek olma ünvanını aldı mı acaba?  Daha sonra ütüye de benzer endişeli bakışlarla baktı ama uzakta oturduğundan mıdır nedir, işi ağlamaya kadar götürmedi. Gene de gözünü ütüden ayırmadı, ne olur ne olmaz :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene dün, ilk kez büyük boy bir köpekle çok yakın temasta bulundu. Şehnaz Teyzesinin evine gittik, babaanneyi oradan almaya. Evin Golden Retriever cins kocaman kuçusu Lokum yanımıza gelip Denizin eline ıslak burnunu değdirince bizimki bir korktu, elini bir geri çekişi vardı ki!!! Sonra Lokum önümüzde yere yatınca Deniz ona gitmek için beni çekiştirmeye başladı. Yanına yaklaştırdım, ama Lokum bize bakmak için birden kafasını kaldırınca Deniz gene geriye sıçredı korkudan. Gene de ağlamaya neden olan bir korku değildi bu, daha çok şok olma ve bunun ne olduğunu anlayamama, merakla karışık bir şey. Zaten çok temkinli Deniz yeni objelere karşı. Hemen elini uzatıp tutmuyor hiçbirşeyi. Önce karşıdan bir bakıyor, sonra elini yavaşça uzatıp parmak ucuyla bir dokunuyor. Aynı suya patisini uzatan bir yavru kedi gibi! Bir zarar görmeyeceğine ikna olursa elliyor :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babasıyla telefonda konuşuyorduk. Hoparlörü açtım, babası Deniz'e seslendi. Telefona dikkatle baktı, sonra kapıya baktı, bir daha telefona ve bir daha kapıya baktı, sonra da ağlamaya başladı. Babası gelecek sandı gelmedi diye mi, geldi zannetti de neden yanımıza gelmiyor diye mi, yoksa sadece "ne oluyo bee, sesi burda kendi yok bu ne biçim iş" diye mi bilemiyorum artık! Ama bu artık kapıların insanların gelip gittiği yerler olduğunu çok iyi biliyor ve birini bekliyorsa gözü hep kapıda oluyor (tabii bu beklediği genelde ben oluyorum ve bunu baba veya babaanneden duyuyorum ehem ehhemm:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki eline birer obje alırsa bunları çok önemli bir iş yapıyormuş gibi bir yüz ifadesiyle birbirine vuruyor. &lt;br /&gt;Yatarken iki elinden tutarsa k hemennn ayağa dikilip odadaki üçüncü kişiye "bak nasıl da kalktım" der gibi bakıyor. Otururken de (desteksiz çok rahat oturuyor) bişeylere tutunup ayaklanmaya çalışıyor ama henüz kalkmaya uzak. Genelde yere kapaklanıp ağlıyor. Yüzüsütü yatarken popoyu biraz kaldırmaya çalışıyor ama emeklemekten de uzak henüz. En iyi hareket yöntemi olarak yuvarlanmayı keşfedebildi ancak. Yatakta yataken babası yatağın ucundan onu çağırınca birkaç yuvarlanmayla yanına gidiveriyor. Tabii bıu durumda yatakta falan bir an bile bırakılmama dönemi geldi. Yastıkla falan bariyer yapılmazsa bir anda kendini yerde bulabilir valla! En garantisi yere bişeyler serip yerde bırakmak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok mutlu, keyiflli olunca oturduğu yerde bana bakıp kafayı yukarı aşağı sallıyor, dans eder gibi.. Ya da daha çok kafa sallayan metalciler gibi :) Acaba ilk dans çalışmaları mı diyorum, çünkü sanki müzk olunca yapıyor daha çok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dada, baba, dede, abba, adda, tata gibi hecelerden oluşan bir kelime (!) dağarcığı var ve hiiiç susmuyoooooorrrrr! :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki herşeyi ağzına götürme, ağzına götüremediği büyük şeylere ağzını yanaştırıp tadına bakma, istediği şeye göre değişik ağlama ve mızıldanmalar, kime-nereye gitmek istiyorsa ona göre hareketler vs devam ediyor. 7 aylık oldu hala çıkan bir diş yok. Kilosu 9,175 boyu ise 74 cm olarak seyrediyor. Geceleri ne güzel uyuyordu bir iki ay önce, şimdi 2-3 saatte bir uyanıyor kerata! Hala kendi odasına geçirmedim, ve anne sütü emmeye devam ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6627672541131990917?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6627672541131990917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/02/7-aylk-deniz-ve-maceralar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6627672541131990917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6627672541131990917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/02/7-aylk-deniz-ve-maceralar.html' title='7 aylık Deniz ve maceraları'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S35i_h02tXI/AAAAAAAAAII/i15df1HO6K4/s72-c/IMG_9375.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6154702939624375722</id><published>2010-02-19T11:13:00.006+02:00</published><updated>2010-02-19T11:58:26.384+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><title type='text'>Bahar Geliyoor!</title><content type='html'>Bugün bir bahar havası var, hem dışarıda hem benim içimde. Bu sabah ilk kez kızımla kahvaltımızı balkonda ederek sezonu açtık. Soğukta ancak 10-15 dakikalık ziyaretler yapıyorduk balkonumuza, ki baharda ve yazın hayatımız orada geçer normalde. Şimdi bahar geliyor ve Deniz'cik için balkonda keşfedilecek bir sürü yeni obje var. Tabii onu korumam gereken bir sürü tehlike de! Bu bahar ve yaz, benim için diğer bütün baharlardan ve yazlardan daha güzel olacak. Çünkü balkon keyfimi kızımla paylaşacağım. Çiçeğimle balkona çiçekler ekeceğiz, güneşte neşeyle ötüşen kuşlarımızı seyredeceğiz, yemeklerimizi bereber balkon masasında yiyeceğiz, kafamızda birer geniş kenarlı hasır şapkayla yazı erkenden evimizde yaşamaya başlayacağız! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben baharda bambaşka bir insan oluyorum. İyimserliğime iyimserlik, enerjime enerji ekleniyor. İşler güçler problemler vız geliyor, bir anda her şey iyi ve güzel geliyor. Evim düzenli mis gibi, çiçek gibi olsun, balkonumda çiçekler ve her tür kendini şımartma imkanı olsun, güzel, hafif yemekler, sebzeler salatalar soframızı süslesin, sporumuz yürüyüşümüz eksik olmasın, zayıflayalım incecik olalım, kış tembelliğinden kurtulalım istiyorum bu havalarda, ve hepsine de yetiyor kışın yetmeyen enerjim. Ama bu sene baharın gelişi beni ayrıca heyecanlandırıyor. Çünkü biliyorum ki güneşin ısınması, günlerin uzaması demek benim minnoş kızımın, çiçeklerin en mis kokulusunun büyümesi, başka bir dönemin başlaması demek. Bu yaz Deniz bir yaşına girecek ve yavaş yavaş yürüyen, kelime kelime konuşmaya çalışan bir bebek olmaya başlayacak. Bebeklikten çocukluğa geçiş demek bu. Kızımla el ele üzerimizde birer askılı çiçekli keten elbise,yanımızda yanık tenli yakışıklı babamızla deniz kenarında yürüyüş yapmak demek bu sene yaz! Yaşasın! :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6154702939624375722?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6154702939624375722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/02/bu-bahar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6154702939624375722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6154702939624375722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/02/bu-bahar.html' title='Bahar Geliyoor!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3020609015764042673</id><published>2010-01-31T13:43:00.001+02:00</published><updated>2010-01-31T13:47:02.755+02:00</updated><title type='text'>BU GÜNLERDE</title><content type='html'>Bu günlerde gündemim oldukça yoğun.  Zihnimin gündemi yani. Yoksa ne olacak, günler kızımla ilgilenerek, birbirine benzer bir şekilde birbirini kovalıyor. Deniz’İn 6 aylık olmasıyla birlikte onunla ilgili yapılacak işler,  gündemimde başka birşeye  yer bırakmayacak kadar çok zamanımı almaya başladı . 2 gün öncesine kadar kayınvalidem bizde olduğundan işler bölünüyordu, tam anlaşılmıyordu. Şimdi babaannemiz ablasına gitti, ve biz kızımla başbaşa kalınca asıl işin 6 aydan sonra başladığı bana iyice dank etti.  Zira sabah kalktıktan sonra gün, Deniz’in altını değiştir, Deniz’e kahvaltı hazırla, yedir, kendine kahvaltı hazırla, ye, Deniz’le oyna, uykusu gelen Deniz’i uyut,  ortalığı topla ve Deniz’in öğlen mamasını ocağa koy, yemeğin yoksa kendine yemek yap, Deniz’in yoğurdu bittiyse ona yoğurt yap, uyanan Deniz’i al emzir,  oyun oyna, altını değiştir,Deniz’in öğlen mamasını ez, yedir, kendin öğlen yemeği ye, uykusu gelen Deniz’i uyut vsvsvs şeklinde bir kısırdöngü olarak bitiveriyor.  Anlaşıldığı üzere bu yoğunluğun başlıca sebebi ufaklığın 6 aylık olmasıyla birlikte ek gıdalara başlaması.  Eskiden ne de rahatmışım dedim, acıktı mı, hoop kaldır giysiyi ver memeyi, mama en uygun sıcaklıkta, kıvamda ve besleyicilikte gelsin! Şimdi hazırlıklar var, bundan başka aşılması gereken alışkanlıklar ve edinilmemesi gereken alışkanlıklar var. Mesela önceki yazımda uzun uzun bahsettiğim kucakta uyuma alışkanlığı konusunda hala bir adım atmadım. Bazı günler Deniz’in bana sarılarak uyumasından çok zevk alsam da gün geçtikçe artan sırt-boyun ağrılarım ve kollarımdaki dermnsızlık bana birşeyler yapmam gerektiğini söylüyor! &lt;br /&gt;Bu günlerde bir problemim de babaanne buradayken sürekli kendisiyle ilgilenen, onunla oyun oynayan birisinin olmasına alışmış olması. Daha önce kendi kendine güzel güzel vakit geçirmesine rağmen şimdi sürekli ilgi alaka ister oldu. Bilgisayar başına oturmak veya yemek yapmak veya başka bir odada birşeyler yapmak pek mümkün olmuyor bu durumda. Ama yavaş yavaş eski duruma döneriz diye tahmin ediyorum.  Bir de bizim minik TV seyretmeyi öğrendi ki sormayın! Ben gündüzleri hiç TV açmadığım için akşamları da bizimle az oturduğundan şöylle bir bakar geçerdi, bu aralar gündüz baya bir seyrediyor. Hatta dün o bakarken  kapattım diye bağırınca tamam dedim! Artık Deniz odadayken asla TV açmıyorum. &lt;br /&gt;Deniz’in daha çok zaman istemeye başlamasıyla benim evde yapılacak işler almaya başlamam anı günlere denk geldi diye midir nedir, biz zamane anneleri fazla mı yükleinyoruz kendimize diye de düşünüyorum bu günlerde. Kayınvalidemin burada olduğu dönem onun çocuklarını büyüttüğü dönemde anne olmakla ilgili pek çok hikaye dinledim. O zamanlar anneler her mamayı elde kendileri yapıyorlarmış, bezler elde yıkanıyormuş, bebeler ayakta sallanıyormuş,  reçeller, turşular, tarhanalar, sarmalar, börekler,  salçalar vs evde yapılıyormuş.  Hatta mısır nişastasını, pirinç ununu, et ve tavuk bulyonları kendileri yapıyorlarmış.  İş çokmuş.  &lt;br /&gt;Şimdi ise işlerin vakit alıcılığı çok daha az. Sebzeleri buharda pişirip püre yapma, biberonları temizleme ve ısıtma, yoğurt yapma vs gibi pek çok işi bizim yerimize aletler hallediyor.  Ama doğum öncesi depresyon, doğum sonrası depresyon, stresten kaynaklı süt azalması gibi bütün sorunlar da bizim nesilde. Tabii öyle olunca annelerin neslinden “amaaaan, bizim  zamanımızda bunların hiçbiri yoktu “ şeklinde küçümseme-eleştiri oklarına hedef oluyoruz.  Halbuki bizim işimiz daha kolay görünse de bizden beklenenler çok daha fazla.  Aslında bizim kendimizden beklentimiz yüksek. Sadece iyi anne olmak  yetmiyor, yetinmiyoruz . 40 yıl öncesinin ev hanımları çocuk doğurup ev hanımı ve anne oluyorlardı. Ev işlerine bir de bebek bakımı ekleniyordu.  Zamanımızın  çalışan, bakımlı, kültürlü, entelektüel kadını  çocuk sahibi oluyor,  bir yandan ideal anne olup çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmeye çalışırken bir yandan  hemen formuna dönmek, bakımlı olmak,  sosyal olmak, mesleğini unutmamak ve/veya para kazanmak için işine dönmek zorunda hissediyor.  Hiçbirini yapmayıp sadece bebeğine bakan ve ev hanımlığı yapan annelere ilk aylarda olmasa da bir süre sonra kendi gibi olan çevresinde sanki bir küçümseme yerleşiveriyor gibi geliyor bana.  Tabii belki de bütün bunlar benim kendi kuruntularımdır. Çünkü doğruyu söylemek gerekirse ben akşam olup ev işi ve Deniz’in bakımıyla  geçen bir günden sonra kocam eve geldiğinde ve “günün nasıl geçti bugün ne yaptın” diye sorduğunda hiçbir şey yapmamış gibi hissediyorum.  “Ay şekerim evin işi bitmiyor” lafının gerçek olduğunu gördüm. Gerçekten evin işi bitmiyor ve sadece ev işi yaparak, yani aslında hiçbirşey yapmayarak bir ömür geçebilir. Geçer, ve insan farkına bile varmaz.  Bir evlat yetiştirmiş olma ise böyle bir durumda avuntu  mudur bilmiyorum… &lt;br /&gt;İşte sonuçta başladığım noktaya dönüyorum. Beklentiyi oluşturan böyle şeyler düşünerek ben kendim oluyorum aslında. Ama bu düşünceye getiren de içinde yaşadığım topluluk. Kesin ollan bir şey varsa o da para için çalışmaya mecbur olmadıkça (şükürler olsun ki şimdi bu mecburiyetim yok) kızımı başkalarına (anneanne bile olsa) bırakıp gitmek istemem. Ama yanında başka birşeyler daha yapmak gerek.  Nokta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3020609015764042673?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3020609015764042673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/01/bu-gunlerde.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3020609015764042673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3020609015764042673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/01/bu-gunlerde.html' title='BU GÜNLERDE'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-8017198982697603555</id><published>2010-01-24T20:48:00.002+02:00</published><updated>2010-01-24T22:23:50.770+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='...KISA KISA...'/><title type='text'>Doğumlar...Ölümler...</title><content type='html'>Rahmetli dedem vefat etti, cenazesi yurt dışında kalktı, gidemedim. Canım babaannem vefat etti, ben yurt dışındaydım, bilet bulup gelemedim. Sevgili arkadaşımın anneannesi vefat ettiğinde belki biraz da bu yüzden mutlaka gitmek istedim cenazesine. Ve ilk kez orada koydu bana sevdiğim birinin arkasından hakkıyla dua okuyamamak. Dinle pek alakası olmayan bir insan olarak, duları yıllar önce din bilgisi derslerinde sözlüleri geçmek için tekerleme gibi ezberlemekten başka yerde kullanmadım. Demek dönüp onları anlamlarıyla beraber öğrenmeyi istemek  için bir cenazeye katılmam gerekiyormuş. Hepsi nur içinde yatsın.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum ve ölüm kadar kadar küçük hisettiren birşey var mı kendini çok büyük zanneden insanoğluna?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-8017198982697603555?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/8017198982697603555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/01/dogumlarolumler.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8017198982697603555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8017198982697603555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/01/dogumlarolumler.html' title='Doğumlar...Ölümler...'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-541387623745387195</id><published>2010-01-23T13:43:00.003+02:00</published><updated>2010-01-23T20:46:39.055+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><title type='text'>30. yaşım kutlu olsun!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj4qZWlUI/AAAAAAAAAHY/0lm6idnE7pc/s1600-h/IMG_9015.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 133px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj4qZWlUI/AAAAAAAAAHY/0lm6idnE7pc/s200/IMG_9015.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429902863341360450" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj4f8eMxI/AAAAAAAAAHQ/7qZ8xAAUugs/s1600-h/IMG_8991.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj4f8eMxI/AAAAAAAAAHQ/7qZ8xAAUugs/s200/IMG_8991.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429902860535870226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj4NYihFI/AAAAAAAAAHI/ZrpvsewHM4I/s1600-h/IMG_9012.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj4NYihFI/AAAAAAAAAHI/ZrpvsewHM4I/s200/IMG_9012.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429902855553320018" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj35U8uKI/AAAAAAAAAHA/5RGecA4QMSs/s1600-h/IMG_8988.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj35U8uKI/AAAAAAAAAHA/5RGecA4QMSs/s200/IMG_8988.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429902850169551010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj3e-WgQI/AAAAAAAAAG4/Jh7KQszwehI/s1600-h/IMG_9452.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 133px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj3e-WgQI/AAAAAAAAAG4/Jh7KQszwehI/s200/IMG_9452.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429902843095449858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; Bu sabah 31. Yaşımın ilk sabahı. Dün akşam 22 ocak 2010’da, ailemle doğum günümü kutladım. Artık resmen orta yaşlı olmama inat çocuklar gibi şendim. Canım annemin yaptığı nefis pastanın üstündeki  “çok çok çokk..” yazısı ne kadar da anlamlıydı! Canım kocamın bana sürpriz olarak yaptırdığı “Dünyanın en güzel annesi” temalı pembe pasta ne kadar da güzel ve anlamlıydı! 2.5 saatlik trafikten yılmayıp İstanbul’un öbür ucundan gelen abimlerle, Manisa’dan gelmiş olan kayınvalidemle, erkenden gelip herşeyi bir çırpıda hazırlayan annemle ve babamla, artık ayrılmaz parçalarım kocam ve kızımla ve her güzel anımıza tanık sevgili komşumuz badimizle büyük ve mutlu bir aileydik. &lt;br /&gt; Eğlence faslı bitip bu sabah, yattığımız saate göre erken sayılacak bir saatte, karlı bir tipiye uyandığımda baş başa kaldım 30'lu yaşımla ilk defa. Ve fark ettim ki çoğu kadının tersine 30 olmaktan çok hoşnutum. “31” daha bile güzel geliyor kulağıma hatta. Karlı, sessiz, evde geçen bir hafta sonu bu yeni kavramların tadını çıkarmak ve sindirmek için bulunlmaz fırsat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili kocam, bir tanem, hayat badim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canım kızım, minnoşum, canımın parçası,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz hayatıma girmiş olmasaydınız 30 olmaktan bu kadar hoşnut olmazdım.  Benim eskiden beri hayalimdi 30 olmadan ilk bebeğimi kucağıma almak, genç anne olmak. Sen benim gerçek olan hayalimsin Deniz’ciğim! Senin ilk defa benim doğum günümde konuşur gibi hecelemeye başlaman ve “ba ba ba baba ba” demen bana hediye değil de ne? İnsan hayattan daha ne ister  ki? Her sabah senin o gülen yüzünle uyanmak, beni görünce ellerini ayaklarını sevinçle sallayışın, yatarken ellerini tutunca birden ayağa dikilip bize “bakın nasıl da ayağa kalktım gördünüz mü” der gibi bakışın, o berrak sesinle kendi kendi şarkı söyleyişin, küvetinin içine oturup oyuncakları tek tek eline alıp sallayıp sallayıp atışın, kucağımda uyumak istediğinde başını omuzuma koyuşun, kendi kendine oturup oyuncaklarla oynarken kafanı dimdik tutuşun, yabancılardan korkunca yakama yapışıp başını göğsüme saklayışın, zafer dolu, mutlu mutlu, umut dolu, korku dolu, şikayetçi, şaşkın, utangaç, neşeli bakışların, çıplak kalınca ayağını ağzına sokuşun, otururken pantalonunun paçasını çekip bacağını açışın, elini başına koyup açıp kapayarak kafanı kaşıyışın, ben kulağını veya saçlarını kaşıdığımda gözlerini kapatıp sakince dinleyişin, sıkıştırıla sıkıştırıla sevilirken yüzünde sükünet, sevildiğini bilip mutlu mutlu duruşun,  meme emerken elini “öp beni” der gibi dudaklarıma uzatışın… bütün bunlar ve şu an aklıma gelmeyen bir sürü halin bana ennn güzel  30 yaş hediyesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluğumsunuz, seni va babanı çok seviyorum ve her şeyinizle gurur duyuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-541387623745387195?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/541387623745387195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/01/30-yasm-kutlu-olsun.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/541387623745387195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/541387623745387195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/01/30-yasm-kutlu-olsun.html' title='30. yaşım kutlu olsun!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S1rj4qZWlUI/AAAAAAAAAHY/0lm6idnE7pc/s72-c/IMG_9015.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-1951797267978645758</id><published>2010-01-05T22:57:00.004+02:00</published><updated>2010-01-05T23:03:59.642+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='...KISA KISA...'/><title type='text'>Kayınvalidem der ki ...: )</title><content type='html'>Benim arayışlarım üzerine daha önce de söylediği güzel bir özlü sözü tekrar gündeme getirdi babaannemiz:  " İlk bebekler dermiş ki: Anamın ilki olacağıma dağdaki tilki olaydım!!! "  :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-1951797267978645758?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/1951797267978645758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/01/kaynvalidem-der-ki.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1951797267978645758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1951797267978645758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/01/kaynvalidem-der-ki.html' title='Kayınvalidem der ki ...: )'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3946777371131946443</id><published>2010-01-04T11:17:00.013+02:00</published><updated>2010-01-05T22:57:43.927+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><title type='text'>Tracy Hogg İle Tanışma ve İlk Denemeler</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S0JN57EYpiI/AAAAAAAAAGw/L55goZcexGk/s1600-h/IMG_8855.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S0JN57EYpiI/AAAAAAAAAGw/L55goZcexGk/s400/IMG_8855.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422982558811465250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S0JN5r5cf8I/AAAAAAAAAGo/_pYDxdq7XIs/s1600-h/IMG_8846.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S0JN5r5cf8I/AAAAAAAAAGo/_pYDxdq7XIs/s400/IMG_8846.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422982554739048386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Deniz 6 aylık olmaya doğru hızla ilerliyor. İyi huylu güzel bebeğim bize fazla zorluk yaşatmamaya devam ediyor. Yalnız uyku saatleri hariç. Sorun, kendisini kucağımızda sallayarak veya odada ileri geri yürüyerek uyumaya alıştırmış olmamız. Yani gene kızımın çıkardığı bir zorluk yok, aslında kendimiz ettik kendimiz buluyoruz! İlk zamanlnar Denizcik beslenmelerden sonra gaz çıkarma pozisyonunda uyuyordu, sonraları da en kolay uykuya daldığı şekle, yani dik pozisyonda omuzumuzda tutup odada ileri geri yürümeye devam ettik. O zamanlar hem biz kızımızla kucak kucağa durmaktan, onu koklamaktan büyük zevk alıyorduk, hem de ağırlığı az olduğu için bu durum bizde bir zorluğa neden olmuyordu. Şimdi 6 aya yaklaşırken, bizim onu kucaklamaktan aldığımız zevkte hiçbir azalma yok, fakat hanfendinin kilosunda baya bir artış var! Artık uyuması 8-10 dakika da sürse, 8-9 kilo civarında olduğu için bizim belimiz buna dayanmıyor. Ayrıca diş rahatsızlığından, veya artık sütün yeterli gelmeyişiyle beraber açlıktan, veya doktorumuzun dediği gibi bu aralar ortaya çıkan anneyi kaybetme korkusundan geceleri uyanmaya başladı Deniz. Sebebi her ne olursa olsun ağlayarak uyanıyor ve emzirmeden uyumuyor. Bazen 1-2 saatte bir uyandığında en son uyanışında emzirdiysem gene kucakta ileri geri yürüyerek uyutuyorum. Tahmin edersiniz ki gecenin köründe yataktan çıkıp 8-9 kiloluk bir bebeyle bunu yapmak çok zor oluyor. İşin içine bir de günde 3 kez uyuduğu gündüz uykuları girince bir de bakıyorum ki gündüz 2-3 kere (bazen memede uyuduğu için gerek kalmıyor) gecede de 2-3kez ortalama 10'ar dakika (bazen daha uzun) Deniz'i kucağımda ninni söyleyip yürüyerek uyutmam gerekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÇÖZÜM BİLEN VAR MI?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum böyle olunca aldı beni bir düşünce. Bu halimiz ne olacak? Bu kızı böyle alıştırdık, çok hata ettik. Günden güne ağırlaşıyor, alışkanlığı ise yer ediyor. Peki kendi kendine uyumaya alıştırmanın bir yolu yok mudur acaba? Birkaç sefer yatağa uyanıkken koyup poposundan pişpişleyerek ve alışık olduğu ninniyi söyleyerek uyutmaya çalıştım. Önce oyun zannedip yatakta eğlendi, sonra var gücüyle ağlamaya başladı.45 dakika uğraştan sonra sonuç başarısız.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FERBER ve TRACY HOGG &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternete girip bir araştırma yaptığımda başka blogcu annelerin Tracy Hogg'dan ve Ferber'den bahsettiklerini gördüm. İkisinin de bebeklere kendi kendine uyumayı öğretme yöntemlerini daha önce kabaca duymuştum. Bir kere ikisi de kendi kendine uyumanın ve gece uyanmamanın bebeklere öğretilmesi gereken eylemler olduğunda hemfikir. Bu konuda ipler bebelere bırakılmayacak, onlara öğretilecek, rehberlik edilecek, rahat rahat uyuyan mutlu bebekler olmalarını ancak biz sağlarız. Eyvallah! Hemfikir oldukları bir konu da gece yatma vaktinden çnce kesinlikle bir "uyku öncesi rutini" oluşturmak gerektiği. Yani büyük olasılıkla banyo, alt değişikliği, ninni, kitap okuma, sarılıp iletişim kurma gibi aktivitelerden oluşan rutin sayesinde bebek uykuya hazırlanacak, artık uyku vakti geldiğini anlayacak. Her akşam bunlar tekrar edile edile bunlardan sonra uyumaya alışacak. Buna da eyvallah! &lt;br /&gt;Ferber, kendi kendine sağlıklı bir uyku yolunda bebeğin ağlamasının ona kesinlikle bir zarar vermeyeceğini savunuyor. Uyku öncesi rutinlerden sonra onunla konuşup iyi geceler dileyip yatağına yatırın ve odayı terk edin diyor. Ağlamaya başlarsa (tabii ki de başlayacak!) yanına hemen gitmeyin, 5 dakika bekleyin. Sonra gittiğinizde bebeğinizi yataktan ASLA kaldırmayın, sadece konuşun, okşayın, pışpışlayın ve orada olduğunuzu söyleyin, tekrar çıkın diyor. Gene ağlaığında bu sefer 10 dakika bekleyip yanına gidin, aynı şeyi tekrar edin. Çok uzatmadan odadan çıkın ve ağlıyorsa bir daha yanına gitmeden önce 15 dakika bekleyin. Sonrasında uyuyana kadar 15 dakikada bir yanına gidip kontrol edin ama ASLA yatağından kaldırmayın diyor. &lt;br /&gt;Bu yöntem bebeklerin çok ağlamalarına izin vermeyi gerektirdiği için anne babaların çoğunlukla kıyamadıkları bir yöntem (benim için de kesinlikle böyle). Anne babaya güvenmeyi yeni yeni öğrenen bir bebeği karanlıkta yalnız başına ağğlarken bırakmak onu korkutur, terk edilmiş gibi hissettiri ve ciddi güven sorunu yaşayabilir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;Böyle düşünenlerden biri de Tracy Hogg. Onun yönteminde uyku öncesi rutini ve iyi geceler dileyip bebeği öpüp yatağa bırakma kısmı aynı. Ama bebek ağladığında anında yanına gelinmesi, yataktan alınması, sakinleşinceye kadar kucakta tutulması gerektiğini savunuyor. Kesinlikle sallama, yürüme, hoplatma vs değil, sadece kucakta tutulma ve konuşma. Sakin bir ses tonuyla "cenım benim ağlama sadece uyuyaaksın, biliyorum kendi kndine uyumak çok zor ama ben buradayım hiç merak etme" gibisinden, anlıyormuş gibi. Ağlama ve mızmızlanma kesilince tekrar yatırın, ağlamaya başlar başlamaz da tekrar kucağınıza alın diyor. Ve bunu aynı şekilde bebek uyuyana kadar, gerekirse 1-1,5 saat devam ettirin diyor. Tabii bu da bebeği belki 100 kere alıp alıp geri yatırmak demek olacağından sıkı bel-sırt-kol kası lazım! Ayrıca muhtemelen bebecik sürekli ağlayacağından sıkı sinir sistemi de... &lt;br /&gt;Gene de bu Tracy teyzenin yöntemini okumaya incelemeye değer buldum. Netekim diğer bloglarda ve forumlarda da bunu uygulayıp başarılı olan, bir takım sorunlarını Tracy Hogg yardımıyla çözen annelere rastladım. Hemen bir kitapçıdan "Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler" şeklinde iddialı ismi olan kitabı edindim ve bir günde neredeyse tamamını okudum. Tracy Hogg, yüzlerce bebeğe bakmış, sorunları olan anne babaların sorunlarını gerçekten mucizevi şekilde hızla çözmüş bir bebek hemşiresiymiş. Söylediği şeyin temeli bence de gayet mantıklı ve aslında az çok bildiğimiz ama bazen (veya sık sık)göz ardı ettiğimiz birşey. Bebeklerin hayatında düzenin çok büyük önemi vardır diyor. Onların hayatını bir sonraki adımın ne olacağını bildikleri bir rutin içinde devam ettirmelerini sağlamalıyız diyor. Kesin saatlere bağlı bir program yapmamakla birlikte sabah 7 de kalkışla başlayan, akşam 19:30'da biten, "beslenme, aktivite, uyku, beslenme, aktivite, uyku" şeklinde devam eden bir rutini uygun buluyor. Bebeğin yaşına göre aktivitelerin ve uykunun kaçar saat olacağı, beslenmenin kaç saatte bir yapılacağı değişiyor tabii. Ama temelde 4 aydan sonra bebeklerin 4 saatte bir beslenmelerini ve gece boyunca hiç emzirilmeden 6-7 saat rahatlıkla uyuyabileceklerini salık veriyor! Benim kızımın 6 aylık haliyle hala 2 saatte bir meme emmesinin pek de mantıklı olmadığını biliyordum da nedense kafama dank etmesi için  bir yerden okumam gerekiyormuş! Genelde verdiği örnekler ve anlattığı şeyler mantıklı ve güzel gelince bizim kıza bu yatır/kaldır yöntemiyle kendi kendine uyku uyumayı öğreteyim ve düzenini Tracy'nin anlattığı rutine benzetip meme zamanını 4 saatte bir e çıkarayım diye karar verdim. Zaten aslında Deniz'in 8'de uyanıp 2 saat uyanık kalıp 1 saat uyumak, 2 saat uyanık kalıp 1 saat uyumak şeklinde bir düzeni iyi kötü var. Yalnız meme saatleri bu düzen içinde sağa sola, yaklaşık 2 saatte bir olacak şekilde serpiştirilmiş durumda. Bir de bahsettiğim kucakta uyutma sorunumuz var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YENİ DÜZEN DENEMELERİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim Tracy, benimki gibi yarım yamalak düzenli veya düzensiz bebeleri günlük rutine oturtmak için neler yapılacağını anlatmış. Bu sabah başladım. Tek farkla, kitapta 7 de başlayıp 19:30 da son bulan günü ben 8-20:30 arası planladım. Böylesi bizim aile hayatımıza ve babanın kızıyla biraz vakit geçirmesine daha uygun olur diye düşündüm (aslına bakarsanız bu Tracy'nin yapmayın dediği bir şey! Bebeği kendi hayat temponuza uydurmayın, onun uykuya ihtiyacı var, siz ona uyun diyor) Sabah uyanışından sonra meme emmede ve 2 saat aktivite yapmada (oyun oynamak ayaklarını tutmak, gülüp eğlenmek, normal şeyler yani) bir sorun tabii ki yaşamadım. Uyku vakti gelince, yatır/kaldır denemsine giriştim. Perdeleri indirip pijama giydirerek bir nevi uyku öncesi rutin uyguladım ve Deniz'e sarılıp öpüp yatağına koydum. Zaten uykusu gelmiş olan Deniz, birden kendi kendine uyumaya başladı! - demeyi ne kadar da çok isterdim!!! Tabii ki ve ne yazık ki hiiiç de böyle olmadı. Yatağa koyar koymaz ağlamaya başladı. Ben de hemen kucakladım sarılıp tatlı sesle konuşmaya başladım. Sakinleşince tekrar yatağa koydum, bir iki yapıştan sonra artık kucağıma aldığımda da susmayan bir bebeğim oldu! Sürekli olarak en yüksek perdeden ve sanki ıkınarak, boğazını yırtarak ve poposunu dışarı doğru ittirip kendini kasarak ağlıyordu. Bana kitaplardan bebek bakımı öğrenilmez, bebek sevgiyle büyür demesine rağmen (ki ben de böyle düşünüyorum zaten sevgisiz büyütmek gibi birşey düşünmüyorum) babaanne de bu denemeyi yapmamı kabul etmişti. Fakat bu böğürtülü ağlamalar sonucu yanımıza gelip müdahale edeceği kesin gibi olduğundan ve tabii ben kendim de kızıma kıyamadığımdan 10 dakika içinde pes ettim. Sallanmadığım sürece kucakta olmasına rağmen ağlayan Deniz ancak odanın içinde turlamaya başlayınca sakinleşti ve sakinleşir sakinleşmez omuzumda uyudu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SORULAR BİRBİRİNİ KOVALIYORRRR...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu biliyorum ki yapılmaması gereken en birinci şey. Birşeye başlamak sonra bebek çok ağladı diye bundan vazgeçip tekrar onun istediğine dönmek. Bu bebişe "demek böyle çok ağlarsam annem benim istediğimi yapacak" demektir. Ama bildiğim halde yaptım. Zaten kucakta uyumaya alıştırmanın da yanlış olduğunu bilmiyor muydum??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ne yapacağım? Deniz'i bir rutine oturtmaya, gündüz uykularını ve gece uykusunu aynı saatlerde aynı hazırlıklar sonrası uyumasını sağlamaya çalışacağım. Bu sırada zırt pırt değil 4 saatte bir beslemeye çalışacağım. Zaten masada otururken bizim yemeklerimize saldırmaya başladığı için doktorumuzu telefonla arayıp ek gıdalara geçmek için izin istemiştik. Öğlenleri kabak-havuç-patatesten oluşan sebze çorbası, akşamları da hazır tahıllı kaşık maması vermeye başladık. Yeni birşeyler denemekten ve karnının doymasından Deniz de çok memenun görünüyor. Bu da memeye düşkünlüğünü azaltıcı bir avantaj olacak sanırım. Rutine oturup aynı saatlerde uyumaya alışınca belki daha kolay uyumaya da başlar diye umuyorum. Kendi kendine uyumayı şimdilik bir süre daha rafa kaldırsam da hiç olmazsa hızlıca, beni çok yormadan uyumasını, veya kucağımda ben otururken uyumasını hedefleyebilirim. Daha şanslıysan daha ileri gidip yatağında pışpışlayarak veya ninni söyleyerek uyutmayı tekrar denerim. Tekrar tekrar ısrarla denersem sonunda bu şekilde uyumaya başlar mı acaba??? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya "bebek büyütmenin kolay olduğunu kim söyledi, önceden böyle alıştırmasaydın kardeşim, şimdi başa gelen çekilir bırak çocukçağızla uğraşmayı" der, eskisi gibi devam eder, geceleri biraz uykusuzluk ve biraz da (biraz değil aslında bayaaa) bel ağrısına razı olurum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten aslına bakarsanız bir yanım da (geleneksel anne yanım) diyor ki "bebeğin mutlu, yüzünde güller açıyor, boyu kilosu gelişimi mükemmel, seninle ilişkisi mükemmel, kendi kendine vakit geçiriyor, az veya çok gündüz uykusu uyuyor, geceleri kalkması çok sık değil, ek gıdalara geçişi ve çoğu yeniliğe açık, kısacası çoğu annenin özeneceği meleklikte bir bebeğin var. Ne diye hala uğraşıyorsun? Mutlu ve sorunsuz bebeğini zorla sinir hastası mı yapacaksın? Ayakta gezerek uyutmayı değiştir, oturmaya falan yumuşak bir geçiş yap, sonrasında da bebeğine sarılmanın onu koklamanın kucağında uyutmanın ve memenden beslemenin keyfini sür. Zaten büyüyecek ve bunları bırakacak, senden uzaklaşacak." Hem kendimi hem bebeğimi üzmeyip bu mutlu birlikteliğimize böylece devam edebilirim gayet güzel. Başka "bilinçli" annelerin bloglarının ve okuduğum kitapların kendimi kötü hissetirmesine, yanlış davranan anne durumuna sokmasına izin vermemeliyim belki de.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin, bu konuda kendi deneyimlerinizi ve duygularınızı paylaşın. Bu konuların bütün annelerde benzer duygulara ve tereddütlere neden olduğuna eminim. Paylaşmak, başkalarının deneyimlerini duymak, çeşitli bakış açılarını değerlendirmek sanırım karar vermenin en sağlıklı yolu. Ben ayrıca yarından sonra doktorumuzla randevumda da konuyla ilgili sorularımı soracağım. Gerçi siz de bilirsiniz ki ne kadar doktor varsa o kadar farklı cevap var! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doktora sorulacak sorular:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1- 6 aylık, artık ek basine geçmiş bir bebeğin ne kadar sık meme emmesi gerekir?&lt;br /&gt;2- 6 aylık bebek gece kaç saat kesintisiz uyur, neden uyanıyor olabilir?&lt;br /&gt;3- Şu an babaanne bizde olduğu için tek ekstra odamızda o kalıyor. Deniz'i ayrı odaya yatırmamın bir ay kadar daha gecikmesinde sakınca var mı?&lt;br /&gt;4- Gündüz uykularını kaç saat uyumalı, toplamda ne kadar uyumalı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3946777371131946443?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3946777371131946443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/01/tracy-hogg-ile-tansma-ve-ilk-denemeler.html#comment-form' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3946777371131946443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3946777371131946443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2010/01/tracy-hogg-ile-tansma-ve-ilk-denemeler.html' title='Tracy Hogg İle Tanışma ve İlk Denemeler'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S0JN57EYpiI/AAAAAAAAAGw/L55goZcexGk/s72-c/IMG_8855.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6110794510747954329</id><published>2009-11-19T10:13:00.006+02:00</published><updated>2009-11-19T13:37:35.646+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><title type='text'>Deniz 4 Aylık!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SwUt77fuEbI/AAAAAAAAAGc/pqH9HdG6Mqc/s1600/4ay+resim.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 110px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SwUt77fuEbI/AAAAAAAAAGc/pqH9HdG6Mqc/s400/4ay+resim.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405777435334414770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hatta şu an 4,5 aylık olmak üzere! Hoş ve hareketli günler yaşıyoruz kızımla. Her birkaç günde bir yeni bir beceri, yeni bir şirinlik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilosu 7,5 olmuş, boyu da 70,5 cm. Standartların üzerinde büyümesi devam ediyor. Hala sadece anne sütüyle besliyorum ve hala biberon almıyor. Doktorumuza bu biberon konusunu açtığımda bana başka bir besleme şekli önerdi. 40-50 cc su ile 1,5 tatlı kaşığı pirinç ununu pişireceğim. Ilıklaştığı zaman içine 50 cc kendi sütümü ekleyeceğim ve kaşıkla yedireceğiz hanım kızımıza. Tabii ben değil, be yokken annemveya babası yedirecek. Anneye biraz özgürlük vermek için diğer bir kişinin karın doyurabileceği güzel bir yöntem, ama çok sık uygulamamak gerek diye altını çizdi doktor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar bolca yaşadığımız ilklere gelince: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta ilk kez babasının kucağında mızıldarken yanlarına gittiğimde ellerini bana uzatıp vücudunu da bana doğru eğerek resmen bana gelmek istediğini belirtti mesela. Tabii ki bende bir kıvanç, babada ise kıskançlık sebebi :) Ondan sonra özellikle akşamları uykusu geldiğinde bu hareketi tekrar etmeye başladı. Biraz daha anneci oldu yani anlayacağınız. Veya daha önce de anneciydi de şimdi ifade edebilmeye başladı tercihlerini! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha dün ilk kez yüzüstü yattığında elinin erişebileceği mesafede duran bir oyuncağına elini uzatıp tuttu ve kendine çekti. Bu yüzükoyun yatma egzersizlerini her gün yaptırıyorum. Kafasını ve ayakarını kaldırıp etrafa bakındığından ve düz dönmek için debelendiğinden biraz terliyor, ama sırt kasları için çok faydalıymış. Etrafına ilgisini çeksin diye oyuncaklarını yayıyorum ama elini hiç uzatmıyordu, düne kadar! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar sürekli doğrulup oturmaya çalışıyor Deniz. Yattığı yerde yatmak istemiyor hiç. Ellerinden tutup birazcık yardım edersek hoop, doğruluveriyor. Oturduğu anda suratındaki mutluluk ve başarı ifadesini bir görmeniz gerek! Harika! Fakat henüz oturması sakıncalı, doktorumuz "bu ay da sırt kasları biraz gelişsin, birdahaki ay oturtmanızı isteyeceğim" dedi. Özellikle çıngıraklı çorapları tavsiye etti hatta, ayakları sallamak sırt kaslarını geliştirdiği için. Aldım taktım ayaklarına ama bizimki sesin ayaklarından geldiğini fark etmemiş gibi davranıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık pusetin anakucağı bölümünde biraz sıkışmaya başladı Deniz. O yüzden daha büyük bebeklikten 2-3 yaşına kadar kullanılan oturağı kullanıma açtık. Tam dikleştirmeden, yarı yatar pozisyonda tutuyorum sırtını. Çok daha ferah ve rahat görünüyor deniz içinde. Hem de yanları daha açık olduğundan etrafı daha iyi görebiliyor. Tabii anakucağını hala araba koltuğu olarak kullanıyoruz mecburen. Ama yavaştan kızımıza uygun bir araba koltuğu bakmaya başlayacağım. Bu konudaki araştırma ve kararımı da ilerleyen günlerde (veya haftalarda) burada bulabileceksiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykusunda yuvarlanarak yer değiştirmeye başladı tam bir hafta önce. Öğlen uykusuna yatağına yatırdım, 15 dakika sonra bir gittim ki kendi yatağından bizimkine geçmiş orada uyuyor! (&lt;a href="http://www.mothercare.com/Mothercare-Bedside-cot-Beech-finish/dp/B000IYQ0XO/sr=1-6/qid=1258623389/ref=sr_1_6/278-1602148-9209210?_encoding=UTF8&amp;m=A2LBKNDJ2KZUGQ&amp;n=42825041&amp;mcb=core"&gt;Denizin yatağı &lt;/a&gt;bizimkine bitişik ve aynı seviyede, arada da bölücü birşey yok. Gece sık sık emzirirken çok büyük kolaylık) Tabii hemen araya yatağın o taraftaki parmaklığını da taktık. Artık sağda solda, koltuğun üzerinde, ana kucağında, alt değiştirme yerinde yalnız bırakacağım zaman çok dikkat etmek gerek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyku düzenimiz daha da nefis hale geldi bu ay. Artık gece yatmadan önce bir kez besleniyor, sonra bazen 2 saat sonra bi kez uyanıyor gene emiyor (ben o saatte zaten daha yatmamış oluyorum, o yüzden sorun değil) sonra 8-10 saat kesintisiz uyuyoruz. Bu da demek oluyor ki 11-12'den sonra sabaha kadar uyandırmıyor minnoşum beni. Ona buradan teşekkürler ediyorum ve herkese böyle uykusever bebek diliyorum :) Tabii bu sefer göğüslerimde ciddi miktarda süt birikiyor, taş gibi olmuş ağrılı göğüslerle uyanıp pompalamak zorunda kaldığım da oluyor! &lt;br /&gt;Gündüzleri ise, 2 saat uyanık kalıp 1 saat uyuma düzenimiz çok güzel oturmuştu. Bir süre saat gibi devam etti o şekilde, ama bu aralar bozuldu biraz. Sabah uyandıktan 2 saat sonra kesin 1 saat kestiriyor ama öğleden sonraları belli olmuyor pek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüz uykularına genellikle memede uyuyakalarak dalıyor. Ama bu aralar kafamı en çok kurcalayan konu, gece uykusuna yatırma şekli. Ne yazık ki kucakta odanın içinde ileri-geri volta atarak uyumaya alıştırdık. Şimdi başka şekilde uyumuyor, oturmak da yasak, illa odada yürünecek! Bir de ninni söylenirse süreç hızlanıyor. Güzel sıcak bir banyo yapıp, alt değiştirme masasında gelenekselleşen oyunlarımızı oynadıktan sonra, saat de 9 civarıysa çabucak dalıyor uykuya. Ama banyo yaptıramadaıysak mesela, veya bir derdi varsa belim kopana kadar uyutmaya çalışıp pes ederek nöbeti babaya devrettiğim de oluyor. Eh dile kolay, 7,5 kilo! Artık yatağında kendi kendine uyumayı öğrenmenin vakti geldi de geçiyor, biliyorum. Fakat gelin görün ki bir türlü cesaret edip insiyatifi ele alamıyorum! Bel ağrısından çok bıkıp karar verdiğim bir iki akşam denemeye kalktıysak da sesi kısılırcasına bas bas bağırarak ağlayınca kıyamıyoruz. Zaten bebeği yatakta bırakıp ağlasa da yanına gitmemek değil uygulayacağımız yöntem. Ağlayınca yataktan alıp sakinleştirmek, sakinleşince tekrar yatağına bırakıp odadan çıkmak, ve uykuya dalana kadar bu şekilde yanına gidip gelmek planımız. Bu camiada kabul görmüş, Amerikalı bir bebek psikoloğunun önerisi. Dünyada uyku eğitiminde iki ekolden biri bebeği yatağa koyup ağlayıp kendini de yırtsa yanına gitmemek, diğeri ise bu dediğim. Ağlatmak ve yanına gitmemek uyku konusunda daha çabuk sonuç verse de anne babaya güven duygusu yeni yeni oluşmakta iken darbe alıyor, bebek kendini terk edilmiş hissediyor diye diğerini kullanıyor pek çok kişi. En fazla 5-6 günde bebekler kendi kendilerine uykuya dalmayı öğreniyorlarmış bu şekilde. Fakat öncelikle anne babaların kendilerini disipline etmeleri gerek tabii, ki işin asıl zor kısmı bu! Şimdilik &lt;a href="http://www.babycenter.com/baby-sleep-basics"&gt;şu sitedeki &lt;/a&gt;konuyla ilgili yazıları okuyor ve kendimi eğitmeye, en doğru ve kolay yolu bulmaya çalışıyorum. Bu siteyi (www.babycenter.com) ingilizce bilen ve okumaya üşenmeyen bütün anne babalara şiddetle tavsiye ederim, çok faydalı bilgiler, sorulara hem uzmanlardan hem ailelerden cevaplar içeriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Deniz hala  bizim odamızda yatıyor. Bu konuda çok çeşitli görüşler olsa da ben annesel içgüdülerimi kullanmayı tercih ettim bu konuda. Geceleri emmek için uyandığında ağlamayıp sadece kıpırdanarak ufak sesler çıkartıyor ve ben bunlara uyanıp kızımın karnını doyurup tam uyanmadan yatağına geri yatırıveriyorum. Ayrı odada olsa bağırarak ağlayana kadar sesini duyamayacağım, bu en büyük sebep yanımdan ayırmak istemememde. Ama artık geceleri uyanmamaya başladığına göre evimizin misafir-çelışma-depo odası olarak kullanılan "arka oda"yı Deniz'in odası haline getirme vakti! Planım duvarlarını güzel bir renge boyayıp bir de resim yapmak. Hazırlıkları tamamlayıp odayı kullanıma açana kadar 1-2 ay daha sabahları kızımın gülen yüzünü görerek uyanma lüksümün tadını çıkaracağım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6110794510747954329?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6110794510747954329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/11/deniz-4-aylk.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6110794510747954329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6110794510747954329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/11/deniz-4-aylk.html' title='Deniz 4 Aylık!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SwUt77fuEbI/AAAAAAAAAGc/pqH9HdG6Mqc/s72-c/4ay+resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-8194339282292576064</id><published>2009-10-24T11:01:00.002+03:00</published><updated>2009-10-24T11:03:38.206+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='...KISA KISA...'/><title type='text'>Haftasonunu Sevmek</title><content type='html'>Çalışmayıp evde oturan bir kadının hafta sonunu benim gibi iple çekmesinin tek açıklaması kocasını çok sevmesi olabilir :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-8194339282292576064?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/8194339282292576064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/haftasonunu-sevmek.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8194339282292576064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8194339282292576064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/haftasonunu-sevmek.html' title='Haftasonunu Sevmek'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-2915189169368761988</id><published>2009-10-24T10:55:00.002+03:00</published><updated>2009-10-24T10:59:56.080+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='...KISA KISA...'/><title type='text'>Aman Kuaförünüze Dikkat !!!</title><content type='html'>Bayanlar, ve hatta metroseksüel baylar! Manikür-pedikür yaptırdığınız yerin hijyenine güveniyor musunuz? Aman dikkat edin! Bilmediğim bir yerde pedikür yaptırdım, 2 aydır her ayak parmağımda sırayla çıkan yaralarla uğraşıyorum!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-2915189169368761988?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/2915189169368761988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/aman-kuaforunuze-dikkat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2915189169368761988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2915189169368761988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/aman-kuaforunuze-dikkat.html' title='Aman Kuaförünüze Dikkat !!!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7695995991896317346</id><published>2009-10-24T10:49:00.003+03:00</published><updated>2009-10-24T10:55:36.177+03:00</updated><title type='text'>"Kısa Kısa" ya Giriş</title><content type='html'>Söyleyecek kısa bir sözüm olduğunda, çabucak buradan paylaşacağım ve hepsini "Kısa Kısa" etiketi altında toplayacağım. Kısa ve öz. Bazen çok da öz olmayabilir ama idare edin artık :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7695995991896317346?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7695995991896317346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/ksa-ksa-ya-giris.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7695995991896317346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7695995991896317346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/ksa-ksa-ya-giris.html' title='&quot;Kısa Kısa&quot; ya Giriş'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7462699080230405875</id><published>2009-10-23T12:38:00.003+03:00</published><updated>2009-10-24T10:49:06.336+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><title type='text'>Günden Güne, Adım Adım</title><content type='html'>Kızımız dün, yani yani 22 Ekim itibariyle oyuncaklarına elini uzatıp onları tutmaya başladı sayın izleyiciler! Bu süreçleri adım adım izlemek bana nasıl da keyif veriyor anlatamam. Resmen günden güne yavrunuzun geliştiğini görüyorsunuz anne baba olunca. Önceleri sadece oyuncaklara dikkatle bakıyordu. Sonra ellerini kontrolsüzce sallarken eli mi değdi, yoksa özellikle elini mi uzattı pek de anlaşılmıyordu hareketlerinden. Ama dün ilk olarak oyun halısında yatarken (hani bebeği yatırırsınız, üstünde bir takım oyuncaklar sallanır) yüzüne yakın duran renkli arıya baktı baktı, sonra bir baktım elini kaldırmış arıyı okşuyor. Gene çok anlam yüklemeyeyim dedim ama akşam gezmesinde bir kafede otururken aynı şeyi daha da belirgin olarak tekrar etti. Arabasında yatarken yüzüne yakın sallanan mor su aygırını hop diye ayağından tutverdi! Tekrar rekrar bırakıp bırakıp tutarken yüzündeki dikkat, konsantrasyon ve hırs ifadesi de görülmeye değerdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceğim şu ki, bu basit bir gelişme, olacağı belli olan, benim kızıma özel olmayan bir beceri. Bİliyorum ki başarı bile denemez buna. Ama gene de bende bir gurur, bir duygusallık! Sanki kızım Harvard Üniversitesinden mezun oldu! Gerçekten insan anne olmanın tuhaf yanlarını görüyor ve kendine şaşıyor her geçen gün. Her geçen gün yeni bir mutluluk ve güzellikle dolu. 7 gün 24 saat beraber olup da doyamadığım bir sevgi kızıma olan sevgim. Günde 10 kez yapıp da bıkmadan aynı zevki aldığım birşey onu emzirmek. Şimdiden onun büyüyeceğini, bu tatlı günlerin biteceğini düşünüp o günler için hüzünleniyorum. Bir yandan biliyorum ki o zman da başka zevkler ve mutluluklar bekliyo olacak bizi, ama şu emzirme zevki yok mu! O bitecek, kızım artık benden beslenmeyecek. Daha da büyüyünce bir dönem gelecek bağımsız olacak, hatta beni beğenmeycek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hakkaten anne olunca anlıyormuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7462699080230405875?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7462699080230405875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/gunden-gune-gelismeler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7462699080230405875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7462699080230405875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/gunden-gune-gelismeler.html' title='Günden Güne, Adım Adım'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-1260208579329588923</id><published>2009-10-17T13:15:00.003+03:00</published><updated>2009-10-17T13:29:38.415+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><title type='text'>Deniz 3 aylık!</title><content type='html'>Geçen hafta 3 aylık kontrolümüze gidip geldik. Boy kilo, artmaya devam ediyor. 7 kilo civarı olmuştur diye tahmin etmiştik, 6915 gram çıktı. Belimizin ve kollarımızın ağrıması boşuna değilmiş! Boyu da 67,5 cm. Yani küvetine sığmaması da boşuna değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bilsek de sormadan edemedik doktorumuza: Bu kızın bazen elleri buz gibi oluyor, ama geri kalanı sıcak oluyor. Üşüyor mu demek? &lt;br /&gt;Cevap hayır arkadaşlar. Bebeklerin elleri, ayakları, burunları, yanakları soğuk olabilir, panik yapıp kat kat giydirmeden önce ensesinin hemen altına dokunun. Sırtı da soğuksa üşüyor demektir. Yoksa birşey yapmaya gerek yok. Bunu çok iyi bildiğim halde annelik işte, üşüyormuş gibi geliyor, acaba mı diyorum her seferinde :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli bir dönüm noktası 3 aylık olmak. Herşey, uyku özellikle de daha bir düzene giriyor. Tam 3 ayı doldurmadan önce "3 aylık bebekler gecede 1 kez emer" diyen makalelere "hadi canım" diye cevap veriyorduk. Tam 3 aylık olduğu günlerde, 1-2 gün anca şaşmıştır, sadece sabaha karşı 4'te uyanmaya başladı. Akşamları 8-9 civarı uyuyor, gece 4' te uyanıp emiyor, sonra artık sabah 8'de. Hatta son bir iki gecedir 5'e ve 6'ya kadar uyuduğu bile oldu! &lt;br /&gt;Gündüzlerimiz de gayet düzenli. Sabah kalkış değişken; 9-11 arası. Ama kesin olan şu ki ondan sonra 2 saat uyanık kalıp 1 saat uyuyor. Saat gibi! Acıkıp meme emmesi de 2 saatte bir. Bu periyod belli olunca ben de günümü buna göre planlıyabiliyorum. SAdece dışarı çıkışlarımızda biraz değişebiliyor (açık havada genelde biraz daha fazla uyuyor) veya hafta sonları baba evde olduğunda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ay bir de zaatüre aşısı oldu bebeğimiz. Bir dahaki aşı birdahaki aya.&lt;br /&gt;Bir dahaki dönüm noktası ise 6 ay. Dediklerine göre o zaman da her gün yeni birşey yapmaya başlıyormuş! Yani önümüzde çok eğlenceli zamanlar var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-1260208579329588923?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/1260208579329588923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/deniz-3-aylk.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1260208579329588923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1260208579329588923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/deniz-3-aylk.html' title='Deniz 3 aylık!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-4326444639794961927</id><published>2009-10-09T17:28:00.008+03:00</published><updated>2009-10-17T13:14:59.100+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><title type='text'>Eyvah! Deniz Biberonu Reddediyor!</title><content type='html'>"Dünkü nüfus müdürlüğü operasyonum şişkoluğumu yüzüme vurmaktan başka (bakınız bir önceki yazı) bir işe daha yaradı. Biberonlarla ilgili bir gerçegi öğrendim. Bir bebeğin biberon seçebildigini! Bir biberondan süt içen bebeğin illa bütün biberonlardan içmeyeceğini." diye başlamıştım aslında bu yazıya. Çünkü kızımın biberondan süt içmeyi reddedişini yeni bir biberon kullanmamıza bağlamıştım ilkin. Buna inanmayı çok istediğimden, Deniz'in artık biberonun hiçbir çeşidinden süt içmemeye karar vermiş olabileceğini aklıma bile getirmemiştim. Ne kadar yanılmışım! &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Asıl süt, rezene çayı vs vermek için kullandığımız Avent biberonumuzu bir arkadaşımızda unutmuş olduğumuzdan sadece 1 kez Deniz 1 aylıkken kullandığımız bir başkasını bıraktım anneme. İçim rahat gidip Nüfus Müdürlüğündeki işimi hallettim. Geldiğimde yokluğum boyunca uyumuştu ve beslemeye gerek kalmamıştı. Uyanınca, biberondaki süt boşa gitmesin diye onu içirelim dedik, fakat nafile. Çok aç olmasına rağmen kesinlikle içmedi, yaygara koparıp ben meme verene kadar ağladı. Bir ümit, 1 gün sonra buzluktaki sütlerden çözüp alışık olduğu Avent  biberona koyup dışarı çıkarken yanıma aldım. Ama sonuç gene  hüsran: ağğzına alıyor, damaklarıyla çiğniyor, diliyle evirip çeviriyor ama emmiyor. Yine meme verdim mecbur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hala iyimserliğimi korumaya çalışarak "belki donup çözülmüş sütü beğenmedi, ısısı aynı değildi, belki dışarıda dikkati çok dağıldığı için içemedi" gibi ihtimaller üzerinde durarak üçüncü denemeyi evde, taze sağılmış sütle yapmaya karar verdim. Ertesi gün süt zamanı gelip ağlamaya başladığında süt sağdım, biberona koydum. Bu esnada Deniz iyice acıktı tabii. Ama gene fayda etmedi. Onun değil benim direncim kırıldı, kıyamadım meme verdim. Sadece bir ara memeyi bıraktığında aradan biberonu sokuşturduğumda cuk cuk emdi, ama o zaman da artık karnı doymuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ben dehşet içindeyim. Ya bir daha hiç biberondan süt içmezse? Konuştuğum arkadaşlardan hiç biberon almayan, hatta meyve sularına falan başlama vakti geldiğinde de biberon istemediği için annesine çok zorluk çıkaran bebeklerin, bebeği illa meme istediği için onu bırakıp iş dahil hiç bir yere gidemeyen annelerin hikayelerini duyuyorum. &lt;br /&gt;Tam da eski patronlarıma gidip evden çalışıp part time ofise gelebileceğimi söylediğim, Deniz'i birkaç saatliğine anneme bırakıp direksiyon derslerine başlamayı, tekrar spor salonuna yazılmayı planladığım bir dönemde çok acı bir haber oldu bu benim için. Ne yapalım, hep biberondan içmeye alışıp memeyi reddeder bebekler diye duyduk, tersi konusunda uyaran hiç olmadı ki! Doğum öncesi kursta, forumlarda, sitelerde hep "aman bebeklere ilk ay biberon vermeyin memeyi bırakır, biberondan içmek daha kolaydır, alışırsa fena olur" cümlelerini duyduk ve okuduk. Dolayısıyla "alışık" dediğim biberonu bile memeden vazgeçer korkusundan, doğduğundan beri 3-4 kez ancak kullanmışızdır. Şimdi diyorum ki keşke daha sık verseymişiz!  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gene de pes etmeyeceğim. Dün gidip daha yumuşak olan kauçuk uçlu biberonlardan aldım. Bir de onlarla deneyeceğim. Bir de bir teoriye göre bebeğin anne kokusundan uzak olması gerekirmiş. Yoksa anne kokusu ona meme emmeyi çağrıştırdığı için biberona hiç yanaşmazmış. Deneyeceğim, göreceğim, bana şans dileyin! Hatta bu konuda tecrübeleri olanlar yazarsa çok sevinirim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-4326444639794961927?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/4326444639794961927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/eyvah-deniz-biberonu-reddediyor.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4326444639794961927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4326444639794961927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/eyvah-deniz-biberonu-reddediyor.html' title='Eyvah! Deniz Biberonu Reddediyor!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7517606725747776825</id><published>2009-10-09T15:27:00.007+03:00</published><updated>2009-10-09T17:27:11.990+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><title type='text'>Hamile Zannedilmenin Dayanılmaz Psikolojisi!</title><content type='html'>Tamam zaten yediklerime dikkat etmeye başladım. Haftada 3 gün tempolu yürüyüşümü de yapıyorum. Zaten tatil fotolarımızdan ne kadar şişman olduğumu görüp dehşete düşmüştüm. Bir de o densiz kadını karşıma çıkarmana ne gerek vardı hayat???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün sabah Deniz'i annemle evde bırakıp 2 senedir hala değiştirmediğim nüfus cüzdanımı yeni soyadıma göre yenilemeye gittim de... Dönüş yolunda bindiğim minibüste attı bana tokadını  hayat.  Kadının biri (bak şu densize yaaa!) yüzünde tatlı bir gülümsemeyle, ısrarla bana yer vermeye çalıştı!  Hamile olduğumu düşündü besbelli! Tabii bunda üzerimdeki hamilelikten kalma bol kıyafetin de etkisi vardır mutlaka.. Ama sorun bakalım neden hala hamilelik kıyafetlerimi giyiyorum! Bildiniz, diğerlerine sığmıyorum da ondan! Kadıncaaz yaşlı başlı bişey olmasa teşekkür edip oturacaktım hiç bozuntuya vermeden ama kıyamadım benim yüzümden ayakta gitmesine. Gene de kendimi "çok yeni doğum yapmış o yüzden henüz göbeği inmemiş" olarak tanımladım ki, külliyen yalan, 3 ayın neresi çok yeni! Kalanlar artık doğum sonrası şişliği falan değil, basbaya alınan kilolarca yağ. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bu beni yıkmasın, başladığım diyetime ve yürüyüşlerime devam etmem için motivasyon olsun, dimi ama? &lt;br /&gt;Şimdi her okuyan diycek "ama sen emziriyorsun, diyet yapmamalısın" Ben şimdiden cevabını vereyim :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğin 3. ayında diyetisyene gitmiştim, doktorumun tavsiyesiyle. Hamilelik boyunca kullanabileceğim bir "sağlıklı beslenme" listesi vermişti bana. Aradım sordum, emzirirken aynısı uygundur dedi. Süt üretimi için bol sıvı tüketmek kaydıyla. Zaten baklava, kalburabastı, börek, yağlı ballı kahvaltılar vs süt yapmıyormuş, bayram tatilinde deneyerek gördüm :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi bari listeyi de sizinle paylaşayım. Dediğim gibi sıkı rejim değil sağlıklı beslenme listesi. Ama tam olarak uysam kilo da veririm, malum emzirme döneminde günde 300-500 kalori fazladan yakıyor bünye.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah: Ihlamur, kuşburnu vs çayı&lt;br /&gt;       2 dilim (60 grma) az yağlı peynir&lt;br /&gt;       2 dilim tam çavdar veya buğday ekmeği&lt;br /&gt;       Domates, maydanoz, salatalık, biber vs&lt;br /&gt;       5 adet zeytin&lt;br /&gt;       Haftada 2 kez 1 yumurta&lt;br /&gt;Ara:   1 porsiyon meyve&lt;br /&gt;Öğle:  4-5 yemek kaşığı sebze yemeği&lt;br /&gt;       Bol salata&lt;br /&gt;       2 yemek kaşığı diyet yoğurt/ayran/cacık&lt;br /&gt;       2 dilim ekmek/4 yemek kaşığı pilav&lt;br /&gt;Ara:  1 porsiyon meyve+ 2 adet ceviz&lt;br /&gt;Ara:  1 ufak diyet yoğurt+ 2-3 adet grissini&lt;br /&gt;Akşam: 4 köfte kadar et/balık/tavuk&lt;br /&gt;       Bol salata&lt;br /&gt;       2 yemek kaşığı sebze&lt;br /&gt;       2 yemek kaşığı diyet yoğurt/cacık/ayran&lt;br /&gt;       1 dilim ekmek/1 kase çorba&lt;br /&gt;Gece:  1-2 porsiyon meyve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dilarakocak.com.tr/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=186&amp;Itemid=186"&gt;Bu&lt;/a&gt; da Dilara Koçak'ın sitesinde emzirme dönemi beslenmesi ile ilgili yazı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7517606725747776825?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7517606725747776825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/hamile-zannedilmenin-dayanlmaz.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7517606725747776825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7517606725747776825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/hamile-zannedilmenin-dayanlmaz.html' title='Hamile Zannedilmenin Dayanılmaz Psikolojisi!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-5264068738133027045</id><published>2009-10-04T13:56:00.014+03:00</published><updated>2009-10-06T12:49:11.254+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bebek Bakımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezmek Tozmak'/><title type='text'>Bebeğimizle İlk Tatil</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SssOKXG8ruI/AAAAAAAAAGU/AvzpQfSIWxU/s1600-h/tatil+foto.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 110px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SssOKXG8ruI/AAAAAAAAAGU/AvzpQfSIWxU/s320/tatil+foto.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389416950243569378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır planladığımız ve iple çeke çeke sonunda getirdiğimiz tatilimize çıktık ve başarıyla, sorunsuz bitirip geri  bile döndük. Kızımız 2,5 aylık çıktığı seyahatten neredeyse 3 aylık kocaman bir kız olarak döndü. Bir çıkışta arabayla İstanbul-Cunda Adası-Manisa-Çeşme-Manisa-İstanbul yaptı, deniz kenarı da, üzüm bağları da gördü. Babaannesini, halasıgilleri ve babasının sülalesinden birçok kişiyi tanıdı. Bolca hayranlık ve altın topladı :) Bizi de hiç üzmedi. Yollarda hep araba koltuğunda güzel güzel uyudu, hatta kaka yapışı bile o kadar mükemmel zamanlamaya sahipti ki, ya tam yola çıkmadan önce, ya tam feribota binerken! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi buraya "alın bebeğinizi tatile gönlünüzce çıkın, bebek olunca hiçbir yere gidilmiyor lafına inanmayın" yazacağım ama biliyorum, bizimki gibi sakin, problemsiz, bakımı kolay bir bebekle mümkün olanlar sürekli ağlayan kolik bir bebekle mümkün olmayabilir. O yüzden bu konuda ukalalık etmemeyi tercih edeceğim ve kızım Denizciğime bize güzel bir tatil yaptırdığı için teşekkür edeceğim. Netekim yakın bir arkadaşımız aynı tarihlerde bebeğiyle Ege kıyılarına tatil için yola çıkmış, fakat ufaklık o kadar ağlamış ki yoldan geri dönüp tatili gelecek seneye ertelemek zorunda kalmışlar. Başka bir arkadaşım ise tatile gitmiş gitmesine ama orada da uykusuz geceler geçirip gün içinde de bebek pışpışlamaktan denize ancak uzaktan bakabilmiş. Yani bu işler tamamen bebeğinizin kolik olup olmamasına, arabada yolculuğa nasıl tepki gösterdiğine falan bağlı. Bebişlerle ilgili pek çok konuda olduğu gibi tek bir doğru yok, fakat bizim doktorumuz dahil pek çok annenin de dediği gibi, eğer çok ekstra bir durum yoksa bebeğinizden korkmamak daha iyi. Onunla bir yerlere gitmekten korkup çekinmezseniz o da rahat oluyor. "Bebekle hiçbir yere gidilmez" ci annelerin pek çoğu bebekten değil annelerin rahatsızlığından kaynaklı gözlemlediğim kadarıyla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Her yerde, her koşulda!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu tatilde her yerde her koşulda emzirebilme yeteneğimizi biraz daha geliştirdik. Bence tatil öncesi rahat etmek için bu konuda tecrübeniz yoksa biraz açık havada emzirme egzersizi yapın.  Deniz kenarında otururken şezlongda veya deniz kenarında sofrada balığını yerken memeyi çıkarıp emzirivermek çok rahat. Bunun için kamuflaj amaçlı satılan bir ürün var ama doğrusu ben buna hiç ihtiyaç duymadım. Kalabalık ortamlarda omuzuma attığım bir şal veya tülbent işimi gayet görüyor ki tenha ortamlarda ona bile gerek yok bence. Deniz de açık havada bulunmaktan çok zevk aldı ve açık havada beslenme sonrası hemen uyumaya devam etti. Sadece bir kez, Alaçatı'da sörf yapıp denizden çıktığımda emzirmek için acele ettiğimde memenin soğuk ve tuzlu olması yüzünden sorun yaşadık. Bir attı ağzını meme bildiği meme değil, bastı yaygarayı! Bir deneme daha, daha da çok bağırmaya başladı! Zavallı çocuk hayatında ilk kez memeye bile güven olmadığını öğrendi. İçme suyuyla tuzdan arındırıp elimle ısıttıktan sonra önce bir süpheyle yaklaştı ama sonunda mutlu sona erdi kızım. &lt;br /&gt;Emzirmeden başka alt değiştirmeyi de her koşulda yapabilmek iyi oluyor. Bunun için şu bebeğin bütün ıvır zıvırını yerleştirebildiğiniz bebek bakım çantaları çok kullanışlı. Benimkinde bir de muşamba alt değiştirme minderi var ki her zeminde iş görüyor. Ama alt temizliği bebeği kısmen soymayı gerektirdiğinden daha uygun  hava şartları istiyor. Yoksa soğukta ve esinitide popoşu üşütmek de var! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Usluluk da bir yere kadar!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uslu uslu dediysek, bu da bebek sonuçta. Cunda'da yıldızlar çıkmış, ay tepeye yaklaşıyor, pancar motorlu balıkçılar kıyıya pata pata dönüyorlar ve bizim çekirdek aile güzel bir restoranın en kıyı masasını mezlerle donatmış keyif yapıyor... iken Deniz ağlamaya bir başladı! Önce sükunetle karşıladık, bizim kızımız uslu ya! Arabasından aldık, biraz baba hoplattı gezdirdi, olmadı anne kokusu ister dedik ben aldım. Gene susmadı, dur bakalım meme vereyim dedim, her derda deva susturucu ya meme... Emdi emdi, bıraktı, ağlamaya aynen devam. Hatta aynen değil daha da şiddetli. Babası hafif esintiden ve diğer yemek yiyenleri rahatsız etmekten çekinerek "çok uslu" kızımızı alıp restoranın içine gitti. İleri geri geziyor, pışpışlıyor, hoplatıyor ama nafile. Kızın ağlaması çığlıklara dönüştü, benim bile kulağıma geliyor. Sonunda babayı masayı gönderip ben içerde susturma çalışmalarına devam ettim. Uzun bir ileri-geri yürüme ve konuşma sonrasında bizim ufaklık sakinleşti ve uykuya geçti. Tekrar arabasına yatırıp yemeğimize kaldığımız yerden devam edebildik. Bir de bu sırada babası ile uzaktan Deniz'in hallerini birbirimize anlatmak için bir dizi el işareti geliştirdik. "Uyumak üzere" "Problem var,ağlıyor" "Uyudu", "Gazı var" gibisinden her durum için uzaktan görebileceğimiz bir el işaretimiz var artık. Ama neyse ki tatilin geri kalanında bir daha ihtiyaç duymadık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yanımıza neler aldık&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim kızla ilk tatilin beni en çok düşündüren yanı yanımıza neler alacağımız konusuydu. Bu konu yola 2-3 gün kala beni strese sokmaya başladı. Ben de hiç risk almayarak konuyu en basit şekilde çözdüm: Herşeyi aldım! Deniz'in  normal bakım malzemelerini (tarak,bezler,yağ,pişik kremi, tırnak makası, popo silme malzemeleri, burundan sümük çekme zımbırtısı vs) zaten 3 günlüğüne de gitsek 33 günlüğüne de bizimle gelecekti. Onun dışında hem yazlık hem kışlık bütün kıyafetlerini (zaten küçücük küçücük olduklarından yer tutmuyorlar), göğüsten süt çekmeye yarayan pompa ve yan ürünlerini, tabii ki göğüs pedlerimi, ince ve kalın battaniyeleri, yazlık ve kışlık şapkaları, işe yaramasa da rezene çayını, biberonu, kullanmasa da emzikleri (emzik verince yüzünü buruşturup tükürüyor, herşeyi emiyor, emzik hariç!), iampuan ve sabununu, havlu ve tülbentlerini bir çantaya doldurdum. Pusetten başka içinde yatırmak için abimin kızından kalma port bebeyi, her ikisine uygun cibinlikleri (çok önemli!) ve yağmurluklarını aldık, hatta gündüz içinde oturmayı sevdiği ana kucağını almak üzere söktük ama arabada yer kalmadığından bıraktık. En önemlisi de doktorumuzu arayıp ateş düşürücü ve böcek sokması gibi durumlar için tavsiye ettiği ilaçları çantaya attık. Neyse ki ilaçlara ihtiyacımız olmadı (pardon, böcek sokması ilacını ayağımdan arı sokunca ben kullandım!) ama hazırlıklı olmak iyidir!  &lt;br /&gt;Hatta bütün bunlardan başka evdeki alt değiştirme masasının yanında duvarda yapışık olan ve Deniz'İn bakıp bakıp güldüğü zürafasını bile 2 müzikli oyuncakla birlikte yanımız aldık. İyiki de almışız! Biraz mızmızlandığı zamanlarda oyalamak için çok işe yaradılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neleri kuulandığıma gelince: En kalın ve en ince kıyafetleri pek kullanmadık. Süt sağma pompasını ve biberonu, emzikleri ve rezene çayını tahmin ettiğim gibi kullanmadık. Diğer bütün bakım malzemelerini, battaniyeleri vs kullandık. Cibinlikler kilit objeler, bütün gün açık havada geçince çok lazım oldular. Banyo malzemelerini de kullandık çünkü oralarda da yıkanmaya aynen devam! Bu sefer küvetimizi almadığımız için annenin veya babanın kucağında duşla veya maşrapayla akan suda yıkanmaya geçtik. Gördük ki bizim kız yıkanmanın her türlüsünü seviyor! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böylece hayatımızın ilki, ama sonuncusu olmayan bebekli tatilimizi bitirip döndük. Tatilin uzunu ve kötüsü yoktur. Bu 2 hafta az bile geldi. Kapıda Deniz'i kucağımızdan kapıp bizi elimizde bavullarla oracıkta bırakan hala,kuzen ve babaannenin haline bakılırsa pabucumuz çoktan damda ve onların özlemini yatıştırmak için sık sık bu seyahati tekrarlayacağız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-5264068738133027045?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/5264068738133027045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/bebegimizle-ilk-tatil.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/5264068738133027045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/5264068738133027045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/10/bebegimizle-ilk-tatil.html' title='Bebeğimizle İlk Tatil'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SssOKXG8ruI/AAAAAAAAAGU/AvzpQfSIWxU/s72-c/tatil+foto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-1218529750805437636</id><published>2009-09-13T14:36:00.004+03:00</published><updated>2009-10-02T11:05:14.354+03:00</updated><title type='text'>Birkaç küçük eğlenceli tespit</title><content type='html'>-Kızımızı görmeye Polonya'da yaşayan büyük anneannesi ve büyük teyzesi (benim anneannem ve teyzem) geldiler. Gördüm ki horoz sesi (kukkurikku) gibi pek çok hayvan ve doğa sesini bizden oldukça farklı seslendiren Polonyalılar bebek konuşması için aynı bizim gibi "agu" kelimesini kullanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gene kültürler arası benzerlik tespiti. Hem Manisa'lı babaanneden, hem Polonyalı anneanne ve büyük anneanneden farklı zamanlarda bebek bakmakla ilgili kelimesi kelimesine aynı yorumu duymak beni oldukça şaşırttı: &lt;br /&gt;"&lt;em&gt;İnsan bebeği ne zor büyüyor. Diğer hayvanların yavruları doğduklarında ayağa kalkıveriyorlar ama insan yavrusu ne kadar çaresiz. Daha yıllaaarca annesinden ilgi ve bakıma muhtaç. Boşuna annelerin hakkı ödenmez dememişler!"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bir de 'ayağına çorap giy sütünü üşütürsün' uyarısını kendi dillerinde kelimesi kelimesine bu sekilde yaptılar. Demek bu dunya anneanne-babaannelerince kabul görmüş bir mitmiş. Oysa günümüzün anne bebek dergilerinin ve ilgili internet sitelerinin birkaçında 'doğru bilinen yanlişlar' listesinin başını çekiyor bu söz!   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Normalde nazara pek de inanmayan, böyle seylere gülüp gecen ben, kızım soz konusu olunca ' inşallah ' ve 'masallah' sız bir cümle kurmaz oldum!! Neme lazım, bir de nazar diye bisey varsa, kızım benim yüzümden gozlere gelmesin, MAZALLAH!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anne olunca normalde kullanmadığınız işlerde sol elinizi kullanmak konusunda, hatta bazen (örneğin yere düşen bişeyleri almak için) ayağınızı kullanmakta ustalaşıyorsunuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kulaklarınız bir kedi gibi iyi duymaya başlıyor, özellikle bebek ve çocuk ağlamalarına karşı hassaslaşıyorlar. Kocanızın kulakları ise tam tersine, özellikle de daha önce tavşan gibi uyuyan kocalar uykularında hiçbir şeyi duymaz oluyorlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Pazartesi (yarın) bebeğimizle ilk gerçek uzun tatilimize çıkıyor ve geç de olsa kendimizi Ege kıyılarına vuruyor olduğumuzdan emzirmeyle ilgili devam yazısını sonraya erteliyorum. İlk sefer olduğundan kızın eşyalarını toplamam ve bir şey atlamadığımdan emin olmam uzun süreceğinden artık kendimi bavul toplamaya konsantre etsem iyi olur. Gelince bir tane de "bebekle seyahat" yazısı benden...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-1218529750805437636?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/1218529750805437636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/09/birkac-kucuk-eglenceli-tespit.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1218529750805437636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1218529750805437636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/09/birkac-kucuk-eglenceli-tespit.html' title='Birkaç küçük eğlenceli tespit'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7185957677468310847</id><published>2009-09-13T12:53:00.004+03:00</published><updated>2009-09-13T14:34:37.150+03:00</updated><title type='text'>Veronika Deniz 2 Aylık !</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SqzPZbBhUFI/AAAAAAAAAGM/L_RKQYMwIo0/s1600-h/IMG_7869.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SqzPZbBhUFI/AAAAAAAAAGM/L_RKQYMwIo0/s320/IMG_7869.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380903690458714194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta (7 Eylül) kızımız tam 2 ayını devirdi. Tam da bu günlerde hal ve tavırlarında belirgin değişiklikler olmaya başladı. Zaten cuma günü kontrol ve aşılar için doktorumuza gittiğimizde bunların 2 aylık bebek halleri olduğunu öğrendik. Doktorumuzun değimiyle kızımız artık "insan oldu". Bu çağlarda bebekler yavaş yavaş kendilerinin ayrı bir birey olduklarını anlamaya başlıyorlarmış. Bu dönem, bebeğimize oyuncak almaya başlayabileceğimiz dönemmiş. Özellikle dikkatini çekecek parlak renkli oyuncakları ve objeleri etrafına koyup onu yüzüstü yatırarak bunlara uzanmaya çalışması kasları için iyi bir egzersizmiş. Hem görme, hem dokunma, hem işitme duyularına hitap eden müzikli, renkli, hareketli oyuncaklı "egzersiz arkadaşı" denen zımbırtılar veya oturaklar onu eğlendirir ve beynini uyararak zekasını geliştirirmiş. Gerçekten de bizimki Engin Abisinin hediye ettiği müzikli oyuncaklı oturakta (anakucağı deniyor bunlara sanırım) git gide daha çok sıkılmadan vakit geçirmeye başladı. Bir de yatağında onunla beraber bulunacak bir uyku arkadaşı oyuncağı olursa ilerde başka bir yerde geceyi geçirmesi gerektiğinde o uyku arkadaşının yanında olması sayesinde yerini çok yadırgamadan kolay uyuyacağını söyledi doktorumuz. Yani duyduk duymadık demeyin! Kızımıza peluş ve tüylü oyuncaklar gibi çok toz tutmayan, ağzına sokmasında sakınca olmayan, tercihen plastik bir uyku arkadaşı arıyoruz! Bu konuda tecrübesi olan, tavsiyede bulunabilecek annelerden haber bekliyoruz! &lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SqzPZEDrfZI/AAAAAAAAAGE/SmKPKTlE6XQ/s1600-h/IMG_7865.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SqzPZEDrfZI/AAAAAAAAAGE/SmKPKTlE6XQ/s320/IMG_7865.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380903684293754258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz'in sağlığına ve ölçülerine gelince, neyse ki herşey fazlasıyla yolunda. Kızımız 1 ayda 7 cm uzayıp 64,3 cm boya, 6 kilo 350 gram ağırlığa ulaşmış. Doktorun gösterdiği normal gelişim grafiklerinin yerle bir eden değerler bunlar! Görüntüsünün hiç de 2 aylık gibi olmadığını doktor da onayladı. Yani kızımız artık tescilli tosun! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kontrolden sonra aşıları difteri,tetanoz, asellüler boğmaca, inaktive çocuk felci, HIB içeren karma aşı, verem aşısı ve ROTA virüsü aşısı yapıldı. Tabii kısa hayatının en kötü ve acı verici deneyimini yaşayan Denizcik öyle çığlıklar atarak ağladı ki bugüne kadar olmadığı gibi kıpkırmızı oldu, hatta sakinleştikten sonra da yüzünde morumsu kırmızı noktacıklar kaldı. O şiddetli ağlamada patlayan kılcal damarlarmış bunlar ve bazen çok fazla öksüren veya ağlayan bebeklerde görülürmüş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci aya girişimizle beraber bizim kızda belirgin değişiklikler olduğundan bahsetmiştim ya, bunlar hayatımızı çok renklendiren ve gelecekte bizi ne kadar keyifli günlerin beklediği konusunda bir ön gösteri olan tepkiler. Yani gülücükler ve agular.. Nefis bir duygu! 2 aydır karşılıksız seven bir aşıkken birden sevgilisinden "ben de sana karşı boş değilim" tipinde cilveler görmeye başlayan bir aşığa dönüştük! Artık kızımız da bize gözlerimizin içine bakarak kocaman gülücükler atıyor, biz onunla konuşunca bize kendi dilinde karşılık veriyor. Anne baba olmanın en büyük ödülü, çocuğunuzun sizi görünce sevindiğini görmek, sevgisini o tatlı gülümseyişte hissetmek olsa gerek! Bunlarn beraber atacağımız adımlardan ne kadar küçücük bir tanesi olduğunu düşününce gelecek günleri iple çekiyorum. &lt;br /&gt;Ayrıca kızımız son 3 gecedir ilk emmeye kadar 5 saat kesintisiz uyumaya başladı. Sonra 3 saatte bir acıkıyor gene.  Bu da geceleri sadece 2 kez emzirmeye kalkmaya başladım demek oluyor. O emzirmelerde de nerdeyse uyanmadığı için gazını çıkarıp yatağına geri koyuyorum, ikimiz de uyumaya devam ediyoruz güzel güzel.&lt;br /&gt;Bence gayet iyi bir gece performansı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Deniz bir de arkadaş edinmiş gibi görünüyor. Gülücük gönderdiği bir tek biz anne babası değiliz. Bir de alt değiştirme minderinin yanındaki duvarda asılı turuncu zürafayı her gördüğünde gülüyor ve altını değiştirirken gözlerini ondan ayırmadan zürafayla konuşup duruyor! Onun hiç tepki göstermeyişine pek aldırmıyor sanki. Sanırım Deniz için önemli olan oraya her geldiğinde zürafanın orda kendisini bekliyor olması :) &lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SqzPYk9d_ZI/AAAAAAAAAF8/dqa7i6CJjiM/s1600-h/2+ay+copy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 102px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SqzPYk9d_ZI/AAAAAAAAAF8/dqa7i6CJjiM/s320/2+ay+copy.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380903675946204562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7185957677468310847?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7185957677468310847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/09/veronika-deniz-2-aylk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7185957677468310847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7185957677468310847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/09/veronika-deniz-2-aylk.html' title='Veronika Deniz 2 Aylık !'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SqzPZbBhUFI/AAAAAAAAAGM/L_RKQYMwIo0/s72-c/IMG_7869.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-486894328028222425</id><published>2009-09-04T11:20:00.009+03:00</published><updated>2009-09-06T15:14:45.261+03:00</updated><title type='text'>Emzirmek Zor Zanaat! (özellikle ilk günlerde) -bol memeuçlu bir yazı!-</title><content type='html'>Emzirmeyle ilgili ilk öğrendiğim konulardan biri "ne kadar erken başlarsa o kadar iyi" idi. O kadar ki, doğumdan hemen sonra bebeği annenin kucağına verirler ya, o anda emzirmeye başlamak, hem bebek için iyiymiş, hem de plasentanın yerinden ayrılıp çıkmasını kolaylaştırırmış. Ben de yapabilirsem hemen o an memeyi ağzına vermeyi hayal ediyordum başta ama o kadar enerji sarf edilen zor bir doğumdan sonra böyle birşeyin ancak hayal olduğunu anladım. Hatta doğumdan birkaç saat sonra hemşireler kızımı getirip emsin diye mememe verdiklerinde bile benim pek bebek emzirecek halim yoktu, daha çok "alın şunu, ben çok yorgunum" hissi içindeydim, ne yalan söyleyeyim. Ancak biraz uyuduktan ve kan takviyesi aldıktan sonra (doğumdan sonra baya kan kaybettiğim içindi halsizliğim) "yaşasın, anne oldum, verim kızımı emzireyim" diyebildim. O zaman da minik kuzu meme ucunu tutamadı, çünkü uç tam çıkmamıştı. Ben doğumdan önce "meme ucunuz emzirmeye uygun mu" tipi yazıları okuyup kendiminkini uygun zannederdim. Nasıl bir uç olması gerektiğini tam bilmediğimdenmiş. Konuyu açıklığa kavuşturan foto veya çizim bulamadım, üşenmedim kendim çizdim.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SqOm99dUNHI/AAAAAAAAAFs/LXKDLmXEmnI/s1600-h/memeucu.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 172px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SqOm99dUNHI/AAAAAAAAAFs/LXKDLmXEmnI/s320/memeucu.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378325963410257010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki bu fazla sorun olmadı. Hemşireler hemen silikon memeucu getirdiler ve bu siper kullanışlı yapay memeucu ile kolayca emzirmeye başladım. Bir iki emzirme sonra zaten memeucum çıktı ve Deniz kolayca emmeye devam etti. Ama bebeği çok küçük (veya memesi çok büyük) olan bazı anneler sonra da kullanmaya devam ediyorlar, çok da memnunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl emzirme zorluklarını eve geçtikten sonra gördüm diyebilirim. Deniz (normal olarak) çok sık ve düzensiz emiyordu ve memeuçlarım bu şiddetli emişlere pek dayanamadılar, çok acımaya başladılar. Sürekli sürdüğüm kreme ve hamileliğimde yaptığım emzirme hazırlığına rağmen. "meme uçlarının kabalaştırılması" denen bu hazırlık, meme uçlarına eczanelerde satılan %70'lik alkolün sabah akşam sürülmesinden ibaret. Böylece ço ince derili olan meme ucu biraz olsun "kabalaşıyor" ve emme denen travmatik olaya karşı dayanıklılaşıyor. Hatta Anadolu'nun köylerinde kadınlar aynı amaçla rakı kullanırlarmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonradan öğrendiğim başka bir hazırlık da doğumdan önce meme uçlarına rendelenmiş soğan sürmek. Tecrübeli bir iki annenin yalancısıyım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi ben bu alkol yöntemini uyguladım, Lansinoh'un iki arkadaşım tarafından çok tavsiye edilen kremini sürekli kullandım, gene de ikinci gün meme uçlarım haşat oldu! Hatta bir keresinde Deniz içtiği sütün birazını kanlı  kustu. Ama taze kırmızı kan değil de pıhtı parçaları gibi. Sanırım zavallım emerken memeden sızan benim kanımın da tadına bakmış olacak! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu yazdıklarım sizi korkutmasın ve yıldırmasın diye eklemeliyim hemen, çünkü pek çok doğuran arkadaşım hiç  bir meme sorunu yaşamadan bebelerini emzirdiler! &lt;br /&gt;Ayrıca benim gibi sorunun üstüne üstüne gitmeye hiç gerek yok, daha önce bahsettiğim silikon memeucunu kullanınca acıyan memeler baya bir rahatlar sanırım. Ben neden öyle yapmadım, inanın o zaman aklıma gelmedi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEVAM EDECEK...DEVAM EDECEK...DEVAM EDECEK...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-486894328028222425?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/486894328028222425/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/09/emzirmek-zor-zanaat-ozellikle-ilk.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/486894328028222425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/486894328028222425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/09/emzirmek-zor-zanaat-ozellikle-ilk.html' title='Emzirmek Zor Zanaat! (özellikle ilk günlerde) -bol memeuçlu bir yazı!-'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SqOm99dUNHI/AAAAAAAAAFs/LXKDLmXEmnI/s72-c/memeucu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6171341313707992021</id><published>2009-08-18T19:39:00.003+03:00</published><updated>2009-08-18T21:50:41.578+03:00</updated><title type='text'>İlk Banyo Ve Sonrakiler...</title><content type='html'>Eve geldiğimizin 2. günü artık kızımızı yıkamaya (psikolojik olarak) hazırdık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebekleri her gün yıkamak onları rahatlatıp iyi uyumalarını sağlıyor, böylece dolaylı olarak büyümelerini de hızlandırıyor. Hele hele yaz bebeklerini banyo sonrası üşütme derdi de yok, yeterki ufaklık cereyanda kalmasın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de doğum öncesi bebek bakımı kursunda bebek yıkamayı öğrenmiş olan süper bilinçli (!) ebeveynler olarak eve gelişin ilk şokunu atlattıktan sonra kolları bu işe sıvadık. Küveti uygun ısıda suyla doldurma işini baba üstlendi. Bu törensel ilk banyo çok seyircili (annaanne, babaanne, hala, kuzen) olacağından yatak odasındaki genişçe alanı seçtik. Ayaklı küveti oraya koyunca su doldurmak için banyo-yatak odası arası bayaaa bir mekik dokudu baba (niye doldurup getirmediniz demeyin, denedik de çok ağır oldu). Suya girip girip çıkan birkaç dirsekten sonra son ince ayarlar da yapıldı ve Deniz benim ellerimde suyla buluştu. Ama ne buluşma! Her kafadan bir ses çıkıyor olduğundan kızım benim onu sakinleştirme amaçlı güzel güzel konuşmamı duyamadı, etraftaki stresi de hissettiğinden midir nedir bas bas bağırarak ağlamaya başladı. Normalde yavaş yavaş ayaklarından başlayarak girdiği ılık suda, benim gözlerinin içine bakarak sakin sakin konuşmam ve sadece başını suyun dışında tutup vücudunu suda serbest bıraktığım "yüzdürme" yöntemiyle kendini anne karnında gibi hissetmesi ve ağlıyorsa bile sakinleşmesi gerekiyordu. Belki ilk suya girişi olduğundan, belki de bir ara küvette 6-7 tane müdahaleci el olduğundan kızım bu ilk banyodan pek keyif alamadı. Başından aşağı durulama suyu döktüğümde bir ara ağlamayı kesti, o zaman da anneannesi boğuluyor zannedip "Eyvah ağlamıyor! Ağlamıyor!" diye feryat etmeye başladı. Sonuçta en sakin olan bendim. Ama kızım da havluya sarılıp kurulanmaya başlayınca banyo sonrası rehavetine kapıldı ve herkes rahat bir nefes aldı. Elimizde tertemiz mis kokan ve sakin bir bebek, heyecanlı birer aneanne ve babaanne ve beli ağrıyan bir anne vardı. Deniz'i kurulayıp giydirdiken sonra ise sanki bir yetişkin yıkanacakmışcasına bir küvetin ve durulanma suyu adı altında bir kovanın ağzına kadar dolu olduğunu fark edip hep beraber kahkahalarla güldük. Suyu dolduran baba gülmemize biraz bozulsa da aslında bu gülüş büyük oranda, stresin bitmesiyle boşalan sinirlerin sonucuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta Deniz banyo sonrası beklendiği gibi çok uzun (2 saat) deliksiz uyudu. Yalnız ertesi sabah ben saçlarında bir gariplik fark ettim. Bir kirli, yağlı görüntü. Biraz önceki güne dönüp düşününce fark ettim ki kızcağızımın cildi kurumasın diye durulama suyuna bebek yağı katmış, sonra da bu yağlı suyla hızımı alamayıp kafasını da durulamıştım! İlk sefer için fena değil :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün ve sonraki günlerde herkes bu işi bebeği suya düşürmeden, gözüne su kaçırmadan, hatta boğmadan cesaretle başardığımı görmüş ve bana güvenmişti. Dolayısıyla ortamda panik havası yoktu ve kızım da benim gözlerimin içine bakarak, adeta "bak ağladım ağlayacağım ama sana güveniyorum ha anne" diyerek sakin sakin yıkandı. Babanın cesaretini toplayıp bu işe kolları sıvaması da birkaç gün sürdü. O gün bu gündür Deniz bebek kah annesi kah babası tarafından her gün mutlaka yıkanıyor (hatta günde 2 kez yaptığımız bile oldu) ve her seferinde biraz da meme emip huzurlu, rahat, derin, uzun  bir uykuya dalıyor. Yeter ki onu açken veya uykusu varken veya herhangi başka bir derdi varken suya sokmaya kalkışmayalım. Herkese de aynısını öneririm. Bebelerinizi yıkayın, elinizi korkak alıştırmayın! :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada önemli noktalar:&lt;br /&gt;-Banyo için göbek bağının düşmesini beklemek gereksiz. Biz beklemedik. Tam 7. günde göbek bağı gene bir banyo sırasında düşüverdi. Sadece düştükten sonraki 3 gün orası taze yara şeklinde olduğu için yıkanmalara ara verdik. &lt;br /&gt;-Isı konusunda vücut sıcaklığında su iyidir dense de bizim kız biraz daha sıcak suda daha mutlu oluyor sanki. &lt;br /&gt;- İçinde hiçbirşey olmayan bir küvet alıp ağ vs. kullanmadan bebeğin suyun içinde serbestçe ellerini ayaklarını hareket ettirebilmesi çok faydalı. Sadece iki yanından kafasını tutuyoruz, o kadar mutlu ki! Tavsiye edilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6171341313707992021?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6171341313707992021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/08/ilk-banyo-ve-sonrakiler.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6171341313707992021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6171341313707992021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/08/ilk-banyo-ve-sonrakiler.html' title='İlk Banyo Ve Sonrakiler...'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-2235256973064520788</id><published>2009-08-12T12:07:00.004+03:00</published><updated>2009-08-12T17:46:01.156+03:00</updated><title type='text'>3. Gün, Artık Evdeyiz</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SoLVmyuc0ZI/AAAAAAAAAFk/Y_047hMIg9U/s1600-h/bloga1+copy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 90px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SoLVmyuc0ZI/AAAAAAAAAFk/Y_047hMIg9U/s400/bloga1+copy.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369088568207397266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İlk iki gecemizi hastanede geçirdik. 9 Temmuzda evden getirdiğimiz kıyafetleri giyip, araba koltuğumuza oturup eve ilk adımımızı atma günü. İnsan daha karnındayken ne boyutta kıyafet götürmesi gerektiğini bilemiyor. Ben hastane çantasını ilk hazırladığımda en küçücük tulumlardan koymuştum. Sonra ultrason verileri 4 kiloya yaklaştıkça onların yerine daha büyüklerini koydum. Sonuçta Deniz 4170 gram, 53 cm doğmuş da olsa tulumların içinde yüzdü :) Ayrıca araba koltuğu-ana kucağı da kendisine çok büyük geldi, kafacığı sağa-sola düşüp durdu, bizi yol boyunca tedirgin etti. &lt;strong&gt;Bu arada önemli not:&lt;/strong&gt; Bizim düştüğümüz hataya düşmeyin, hastaneden çıkmadan önce mutlaka sakin bir anda araba koltuğunu monte etmeyi deneyin. Biz kullanma talimatına bakıp "çok kolaymış canım" deyip sonra ağlayan bir yeni doğmuş bebekle panik halinde yanlış takmaya çalışmayın.&lt;br /&gt;Deniz'in kendisi de rahat edememiş olacak ki koltuğunda sürekli ağladı ve babası arabada böyle bir hazine taşıyor olmaktan dolayı arabayı çok stresli kullandı. Nihayet kapıya geldiğimizde evde bizi babaanne ve hala kızı Cansu karşıladılar. Babaannenin gözlerinde yaşlar tabii :) &lt;br /&gt;Eve girdik ki, bir de ne görelim! Bütün giriş balonlarla süslenmiş, heryerde hastaneye gelen birbirinden nefis çiçekler, eşten dosttan kartlar dolusu iyi dilek notları... Evde tam bir bayram havası esiyordu,çok hoş bir karşılama oldu gerçekten. Bu arada buradan çiçeklerini ve iyi dileklerini esirgemeyen, mutluluğumuzu paylaşan bütün dostlarımıza da çok teşekkürler ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ilk günler hava o kadar sıcaktı ki daha önce planladığımız bizim yatak odamızdaki uyuma, alt değiştirme düzenini olduğu gibi salona, yani evin tek klimalı odasına taşıdık. Zaten hastaneden çıkmadan ziyaretimize gelen çocuk doktoru bebeğin 20-24 derece civarı bir odada bulundurulmasını söylemişti ve bizi, odada yeni doğmuş bebek olmasına rağmen klimayı kapatmayımışımızdan dolayı tebrik etmişti. Genelde aileler bebek odaya gelir gelmez klimayı kapatıp hep beraber sıcaktan pişiyorlarmış ve bu bebek için üşümekten çok daha kötüymüş. &lt;br /&gt;Böylece salondaki kanepe benim lohusa yatağım, yemek masası kızımın alt değiştirme ve bakım masası haline geldi, yatağı da baş köşeye yerleşti.  &lt;br /&gt;İlk gecemizde baba ve ben kızımızla birlikte salonda uyuduk. Fakat bıcırık yatağında yatmak istemedi. Benim göğsümde uyuyarak ve sık sık meme emerek geçirdi ilk geceyi. Tabii biz tedirgin. "Ya kucağımda bebekle uyuyakalırsam, ya üstüne yatıverirsem, ya kucağımdan düşerse" Her uykuya daldığım anda kızımla ilgili acayip gerçekçi kabuslar görüp durdum. Her uyandığımda da rüya olduğuna şükrettim. Gayet uykusuz ve huzursuz bir ilk gece geçirmiş olduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüzleri durum daha iyiydi. Ufaklık beklediğimiz gibi kucak ve meme bağımlısıydı, ama neyse ki sürekli ağlayan bir bebek değildi. İlk andan itibaren meme emme konusunda sıkıntısı olmadı. Kendisine obur bile diyebilirim! Yatağına koyulmaktan pek hoşlandığı söylenemez ama "kucağa alıştı bu" yorumları bence olaya tersten bakmak oluyor. 3 günlük bir bebek kucağa alışmaz, tersine aylardır içinde bulunduğu ve tanıdığı tek varlık, tek huzur kaynağı olan anneden ayrı yaşamaya daha yeni yeni alışmaya başlar. Eh, kabul etmeli ki bu bebişler için hiç kolay olmasa gerek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde ikinci günü halasının kucağında, kuzeninin kucağında birer ikişer saat, babaannenin yaptığı ince ve gevşek kundakta yatağında bir süre uyuyarak geçirdi. Bu sıralarda ben de sakin bir odaya çekilip hayatımın en derin uykularından birini uyudum. O kadar ki uyandığımda kim olduğumu, nerede olduğumu hatırlamam biraz zaman aldı! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam üzeri, karnı iyice doysun, keyifli bir anını kollayıp ilk banyosunu yaptıracağız!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-2235256973064520788?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/2235256973064520788/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/08/3-gun-artk-evdeyiz.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2235256973064520788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2235256973064520788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/08/3-gun-artk-evdeyiz.html' title='3. Gün, Artık Evdeyiz'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SoLVmyuc0ZI/AAAAAAAAAFk/Y_047hMIg9U/s72-c/bloga1+copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-9201274350815203456</id><published>2009-08-11T16:02:00.002+03:00</published><updated>2009-08-11T16:11:04.478+03:00</updated><title type='text'>1 Gün 3 Gün 5 Gün Derken 5 HAFTA OLDU!</title><content type='html'>Hayatımın en hızlı geçen 5 haftası oldu diyebilirim sanırım. Ve en güzel 5 haftası. Yepyeni bir hayatın ilk 5 haftası. Birkaç sağlık sorunu canımızı sıkmaya çalışsa da mutluluğumuzu bozamadılar ve hepsini atlatmış olarak yola devam ediyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum, hayatımızın anlatılması aceleye getirilmeyecek kadar önemli bir dönüm noktası olduğu için onu yazmayı başka bir zamana bırakıyorum. Unutmamak için kalem kağıtla tuttuğum notlara dayanarak şu ilk haftaların bir özetini veriyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-9201274350815203456?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/9201274350815203456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/08/1-gun-3-gun-5-gun-derken-5-hafta-oldu.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/9201274350815203456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/9201274350815203456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/08/1-gun-3-gun-5-gun-derken-5-hafta-oldu.html' title='1 Gün 3 Gün 5 Gün Derken 5 HAFTA OLDU!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3790895745687750217</id><published>2009-07-11T11:27:00.004+03:00</published><updated>2009-07-11T11:57:18.804+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğum'/><title type='text'>MİNİK MELEĞİMİZE KAVUŞTUK !!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SlhTymqLTkI/AAAAAAAAAE4/SmEWiPpCC5o/s1600-h/8.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 304px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SlhTymqLTkI/AAAAAAAAAE4/SmEWiPpCC5o/s400/8.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357123885593218626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İşte sonunda mutlu kavuşma gerçekleşti arkadaşlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızımız Veronika Deniz 07.07 tarihinde akşam 19:25 saatlerinde aramıza katıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahmin edileceği üzere bütün vaktimizi minik meleğimiz aldığından ondan ve kendi bakımımdan biraz vakit bulduğum şu sıralar tebriklere cvp vermek, ailenin yurtdışındaki fertleriine foto yollamak, maillere ve bloga göz atmak, açılamamış telefonlara cvp vermek gibi biçok işim var  :) Daha sonra detay anlatmaya çalışacağım şimdilik kısaca bilgiler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalancı doğum ağrılaı geçen cumartesi başladı, Dr ile konuştuk dikiş alma tarihini çarşambadan pazartesiye aldı. Dikişler alınır alınmaz sancılar sıklaştı. Pzrtesi akşam 5 dakkada bir oldu, Dr hastaneye gidin dedi. 22:00 civarı hastanede olduk. Açılma 3 cm'di fakat bebğin başı büyük olduğu için henüz kanala oturmamıştı. Odamıza yattık, bütün gece kasılmalar devam etti. Sabah açılma artmıştı ama baş hala kanala girmemişti. Öğleden sonrayı bekledik, gene değişiklik olmayınca suni sancı verildi ve su kesesi patlatıldı. Sonra baş hızla ilerledi, 18:00'de doğumhaneye girdik. Canım kocam da benimle elde foto makinesi geldi tabii.. Ikınma safhası 1,5 saat kadar sürdü ve sonunda biraz da Dr müdahalesi (minik bir el vakumu) ile Denizcik pespembe doğuverdi. Kucağıma verdiklerinde ilk şaşırdığım şey "me kadar pembe" ve "ne kadar ağır" oldu !! :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğimizin doğum kilosu tam 4 KİLO 170 GRAM !!! Oysa doğumdan önceki gün ultrasonda 3750 civarı görünüyordu topacım benim! :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkimizin de sağlığı iyi. Ben çok zor bir doğum olduğu için biraz bitap düştüm. (Neyse ki epidural anestezi var yoksa hayal bile edemiyorum!) Kızımı doya doya sevmem, emzirebilmem ve kendime gelmem ancak gece geç saatlerde oldu.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ağlamaya başladı, dünyanın en keyifli görevi beni bekliyor! Bekletmeye gelmez...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3790895745687750217?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3790895745687750217/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/07/minik-melegimize-kavustuk.html#comment-form' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3790895745687750217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3790895745687750217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/07/minik-melegimize-kavustuk.html' title='MİNİK MELEĞİMİZE KAVUŞTUK !!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SlhTymqLTkI/AAAAAAAAAE4/SmEWiPpCC5o/s72-c/8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-1999528042572241381</id><published>2009-07-05T17:37:00.003+03:00</published><updated>2009-07-05T21:09:46.548+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Neden Blog Yazıyorum?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;GÜNLÜK YAZMAK &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitubi'nin çağrısı ve Özgür Anne'nin yazısı üzerine ben de kolları sıvayayım dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında gerçekten de blog yazmayan insanların, hele hele hiç birşey yazmayan insanların anlamakta zorluk çekebilecekleri birşey blog yazarlığı. Mesela benim annem, blog yazmaya başladığımı söyleyip nasıl birşey olduğunu anlattığımda olaya oldukça süpheli yaklaşmış ve "aman kızım, bu kadar özelini neden internette yazıyorsun? Kimler okuyacak bunu, herkese açık mı olacak yani?" diye tedirgin olmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben yazmaktan keyif alan biriyim. Belki pek çok kişi gibi ergenliğin biraz zor geçen isyankar günlerindeki tek dert ortağım günlüğümdü. Sonradan daha hareketli ve eğlenceli olan üniversite yılları başlayınca bu güzel alışkanlığa vakit ayıramaz oldum. İnceden bir keyifle "&lt;em&gt;iyi kızlar günlük tutar, kötü kızların buna vakti yoktur&lt;/em&gt;" sözünü bana hatırlatan, hareketli yıllardı doğrusu bunlar... Fakat ne olursa olsun tatillerde yaptığım seyahatlerde günlükleri tutmaya özen gösterdim. (Çoğunda tatilin son günleri eksik olsa da! ) &lt;br /&gt;Asıl zevki bu yazdığım yarım yamalak günlükleri uzun zaman sonra geri dönüp okuduğum zaman yaşadığımı söylemeliyim. İnsanın hafızası kendisine bir sürü oyunlar oynuyor, o en güzel ve anlamlı anılar bile yıllar geçtikçe unutuluyor. Yazılanlar ise, bir çekmecede okunup hatırlanmayı bekliyor ve asla yok olmuyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sanal değil normal hayatta yazmaya motive eden şey bu düşünceydi. Kapağı kilitli, güzel renkli özel defterlere ihtiyaç duymayıp, nerede boş zaman bulursam, yanımda ne kalem-kağıt varsa onunla yazmaya başlamam, iş hayatı sırasında bir yurtdışı seyahati için havaalanında beklerken oldu. Ondan sonra da kimi zaman daha sık, kimi zaman seyrek de yazsam hiç durmadım. Yazdıklarımın kamuya ilk açılması ise geçen yaz sonunda yaptığımız ilk yelkenli seyahatimizi anlattığım yazının Yelken Dünyası dergisinde yayınlanması oldu. Bir ara o yazıyı da buradaki "gezme tozma" etiketi altına koymayı düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BLOGA GEÇİŞ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayar başı çalışmama ve internetle oldukça içli dışlı olmama rağmen henüz blog dünyasından habersizdim. Hatta gazetenin haftasonu ekinde bloglarla ilgili bir haber okuduğumu ve konuyu pek de anlayamadığımı bile hatırlıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken hayatımın bir daha eskisi gibi olmayacağını gösteren o çok heyecanlı süreç başladı; hamile kaldım. Kendimi hep hayal ettiğim bir rüyanın içinde bulmuş gibi oldum, ama aynı zamanda hem hamilelik hem de bebeklerle ilgili bilgisizliğimden dehşete düştüm. Kendimi bu konudaki internet sitelerinin denizinde kaybetmiştim ki yolum ilk kez bir blogla kesişti: babaolmak.com  Büyük bir zevkle takip etmeye başladım ve oradaki linklerle başka bloglara, onlardan da gene linklerle daha da başkalarına sıçramaya başladım. Okuduklarım, öğrendiklerim bana çok büyük zevk verip çok güzel bir tatmin duygusu uyandırdı. Başta aç bir kurt gibi kendimi kaybetmiş birinden öbürüne atlarken, yavaş yavaş ne aradığımı ve nasıl bir blogu okumaktan daha çok faydalandığımı gördüm, elemeler yaptım. Bu sırada kendi hamileliğimi eski usul, kalem kağıtla yazıyordum hala, ama "ben de blog yazabilir miyim ki acaba" fikri yavaş yavaş gönlüme düşmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğimin 24. haftasında doktorumun Servikal Yetmezlik (Rahim yetmezliği) tanısı koyması ve kendi küçük, sonucu büyük bir operasyon geçirmemle hamileliğimin gidişatı 180 derece değişiverdi. Hiç hesapta yokken çıkan bu tatsız sürpriz üzerine de bloglarda çok araştırma yaptım, fakat maalesef hiçbir şey bulamadım. Bulduğum 1-2 bilimsel yazı beni doyurmadı, çünkü ben doktorumdan da dinlediğim bilimsel gerçekleri değil, bu mereti bire bir yaşamış, benim hissettiğim korkuyu hissetmiş, operasyona girip çıkmış, bebeğini rahminde dikişle son haftalarına getirmiş birinin tecrübelerine ihyitaç duyuyordum. Herkesin blogunda ağır veya hafif, ama sağlıklı geçen hamileliklerini okurken, benim yaşadıklarımı yaşamış ve beni anlayacak birini bulamamanın sıkıntısını yaşadım. Operasyon sonrası evde oturmam gerekip çoğu blog yazarı annenin aksine boool bool boş zamanım da olunca, bilgisayarın başına geçtim. Günlüğümün hamilelikle ilgili kısmını bloga aktararak bir nevi antreman yaptıktan sonra güncel yazılara geçtim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;VE MOTİVASYON!&lt;/strong&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Motivasyonum ise tam da bugün, bu yazıyı yazmaya başlamadan önce bana "iyi ki yazmaya başlamışım" dedirten bir yorum.  Aslında baştan beri aldığım bütün yorumlar beni çok mutlu ediyor ve motivasyonumu arttırıyor.  Fakat bugün gelen yorumda, benim gibi 24. haftasında servikal yetmezlikten dolayı operasyon geçirmiş bir hamile okuyucu benim blogumda teselli arıyor, bana sormak istediği soruları olduğunu söylüyor, endişelerini sanal ortamda da olsa benimle paylaşmaya çalışıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla söze ne gerek var. Kendi zevk aldığım bir nevi hobim olan günlük yazma işinin burada hem kızıma kalacak güzel bir hatıraya, hem de başkalarıyla güzel bir paylaşıma ve belki de birilerine faydası dokunacak bir kaynağa dönüşmesini umuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-1999528042572241381?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/1999528042572241381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/07/neden-blog-yazyorum.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1999528042572241381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1999528042572241381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/07/neden-blog-yazyorum.html' title='Neden Blog Yazıyorum?'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-747067356844570243</id><published>2009-07-02T14:03:00.004+03:00</published><updated>2009-07-02T16:09:31.174+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Doğumun yaklaştığının belirtileri - Ayşe Öner</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Skyw8wW9lPI/AAAAAAAAAEw/oSfHW8xOZXo/s1600-h/kitap.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 295px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Skyw8wW9lPI/AAAAAAAAAEw/oSfHW8xOZXo/s320/kitap.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353848614856529138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Madem dört gözle doğurmayı bekler oldum, tabii ki Ayşe Öner'in kitabına "Doğumun yaklaştığını gösteren belirtiler" yazısını tekrar okuyup kendimde izler aramadan olmaz  :) Özet bir alıntı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gebeliğin son aylarında yukarı doğru büyüyerek göğüs kafesine baskı yapmaya başlayan rahim, bebeğin kafasını aşağı çevirmesi ve doğum kanalına yerleştirmesi ile 2-3 cm aşağı iner. Gebe kişi daha rahat nefes alıp verir, mide ve bağırsak sorunları azalır. Bunun yanısıra idrar torbasına basınç arttığından daha sık idrara çıkılır. &lt;em&gt;(Nefes ve mide sorunlarım zaten hiç olmadı ve zaten 6.ayından beri kızımın kafası doğum kanalında ) &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;- 28. haftadan itibaren olmaya başlayan antreman kasılmaları, rahimdeki sertleşmeler son haftalarda sıklaşır.(&lt;em&gt;Bilmem ki sıklaştı mı?)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;- Doğumdan 1-2 gün önce hormon düzeyindeki değişiklikler nedeniyle vücuttan su atılması ve iştah azalması meydana gelir. Bu nedenle 1-2 kg kilo kaybı görülür.(Nerdeeee? :)) )&lt;br /&gt;- Doğumun gerçekleştiği gün, doğum sırasında kullanılmak üzere vücutta depolanan enerjinin bir kısmı doğuma yakın günlerde açığa çıkabilir. Kendini zinde hisseden anne adayının bu enerjiyi alışveriş, gezme, temizlik gibi işlere harcamayıp doğum için saklaması gerekir. (&lt;em&gt;Tabii sezeryan olacak olanlarda çok önemli değil sanırım. Ben geçen hafta boyleydim şimdi azaldı tekrar enerjim!?))&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;- Vücudun bağırsakları temizlemesi için bazı hamilelerde son günlerde ishal görülür.&lt;em&gt;(Bu da yok)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;- Bu belirtiler her hamile kadında görülmeyebilir veya fark edilmeyebilir. Bu da normaldir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki kimdir bu Ayşe Öner derseniz... &lt;br /&gt;Ayşe Öner &lt;a href="http://www.ayseoner.com.tr"&gt;şuradaki&lt;/a&gt; kendi sitesinden de görebileceğiniz gibi hayatının ciddi bir bölümünü çocuk-bebek bakımı ile ilgili eğitimlere ve uygulamaya varmiş bir bebek hemşiresidir. International, Alman hastanesi gibi iyi hastanelerin yeni doğan bakım bölümlerinde, kendi işlettiği kreşte, bakıcılığını yaptığı bir sürü bebekte ve tabii aldığı eğitimlerde öğrenip tecrübe ettiklerini şimdi başka hamilelerle paylaşıyor. Hem de bir çok ünlü isme doğum koçluğu yapmış olmasına rağmen bunu hiç de yüksek rakamlar talep ederek yapmıyor! Kendisine başta bir kere ödediğiniz kurs ücretinden sonra &lt;br /&gt;-doğum (doğum nedir, nasıl başlar, doğuma girecek kocalar işinizi nasıl kolaylaştırı nasıl masajlar yapabilirler, nasıl nefes alınıp verişir nasıl ıkınılır) &lt;br /&gt;-bebek bakımı (yeni doğanın özellilkleri, banyo, alt temizliği, huzursuz bebelere bebek masajı, gazlı bebeklere gaz masajı) &lt;br /&gt;-0-8 yaş arası bebek ve çocuklara ilk yardım (tıkandı, nasıl nefesi açılır, koma hali nedir ne yapılır, kalbi durmuş birkaç aylık bebeğe kalp masajı nasıl yapılır, zehirlenme yaralanma yanıklar) &lt;br /&gt;- evde alınacak güvenlik önelmleri, lohusalık, bebeklere yapılması gereken aşılar, emzirme (meme ucu yaraları olmasın diye ne yapılabilir, bebek doyuyor mu nasıl anlarız, anne sütünün faydaları) &lt;br /&gt;-ve hamilelik egzersizleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..gibi daha birrr çok konudaki 11 derse istediğiniz günlerde istediğiniz kadar katılabiliyorsunuz. İsterseniz annenizi, baba adayını veya bebeğe bakacak olan birini getirebiliyorsunuz. Ve bildiğinizi zannettiğiniz pek çok konuda ne kadar da çok püf noktası olduğunu, annelerden duyulan ve memleketimizde uygulanan pek çok şeyin ne kadar yanlış olduğunu öğrenip şaşırıyorsunuz. Yeni doğmuş küçücük bebeğinizi tutmak, evirip çevirmek ve yıkamakla ilgili endişeleriniz, normal doğum ile ilgili korkularınız varsa yeniyorsunuz.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve en önemlilierinden biri, Ayşe Hemşire gibi güler yüzlü, pozitif, ne yaptığını bilen tatlı biriyle, doğumdan sonra da bir derdiniz olduğunda koşup yardım isteyebileceğiniz güvenilir bir profesyonelle tanışmış oluyorsunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulus'taki yerine gidemeseniz de kursta anlattıklarının büyük kısmını oldukça detaylı, resimli anlattığı kitabını almanızı bütün gebeşlere öneririm!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-747067356844570243?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/747067356844570243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/07/dogumun-yaklastgnn-belirtileri-ayse.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/747067356844570243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/747067356844570243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/07/dogumun-yaklastgnn-belirtileri-ayse.html' title='Doğumun yaklaştığının belirtileri - Ayşe Öner'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Skyw8wW9lPI/AAAAAAAAAEw/oSfHW8xOZXo/s72-c/kitap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-1861135806424898199</id><published>2009-07-02T12:25:00.005+03:00</published><updated>2009-07-02T13:51:28.478+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>38. Hafta - Dikişlerim ve ben...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SkyRIwAkRoI/AAAAAAAAAEo/aVWF7usuo6E/s1600-h/hafta+38+copy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 126px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SkyRIwAkRoI/AAAAAAAAAEo/aVWF7usuo6E/s400/hafta+38+copy.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353813636548937346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;38. Haftamız da doldu ve dün (1 temmuz çarşamba) haftalık doktor kontrolümüzdeydik. Bu sefer artık dikişlerimin alınması umuduyla gittik. Haftalar öncesinden doktorumuz dikişleri 38. haftada alacağını söylemişti, hatta bebek 1 hafta-10 gün önden gittiği için belki 37 bile olabilir demişti. Fakat 37. hafta kontrolünde bize plasentayı gösterdi ve normalde doğumdan önce başlayan plasenta "kireçlenmesi" nin bizde daha hiç başlamadığını anlattı. Bu da demek oluyordu ki bebek iri olsa da, önden gitse de onun boyundan posundan başka plasentanın doğuma hazır olması da önemliymiş. Öyle olunca dikişi 38. haftada "bellkiiii" alırım, belki de 39. demeye başladı! &lt;br /&gt;Gerçekten de dün gene avucumu yaladım, dikişlerimle beraber tıpış tıpış eve döndük...&lt;br /&gt;Bu durum (çok anlamlı olmasa da) baya canımı sıktı. Artık eklemlerimin ağrımasından, oturup kalkma, yatma, uyuma eylemlerinin zorluğundan, biraz yürüyünce kızımın kafasını karnımın altında top gibi hissetmekten ve bilumum zorluklardan sıkıldım. Bu kadar zamandır tekmeciklerini yediğim kızımla tanışmak, bir sonraki aşamaya geçmek istiyoruım. Hiç görmemiş olsam da onu özlüyorum. &lt;br /&gt;Bir de tabii asıl sebep, haftalar öncesinden bizde oluşan "bu kız çok aceleci, 40 haftayı hayatta beklemez, Haziran sonu dedin mi gelir" beklentisi. Doktor kontrollerinde de hep bir hafta 10 gün ilerde olunca, 37 de diKiş alınır, en çok bir hafta içinde de doğar diye bir plan yapmıştık kafamızda (ne haddimizeyse!) O yüzden doktor dün beni gene eli boş gönderince sanki normalden daha uzun bir hamilelik yaşıyormuşum gibi hissettim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki artık annem sürekli bende kalıyor, bana arkadaşlık ediyor, yemeklerimizi hazırlıyor bir de gerektiğinde bana şöförlük yapıp ordan oraya gezdiriyor. Bu gezmeler vaktin geçmesine birebir. Evlendiğimiz tarihten bugüne hala değiştirmeye fırsat bulamadığım nüfus cüzdanımı değiştirmeye çalışmak (ancak çalışmak diyebiliyorum çünkü hala işlemleri tamamlayabilmiş değilim!), boyacı çağırıp balkonu ne zamandır istediğim şekilde boyatmak gibi faydalı işlere de giriştik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca geçen hafta doğum yapan arkadaşım Ezgi'yi ve bebeği Defne'yi hastanede ziyaret etme fırsatım bile oldu! &lt;strong&gt;İyi ki doğdun, aramıza hoşgeldin tatlılar tatlısı Defne bebek!&lt;/strong&gt; Kendisi 3,5 kilo kadardı, dolayısıyla karnımda bulunan Deniz'in o sırada ne boyutta birşey olduğunu birebir görmüş oldum :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilo konusu açılmışken; dün itibariyle kızım 3800 gramdı. Haftaya 300 gram daha alacağını  düşünürsek 4100 civarı bişey doğurmam bekleniyor. Normal doğum yapacağım düşünüşürse fazla büyümesi benim açımdan çok da iyi olmuyor! :))  Doktor beni her hafta gördüğünde kahkalarla gülmeye başlıyor, "Ooo Yunt Dağı gibi olmuş bu kız!" veya "Sen iyice Shrek'e benzemişsin" gibi espirilerine güleyim mi ağlayayım mı şaşırıyorum... "Biraz daha dursun, büyüsün, 39. hafta doğması için en ideal haftadır" dedikçe de "yaa tabii, siz doğurmayacaksınız 4 kilodan büyük bebeği, sizin için hava hoş! " diye isyan ediyorum. Ama yapacak bişey yok. Kitaplar, internet, araba gezmeleri vs ile bir hafta on gün daha geçireceğiz. Neyseki doktorumuzun dediğine göre dikişleri aldığı gün bile doğum başlayabilirmiş, çünkü bütün şartlar (bebeğin boyutu ve pozisyonu) doğuma hazırmış. Artık hastane çantamızı arabanın bagajına koyma vakti geldi yani. Hatta dün gece bir ara uyandığımda genelde olan kasılmalara bu sefer adet sancısı gibi bir sancı da eşlik ediyordu ilk defa... &lt;br /&gt;Bir de kocamın ablası bu sabah telefon edip benim durumumdan haberdar olmayan bir tanıdığının kendisinin kahve falına bakıp "çok yakında doğuracak karnı burnuında biri var, çok yakında haberini alacaksın ama doğuma yetişemeyeceksin, çok az zaman kalmış" demesi de bizde "acaba haftaya çarşamba dikişlerin alınmasına kadar durmayacak mı" duygusu uyandırdı.... :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, aldığımız dersi unutmayalım, kendimizi şu zaman doğar diye bir takım tarihlere alıştırmayalım. Zaten en kötü ihtimalle 15 temmuza kadar vakti var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-1861135806424898199?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/1861135806424898199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/07/38-hafta.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1861135806424898199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/1861135806424898199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/07/38-hafta.html' title='38. Hafta - Dikişlerim ve ben...'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SkyRIwAkRoI/AAAAAAAAAEo/aVWF7usuo6E/s72-c/hafta+38+copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7894954662328697819</id><published>2009-06-17T19:02:00.005+03:00</published><updated>2009-06-18T16:20:12.171+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Hafta oldu 36 kızım mı ben mi, hangimiz daha çok büyüdük :)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sjo-9zqy2uI/AAAAAAAAAEY/B7I6dDHb_5k/s1600-h/IMG_7071.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sjo-9zqy2uI/AAAAAAAAAEY/B7I6dDHb_5k/s320/IMG_7071.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348656739018529506" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftaki doktor ziyaretimizi yazmadım çünkü artık haftada bir gitmeye başladığımız kontrollerde çok da büyük bir yenilikle karşılaşmıyoruz. Hep aynı şeyler aslına bakarsınız, sadece kızım bikaçyüz gram, ben ise bir kilo almış oluyoruz. O yüzden gene 2 kontrolde bir bilgi vermek yeter diye düşündüm. (sanki herkes her gün, sabah kalkar kalkmaz "Deniz bebek ve annesi kaç kilo oldular acabaaa" diye merakla bloga bakıyor da!) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, geçen hafta, 35 bitmişti ve kızım 2760 gram civarı görünüyordu. Kafa çapı, göbek çevresi ve bacak boyu, Dr. hangisini ölçse kimi 7 gün kimi 10, hatta 11 gün önde gidiyordu(devam etmeden önce tam burda hep beraber "MAAŞŞŞAALLAAHHH" çekiyoruz)&lt;br /&gt;Ya 2 hafta sonra (24 Haziranda) ya da 3 hafta sonra (1 Temmuzda) dikişleri alacağını söyledi doktorumuz. Bebek nasıl olsa önden gidiyor diye kendisiyle 24 Haziranda alsın diye pazarlık yaptım biraz ama o temmuz başına daha sıcak bakıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün 36.hafta kontrolümüzde kızımız gene 1 hafta-10 gün önde. 3100 gram dolaylarında! Artık prematüre bebek sayılmıyor. (Normalde prematürelikten çıkış 37. hafta kabul ediliyor ama bizimki iri olduğundan şimdiden sınırı geçti)  Ben ise maalesef kızımdan da ileride gidiyorum, şimdiden 20 kilo aldım!!! Eğer kızıcığımın çıkmayacağı tutar da 40- 41. haftaları beklerse kilo almaya devam edip 3 basamaklı kiloları göreceğim diye korkuyorum!!!  Gerçi kendileri kafa aşağıda, çıkışa dayalı şekilde duruyor (5,5 aylıktan beri olduğu gibi!) ama bu illa serklaj dikişlerini alır almaz fırlayacak anlamına gelmiyormuş. Doktorumuzun dediğine göre bazıları böyle çıktı çıkacak şekilde bekler bekler, dikişlerle falan içerde zor tutulur ama dikiş alınınca 2 hafta daha yerinden kıpırdamazmış! Eğer bizim Deniz de böyle yaparsa aramıza baya oyuncu, şakacı, haylaz bir kız geliyor diye düşüneceğim!! :)  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Tabii ki bütün bu "bebek gelmek istiyor, çıkıyor, çıkmıyor, fırlama olacak galiba" gibi konuşmaların aslında saçma olduğunu, çünkü erken veya geç doğmanın çocukcağızın değil annenin rahminin, yapısının vs. sonucu olduğunu hepimiz biliyoruz. Değil mi? Yani kızıma laf söylettirmeeeem ) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse doktorumuz ne yazık ki benim beklentimi boşa çıkardı ve dikişleri kesin 1 temmuzdan önce almayacağını bildirdi. "Hadi şimdi git bir hafta daha büyüt gel bakalım" diyerek beni yolladı. Benim bi hafta erken olsa ümidimin nedeni ise hayatın şu son haftalarda oldukça zorlaşmış olmlası. Özellikle el bileklerim, ayak tabanlarım, akşamları bütün parmaklarımın kemikleri, oturup kalkarken dizlerim acayip ağrı vermeye başladılar. Durum öyle ki... &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Kavanoz açmak&lt;br /&gt; Gazoz açacağı ile şişe açmak&lt;br /&gt; Pimapen pencere-kapı kollarını çevirmek&lt;br /&gt; Sertçe bir şey (bayat ekmek, eski kaşar) kesmek&lt;br /&gt; Deodorant sıkmak&lt;br /&gt; Salata kasesi gibi ağırca şetleri tek elle kaldırmak&lt;br /&gt; Gece ve sabah kalkıp tuvalete gidiip gelmek&lt;br /&gt; Çömelmek...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;...benim için çok acı veren imkansız hareketler oldular. Biraz da yürürsem, veya eğil-kalk yaparsam kızımın koca kafasını rahim çıkışına yaptığı baskıyı hissetmeye başlıyorum. Eh yavrucağın da kafa çapı durmadan büyüyeceğine göre, kendisini doğurmak da git gide zorlaşacak tabii :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, annelik işte bölye bişeymiş arkadaşlar. Bütün bunlara bir hafta daha bir hafta daha, ne kadar gerekirse o kadar daha katlanacağım kızım için. Ama doğup biraz aklı ermeye başladığında sık sık "aah ah ben seni ne zorluklarla 9 ay karnımda taşıdım" gibisinden çileden çıkarıcı başa kakmalar da yapacağım gibi görünüyor :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7894954662328697819?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7894954662328697819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/06/hafta-oldu-36-kzm-m-ben-mi-daha-cok.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7894954662328697819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7894954662328697819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/06/hafta-oldu-36-kzm-m-ben-mi-daha-cok.html' title='Hafta oldu 36 kızım mı ben mi, hangimiz daha çok büyüdük :)'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sjo-9zqy2uI/AAAAAAAAAEY/B7I6dDHb_5k/s72-c/IMG_7071.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-4065182282522315847</id><published>2009-06-07T20:08:00.005+03:00</published><updated>2009-06-09T15:26:07.400+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Komşuluk ne güzel!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Si5UwhNb3vI/AAAAAAAAAEQ/ALFOgfCE3Io/s1600-h/IMG_7092.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 328px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Si5UwhNb3vI/AAAAAAAAAEQ/ALFOgfCE3Io/s400/IMG_7092.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345303000260534002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aslında blogumun yorumlarına, maillerime falan bir göz atıp bilgisayarı kapatmak niyetindeydim. Hafta sonlarını sanal alem yerine kocamla geçirmeyi tercih ettiğimden, internetteki okuma-yazmalarımı daha çok hafta içi onun yokluğuna saklamaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;Ama çalan kapınının ardındaki kişi beni duygulandırdı, mutlu etti ve bekleyen akşam yemeği hazırlıklarına rağmen hemen sıcak sıcak paylaşmak için bu yazının başına oturdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarım saat önce, evimizin sokak tarafına bakan küçük balkonundaki birkaç çiçeği suluyordum. Sokağın karşısındaki bahçeli evde oturan komşumuz bahçesinde asmaların altında mangal yakıyordu. Göz göze gelince el sallayıp selamlaştık, o da bana "buyrun gelin" dedi, tabii usulen. Teşekkür edip afiyet olsun dedim, içeri girdim. Daha önce biz balkona ekmek için kasa kasa çiçek yüklenmiş gelirken tanışmıştık çok bahçe meraklısı olan komşumuzla. O gün bu gündür geçerken iki sohbet eder, genelde çiçek ve bahçe konusunda laflarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O arada zemin kattaki hem komşumuz hem dostlarımız Engin ve Gökçe ile balkondan balkona (balkondan terasa desek daha doğru olur, zira biz 2. katta balkonda, onlar zeminde büyükçe bir terastalar) konuşup yemek planı yapıyorken çamaşır toplamaya çıkan bir alt komşumuza kendisini bulamadıkları için kargonun bize getirdiği bir paketlerinin olduğunu haber verdim. Yukarı gelip paketini aldı, böylece hafif kırık Türkçeli Azeri komşumuzla da ilk kez kısa da olsa muhabbet etme fırsatımız oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle onunla bununla sohbet ederken ve "komşuluk ne güzel şey canımmm" diye kendi kendime düşünürken kapı çaldı. Diyafondan "kim o" ma karşılık bir erkek sesinden "pardon, burada bir hamile bayan oturuyordu, o kaçıncı katta acaba" diye bir karşılık aldım. Dedim "tam isabet, 2. kattayım" Gelen, yakışıklı bir gençti. Karşıdaki bahçesinde mangal yakmış olan komşumuz bir tabak mangalda pişmiş tavuk ve mezeler göndermiş bana meğerse!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E ben daha ne diyeyim, "ev alma komşu al", "komşu komşunun külüne muhtaçtır" falan diyeyim. Haa ha hayyttt, yaşasın iyi komşuluk ilişkileri ve tabii yaşasın hamilelik !! O gökdelen gibi, balkonsuz, komşuluk ilişkisiz, mahallesiz dev sitelerin en lüksüne değişmem valla sokağında çocukların koşup oynadığı, büyük balkonunda domates bile yetiştirdiğimiz, mahalle kültürünün içindeki küçük evimi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, kısa kesip gitmem lazım çünkü zemin kat komşularımız Engin'lerle onların terasında yiyeceğimiz yemeğin hazırlığına yardım etmem lazım... Bir de salata malzemelerini sepetle aşağı sarkıtayım ki onlar da salatayı hazır etsinler :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın da bir kek, börek falan yapıp karşı komşunun tabağını  iade etmeye giderim! Ee, tabak boş geri verilmez di mi ama :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-4065182282522315847?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/4065182282522315847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/06/komsuluk-ne-guzel.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4065182282522315847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4065182282522315847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/06/komsuluk-ne-guzel.html' title='Komşuluk ne güzel!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Si5UwhNb3vI/AAAAAAAAAEQ/ALFOgfCE3Io/s72-c/IMG_7092.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-2378816827247503202</id><published>2009-06-04T13:37:00.004+03:00</published><updated>2009-06-04T15:08:05.729+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Öylesine..</title><content type='html'>Yazılacak konular aklımda birbirini kovalıyor. Ayrıca git gide azalan zamanım, doğumdan önce yapıp bitirmek istediğim bazı şeyleri yetiştiremeyeceğim endişesi yaratmaya başladı. Çok önemli şeyler değil bunlar aslında. Kızımın yatağının başucuna asmak istediğim Nazım Hikmet'in &lt;a href="http://www.siirdostu.com/siirler/11253/nazim_hikmet/vera_uyandi.html"&gt;Vera Uyandı &lt;/a&gt;şiiri için bir resim-illüstrasyon yapmak, bebekler ilk ayda ancak kırmızı, siyah beyazı net görebildikleri için Deniz'in yatağına asılacak bir el yapımı dönence benzeri oyuncak hazırlamak, salondaki kocaman boş duvara asmak üzere başladığım tabloyu bitirmek (bu en zoru! ) gibi şeyler. Biliyorum ki şu an hayatta bir daha kolay kolay yakalayamayacağım bir "boş zaman" yaşıyorum. Benden tek beklenen huzurlu, sağlıklı, mutlu olmam. Benim iyiliğimi çok istediklerinden değil haaa! İçimde büyüyen bebeğimizin de böyle olmasının tek yolu bu olduğu için :) Ben ne kadar iyi (sağlıklı) beslenip sol tarafıma yatıp dinlenirsem bebiş o kadar büyüyor, ben ne kadar mutlu huzurlu olursam o da o kadar iyi hissediyor. Dinlediğim güzel müzikleri o da iyice duyabilsin diye sesini iyice açarak dinliyorum artık. Göbeğimi bol bol okşayıp Deniz'ciğimile bol bol konuşuyorum. O da deli deli hareketleri ve tekmeleriyle karşılık veriyor. Bunu hissetmek ne müthiş birşey! Doğduktan sonra göbeğimdeki sürekli gerginlik hissi, eklemlerimdeki ağrılar, ağırlık taşıyor olma hissi gibi şikayetlerim bitiverecek diye seviniyorum ama bu içimdeki hareketleri özleyeceğimi de hissediyorum.&lt;br /&gt;Kocam eve erkenden geliyor, kedi gibi yanımıza kıvrılıp kızımızla konuşuyor o da. Bir kucaklayışta hem beni hem kızını sarmalayabilmenin çok güzel ve babalara özel bir şey olduğunu söylüyor :) Bir de tabii o sıkıcı toplantılarda ter dökerken ben evde keyif yaptığım için "&lt;em&gt;oohh, hamilelik ne kebap işmiş, ben de hamile olmak istiyorum yaa!"&lt;/em&gt; diyor arada bir :) Çocukluğumdan beri hamileliği ve anneliği seveceğimi biliyordum ve kendi kendime "iyi ki kız olarak doğdum, böylece büyüyünce hamileliği, doğumu, anneliği yaşayabileceğim" diye düşünürdüm. Erkekler alınmasın ama şimdi bunun için daha da çok şükrediyorum. Benzer duygularla doğumumu da normal olarak yapmak, hatta eğer mümkün olursa, çok ihtiyaç duymazsam uygun nefesler ve kocamın desteğiyle ağrı kesici bile almamak istiyorum. Anne annlerimiz, babannelerimiz, annelerimiz bizi nasıl doğurdularsa öyle. En doğal şekilde, her anını yaşayarak dünyaya getirmek isterim kızmı, eğer tıbbi bir engel olmazsa tabii...&lt;br /&gt;İşte böyle, günlerimi yeni yeni keşfettiğim ve acayip zevk aldığım bloglar aleminde bir sürü ilgili-ilgisiz şey okuyarak, dinlenerek, kızımla iletişim kurmaya çalışarak geçiriyorum. Bu yalnızlık ve sükun hali ilginç bir şeklide kendi içime bir dönüş hali yaratıyor bende. Tarifi zor bir duygu, bir nevi "farkındalık" . Keşke herkes bu büyülü süreci yaşayabilse. Bu büyülü süreci de böyle benim gibi rahat, stressiz, minimum fiziksel sıkıntıyla, dünyevi koşuşturmadan ve dertlerden uzak geçirebilse.&lt;br /&gt;Bütün hamilelere ve hamile olacak olanlara dileğim budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-2378816827247503202?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/2378816827247503202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/06/oylesine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2378816827247503202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2378816827247503202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/06/oylesine.html' title='Öylesine..'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-8744772862708187419</id><published>2009-06-03T16:10:00.014+03:00</published><updated>2011-08-19T12:58:54.279+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Çılgınca Puset  Arayışım Sona Erdi (mi?) :)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SiamVlBSRCI/AAAAAAAAAEA/oo8ipi-MjEI/s1600-h/Untitled-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343140897566639138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 445px; CURSOR: hand; HEIGHT: 137px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SiamVlBSRCI/AAAAAAAAAEA/oo8ipi-MjEI/s400/Untitled-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hikayeye en baştan başlayacak olursam, aslında biz abimlerin kızından kalma puseti ve anakucağını kullanmayı düşünüyorduk. O dönem sakin sakin "alırız puseti, kılıfını çıkarır yıkar, tekerlerini falan gerekiyorsa yağlam mağlar kullanırız nolcak" diye düşünüyorduk. Hatta böyle bir masrafımız olmayacak diye de kendimizi şanslı hissediyorduk. Herşey annem ve babamın (yani müstakbel anneanne ile dedenin) "ilk torunumuza almıştık, bu torunumuzun da bebek arabası bizden hediye!!" şeklindeki duyurusu ile başladı. Biz araştırıp istediğimiz modeli bulacaktık, onlara bildirecektik, gerisine karışmayacaktık. Eh, biz de tabii seve seve kabul ettik ve bundan sonra benim geceleri kabuslar gördüren araştırmalarım başladı :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle tasarımla alakalı bir iş yapmamın ve modern görünüşlü "tasarım" objelerini sevmemin sonucu şu 3 tekerlekli modeller dikkatimi çekti. Bunların arka tekerlekleri büyük, çoğunda dolgu değil şişme, ön tekerler daha küçük oluyor. Bazıları da 4 tekerlekli ama boyut vs olarak aynı mantık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak bunları mercek altına aldım, ve gördüm ki sürüş keyfi açısından gerçekten de klasik 4 küçük tekeri olanlara göre çok öndeler. Farkı bir alışveriş merkezinin zemininde bile hissedebiliyorsunuz, demek ki İstanbul'un yamuk yumuk parkeli kaldırımları, delikli engebeli yollarında bunlarda çok rahat edileceği kesin! Zaten tasarımcıların bu tipe yönelmesinin bir amacı da (artistik görüntüsünden başka:) kaldırımları kolay inip çıkmak. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki bu tip modeller arasında yaptığım onnnnlarca açma-kapama denemesi sonucu gördüm ki bunların en büyük handikapı gerçekte çok pratik katlanmamaları ve katlandıklarında baya çokça yer kaplamaları, ayrıca bir de büyük tekerlek ölçülerinden dolayı ağır olmaları. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Çok popüler olan ve bu yüzden "bu kadar insanın bir bildiği vardır herhalde" mantığıyla baktığım Chicco 4 tekerlekli pusetlerde beni rahatsız eden tek şey ana kucağının puset iskeletinden sökümünün yeterince pratik olmayışıydı. Kullanımını gösteren mağaza çalışanları bile (genç erkekler olmalarına ve bu işlemi çok kez yapmış olmalarına rağmen) bu aşamada zorlanıyordu. Ana kucağının taşıma kolunun pozisyonunu değiştirmek için de komple iskeletten ayırmak için de iki elinizle birden yanlardaki düğmelere bastırmanız ve aynı anda büyük yuvarlakları kavrayıp bilekten bir çevirme hareketi yapmanız gerekiyor. Bu bana çok kullanışsız geldi, çünkü sonuçta ilk 6 ay (satıcılara sorarsak ilk 9-12 ay, tecrübeli annelere sorarsak 4-5 ay) kullanacağımız ana kucağı ile gezmelerde en az 2 kere bu işlemi yapmamız gerekecek. (Biri arabadan inince puset iskeletinin üzerine oturtma, bir de dönüşte iskeletten sökme ve iskeleti katlayıp bagaja koyma). &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Demek ki ana kucağının çok pratik şekilde takılıp sökülmesi ve iskeletin kolay katlanması benim için ilk bakılacak özellik olacaktı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Araba bagajımızın büyük olacağını düşündüğüm için (bir yandan kızımıza araba seçerken bir yandan da kendimize uygun bir SUV arıyoruz da!) katlanınca yer kaplama; güçlü bi kadın olduğum, evimiz de çok yüksek katta olmadığı için ağırlık problemlerini önemsemedim.&lt;br /&gt;Bir önemli noktanın da pusetin ittirme kolunun tek parça olmasıymış anladım. Çünkü bu özellik puseti tam orta noktadan tek elle ittirmenizi ve tek elle rahatça idare etmenizi sağlıyor. Düşünsenize, bir elinizle cep telefonuyla konuşarak yürümek, bir elinizle büyümüş olan ilk çocuğunuzun elini tutup ikinciyi pusette ittirmek başta olmak üzere tek elle sürmek isteyeceğiniz pek çok durum olacaktır!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu düşüncelerle geçtiğimiz ilk etap sonucu  &lt;a href="http://www.e-bebek.com/Concord-Neo-Travel-Sistem-Bebek-Arabasi-ProdID85923.html#Tab"&gt;Concord Neo&lt;/a&gt; adlı model bizi kalbimizden vurdu. Hem tasarımı, renkleri ve büyük arka tekerlekleri ile çok güzeldi, hem sürüş keyfi mükemmeldi, hem tek elle kontrol edilebiliyordu, en güzeli de ana kucağının kolunun pozisyonunu değiştirmek ve komple yerinden sökmek tek elle , hatta tek parmakla yapılabiliyordu! Ana kucağı&lt;br /&gt;ile kullanımı diğer bütün modellere göre o kadar kolaydı ki hemen "işte budur" dedik. Daha büyük çocuklarla kullanılan oturma ünitesi de kolayca çıkartılabiliyor ve iki yönlü kullanılabiliyordu (arkaya veya öne bakar şekilde). Mağazadan içimiz rahat çıktık, "kararımızı annemlere bildirelim, oh oh ne kadar da kolay aradığımızı bulduk" diyorduk.&lt;br /&gt;Fakat hikaye daha bitmemişti. Gittiğimiz yerlerde özellikle de alışveriş merkezlerinde ne kadar çok bebek arabası olduğunu daha önce fark etmemiş olan ben, geleni gideni, genelde bebek arbalarını nasıl kullandıklarını, ne boyutta çocukların ana kucağında ne boyuttakilerin pusette oturduklarını falan incelemeye koyuldum. Gördük ki pazar araştırması gerçekten de çok önemliymiş :) Mesela benim hiç önemsemediğim içine çok şey alan alt file konsu önem kazandı. Gördüm ki insanlar bebeğin yedek battaniyesi vs yanında kendi ellerindeki ceket, paket vs. yi de oraya tıkıyorlar. Sonra gördüm ki bebekler biraz büyüyünce insanlar genellikle McLaren marka, çok küçük ve hafif baston pusetlere geçiş yapıyorlar. Demek ki baştan kolay katlanır, hafif, hantal olmayan bir puset alıp sonradan hemen ikinci bir "hafif baston puset" daha almaya gerek kalmamasını sağlayabiliriz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;"Oturduğum yerden izleme" aşamasını hızlı geçmem, ilgimi çeken pusetlerin sahiplerini peşlerinden koşmak pahasına yakalayıp bütün şirinliğimle "pusetinizden memnun musunuz" şeklinde sorgulamaya başlamam çok sürmedi. Doğrusu çok faydalı olduğunu söyleyemeyeceğim, çünkü kimse kullandığı (bi sürü de para verdiği) ürünü kötülemek istemez. Herkes memnun, herkes memnun! Ama insanların baston pusete "diğerinin ağırlığından ve zor açılıp kapanmasından bıktıkları için" geçiş yaptıklarını, ve bunların 4 küçük tekerleğiyle de gayet rahat her tür İstanbul kaldırımında gezdiklerini öğrendim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yavaş yavaş arka tekerleği büyük 4 veya 3 tekerlilerden daha kolay katlanan, daha hafif, daha pratik bişeylere doğru kaymaya başladım.&lt;br /&gt;Bir gün bir Joker mağazasında karşıma &lt;a href="http://www.bebeconfort.com/collection-2009/UK/prom_choisir.htm"&gt;Bebe Confort &lt;/a&gt;diye duymadığım (aslında iyi bir Fransız markasıymış) bir markanın &lt;a href="http://www.bebeconfort.com/collection-2009/UK/prom_poussette_loola_up.htm"&gt;Loola-up &lt;/a&gt;modeli çıkıverdi. 4 küçük tekerlekli olmakla birlikte avantajları ve kolaylıkları say say bitmez:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her modelde ön tekerlerin yönünü sabitlemek için o tekerlerin hemen üzerindeki düğmeye basmak için yere eğilmek gerekiyor, Loola-up'ta iskeletin üzerinde hiç eğilmeden ulaşılan düğmelere basmak yeterli.&lt;br /&gt;Ana kucağını tek elle çok kolay takıp çıkarabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;Baston pusetler gibi küçücük olacak şekilde katlanıyor, üstelik müthiş kolay bir şekilde.&lt;br /&gt;İtme kolu tek parça, yani tek elle kullanıma uygun.&lt;br /&gt;Altında kocaman rahat kullanılan bir filesi var.&lt;br /&gt;Ana kucağını arabaya sabitlemek için de her seferinde emniyet kemerini etrafından dolamanıza gerek yok, arabaya bir kez monte ettiğiniz bir bazası var, ana kucağı üzerine pıt diye tek hareketle oturuyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yani bütün ihtiyaçları karşılayan tek bir tasarım. Üstelik pusette bebeğin oturduğu kısım yazlık veya kışlık olarak çift taraflı kullanılıyor, hem mevsime uygun kumaş, hem de iki farklı renk olmuş oluyor. Genişçe olması da bebeğin büyüse de kilolu da olsa rahatça içine sığmasına ve yatıp uyumasına uygun.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben tabii bütün bu pratikliğe rağmen ilk başlarda görüp etkilendiğim, tasarımı daha çok hoşuma giden ve sürüş keyfi çok daha yüksek olan Neo Concord alternatifini de aklımdan atmamıştım. Bir süre daha bu ikisi arasında gidip geldim, internette konuyla ilgili yabancı forum sitelerini okudum, demo videolarını izledim, konuyla ilgili bi sürü rüyalar gördüm ve sonunda kocamın ve anne babamın da oylarının baskınlığı ile Bebe Confort Loola-Up'a karar verdim!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kocamın "ben kendimize araba bakarken bile bu kadar araştırma yapıp bu kadar kafaya takmadım, deli misin" diye dalga konusu oldum ! (Hatta bir ara kendisiyle bebek arabası seçmenin normal araba seçmekten daha zor olduğu konusunda fikir tartışması bile yaptım:)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Siak2IjKzYI/AAAAAAAAAD4/nvF20tH2ae4/s1600-h/LOOLA+UP.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343139257836555650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Siak2IjKzYI/AAAAAAAAAD4/nvF20tH2ae4/s400/LOOLA+UP.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Şimdi sadece &lt;a href="http://www.bebeconfort.com/collection-2009/UK/prom_poussette_loola_up_coloris.htm"&gt;rengini&lt;/a&gt; seçmem gerekiyor ki o artık sorun değil (mi acaba? ) :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;SONUÇTA BEBEK ARABASI SEÇMENİN PÜF NOKTALARI:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Tekerlek boyutu konusunda hayat tarzınıza göre karar verin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yani doğaya sık sık giden, patikalarda kumda çakılda sık sık arabayı ittirecek olan bir aile misiniz yoksa daha çok şehirde mi gezeceksiniz? (gerçekçi oluuunnnnn)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Eviniz üst katlarda ve asansörsüz mü? Haififliğe önem verin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Arabanızın bagajına tek başına değil, yaklaşık 2 valiz ve bir çantayla beraber sığmasına dikkat edin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Ana kucağının iskelete ve araba koltuğuna bağlanma-sökülmesi pratik olsun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Boyunuz uzunsa dikkat edin, bazı pusetlerin ana kucağıyla kullanımı çok alçak. Mesela gayet güzel bi araba gibi görünen &lt;a href="http://www.buggy.de/products/buggster-s.html?L=1"&gt;TFK Buggster &lt;/a&gt;benim diz hizzamda kaldı!! (boyum 175 cm) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Nasıl bir hayat tarzınız olursa olsun pusetin alt filesi büyük ve kullanışlı olsun. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Bence tek elle sürülebilen (yani itme kolları tek parça olarak birleşen) birşey olsun. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Tabii ki bebeğin rahatı ve güvenliği ön planda olmalı! Bazı modellerde 2 yaşında irice bir çocuk nasıl rahat eder hayal bile edemiyorum!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Ve sonuçta siz bunu biraz da kendinize alıyorsunuz. Tipini, görünüşünü rengini beğenmeniz ve içinizin ısınması da önemli : ) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Not.&lt;/span&gt; Bu arada 2000 dolarları falan bulan &lt;a href="http://www.orbitbaby.com/products/stroller.html"&gt;Orbit&lt;/a&gt; veya &lt;a href="http://www.bugaboo.com/"&gt;Bugaboo&lt;/a&gt; gibi çok pahalı (bize göre) modelleri araştırmama hiç dahil etmedim. Ama onların da gerrrçekten bütün ihtiyaçlara cvp verir rahatlık ve pratiklikte olduklarını duydum, Orbitin öyle olduğunu kendi gözümle deneyerek de gördüm. Ayrıca bu Orbit denen ABD tasarımı arabanın ABD'den bütün aksesuarları dahil 800 dolara alınabildiğini öğrendim. Böyle bir imkanı olanlar değerlendirsin derim! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Araştırma yaparken faydasını gördüğüm yabancı forum ve tanıtım videosu siteleri için &lt;a href="http://www.babyworld.co.uk/information/products/"&gt;buraya&lt;/a&gt; veya &lt;a href="http://www.netmums.com/coffeehouse/house-garden-194/parent-child-products-toys-equipment-498/"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklayın.  &lt;a href="http://www.youtube.com/results?search_query=kiddicare"&gt;Burada &lt;/a&gt;da Kiddicare diye bir sitenin nefis tanıtıcı videolarını bulabilirsiniz (tabii You Tube yasağını delebilenlere! )&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Loola Up'ı 3 ay kullandıktan sonra izlenimlerim:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artıları:&lt;br /&gt;- Katlanma açılma kolaylığından ve az yer kaplamasından çok memnunum.&lt;br /&gt;- Tek parça tutma kolu olduğu için tek elle kolayca ittirilme özelliği gerçekten işe yarıyor.&lt;br /&gt;- Kolunun iki yanında poşet vs asma yerleri var. Çok kullanışlı, alışvarişimi yapıp poşetleri oralara dengeli olarak asıp gezmeye devam edebiliyorum.&lt;br /&gt;- Ana kucağının tek elle takılıp çıkarılması, taşıma kolunun tek elle hareket ettirilmesi çok kullanışlı oldu.&lt;br /&gt;- Alt sepeti oldukça geniş, yedek battaniyeler, benim uzun kollum vs çok şey sığıyor, ellerim boş kalıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eksileri:&lt;br /&gt;- Joker'de satılıyor ve Jokerin servisinden hiç memnun değilim. Ana kucağının taşıma kolunda bir arıza oldu, tek elle hareket ettirmeyi sağlayan sistem çalışmıyor, iki taraftaki düğmeye aynı anda basmak gerekiyor. Joker mağazasına gittim, anakucağını alıp teknik servise gönderebileceklerini söylediler. Yaklaşık 1 hafta sürermiş geri gelmesi. Eee dedim bir hafta boyunca ben bebeğimi arabaya nasıl bindireceğim, dışarı nasıl çıkaracağım. Cevap yok. Bana bir haftalığına temin edebilecekleri bir ana kucağı yokmuş, yani "bize ne ne yaparsan yap" şeklinde bir tutum!&lt;br /&gt;- Arnavut kaldırımlarında ve çok bozuk asfaltlarda (ki bunlar İstanbul'da ne kadar çokmuş, daha önce insan dikkat etmiyormuş) biraz sarsılıyor. BU da küçük tekerlerin dezavantajı. Bazen bütün dezavantajlarına rağmen büyük şişme tekerlilerden mi alsaydım diye düşündüğüm oluyor.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMA GENEL OLARAK BAKTIĞIMDA ÇOK MEMNUNUM DİYEBİLİRİM :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Loola Up'ı 2 YIL kullandıktan sonra izlenimlerim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Evet şimdi 2 yılı doldurduk seçtiğimiz puset ile.. Hala memnun musunuz sorusunun cevabı genel anlamda "evet". Ama artıları ve eksileri var tabii. Mesela: Evet anne kucağı kullanırken ve arabaya da bu anakucağını bağladığımız dönemde gerçekten rahat ettim, anakucağı montaj-demontaj çok rahat, anakucaksız şskletşn katlanması rahat ve az ye kaplıyor. Ama normal pusete geçtikten sonra katlanma işlemi biraz daha zorlaşıyor.&lt;br /&gt;Bana son zamanlarda çok ağır ve hantal gelmeye başladı. Yani bu puseti katlamak arabanın bagajına kaldırıp koymak veya merd. indirip çıkarmak çok zor gelmeye başladı. "eskiden nasıl da rahat indirip kaldırıyordum, ben mi yaşlanıyorum" dedimse de sanırım baston pusete alim alıştığı için :) Sonradan abimin kızının kullanmadığı baston pusetine geçtik (yaklaşık 1 bucuk yaşta) - McLaren marka. İncecik, hafif, şamsiye gibi as omuzuna gez. En önemli dezavantajı, arkası yatmıyor. ikincisi o kadar hafif ki Deniz içinde yokken arkasına çantanızı asarsanız puset geriye devriliyor! Bir de şu gerçek var ki yere yakın ve daha az rahat bastondansa Deniz hala büyük kırmızı pusette oturmayı tercih ediyor! Ona hak vermemek zor çünkü kendi puseti daha geniş, daha yüksek, daha yumuşak.&lt;br /&gt;Teknik olaraksa pek sorunu yok pusetimizin, ama bazen freni takılmaya başladı. Fren yaptıktan sonra fren kilidini açamıyorum, baya uğraştırıyor. Onun dışında merdiven inip çıkarken (içinde Denizle beraber) iskelet yaylanıyor, gıcırdıyor falan ama sanki bu yaylanma hareketi ona bir esneklik ve sağlamlık veriyor gibi. Kırılmıyor,bükülmüyor sadece esniyor. :) Yani ağır ve hantal olduğunu düşünmek dışında bir problem yaşadığımı söyleyemem. Hala tavsşye ederim, eğer daha hafif bir adayınız yoksa :)&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-8744772862708187419?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/8744772862708187419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/06/clgnca-puset-araysm-sona-erdi-mi.html#comment-form' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8744772862708187419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8744772862708187419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/06/clgnca-puset-araysm-sona-erdi-mi.html' title='Çılgınca Puset  Arayışım Sona Erdi (mi?) :)'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SiamVlBSRCI/AAAAAAAAAEA/oo8ipi-MjEI/s72-c/Untitled-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-503042406582804768</id><published>2009-06-02T13:14:00.003+03:00</published><updated>2009-06-02T13:31:18.246+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Son durum, hafta 33</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SiT_XP2WJrI/AAAAAAAAADY/q5tp7iCtDy0/s1600-h/IMG_7060.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342675832824800946" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 188px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SiT_XP2WJrI/AAAAAAAAADY/q5tp7iCtDy0/s200/IMG_7060.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gene günü geldi, gittik doktorumuzu görmeye. Daha da doğrusu kızımızı görmeye :) Hanfendi hızlı büyümesine aynen devam ediyor, 2 haftada nerdeyse 500-600 gram almış, 1900 lerden 2400-2600 arası bi yere gelmiş! Eh, 2,5 kilo doğan normal bebekler bile var. Yani kızım çıkış gününe git gide daha da hazır oluyor. O kendini fiziksel olarak hazırlarken ben de kendimi psikolojik olarak hazırlamaya çalışıyorum. :) Programa göre temmuz başında doktor rahmimdeki dikişleri alacak, sonra da artık kırmızı alarmda olacağız. Bir iki gün içinde de olabilir doğum, 2 hafta içinde de... Doğrusu o heyecanlı bekleyiş günlerinin bir an önce gelmesini istiyorum. Hem artık ağırlaşan yüküm, ısınan havalar, şişen ve ağrıyan eller-ayaklar-bilekler-dizler günlük hayatımı zorlaştırıyor, hem de o tekmeleyip duran ayacıkları artık tutup tutup öpebilmek istiyorum! Ama tabii öncelik bebeğimizin gelişimini tamamlaması ve sağlıklı olması. O yüzden ne kadar gerekiyorsa beklenecek!&lt;br /&gt;Bu son kontrolde doktor ultrasonla bizimkinin yüzünü buldu, önden güzel görüntüler alıp bize o minik suratı göstermeye çalıştı. Kordonu tam yüzünün önünde olduğu için tam net bir görüntü alamsak da dudaklarını ve burnunu çok net görebildik. Ağzını açıp açıp kapatıyordu, doktorun dediğine göre emme refleksi gelişmiş olduğundan emme hareketi yapıyormuş :) Burnu da minicik delikleri olan minicik bi tümsek olarak çok şirin görünüyordu. Yalnız gözleri değil göz çukurları koyu koyu göründüğü için o kısım biraz korku filmi gibiydi :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çok da önemli değil, nasıl olsa çok yakında kendisiyle bizzat tanışacağız :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-503042406582804768?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/503042406582804768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/06/son-durum-hafta-33.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/503042406582804768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/503042406582804768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/06/son-durum-hafta-33.html' title='Son durum, hafta 33'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SiT_XP2WJrI/AAAAAAAAADY/q5tp7iCtDy0/s72-c/IMG_7060.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6043574989615893469</id><published>2009-05-28T12:07:00.002+03:00</published><updated>2009-05-28T12:28:35.728+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezmek Tozmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Buena Vista Social Club ve koca göbek</title><content type='html'>31. haftamızda doktor yasakları hafiften ortadan kaldırır kaldırmaz, hem de hemen o akşam, aylar öncesinden bilet aldığımız Buena Vista Social Club konserine koştuk! Konser İstanbul Santral'de olaacaktı. Hani şu Bilgi Üniversitesi'nin en ünlüsünden birkaç mimarımıza tasarlattığı eski elekrik santralinden bozma konser-sergi vs salonları. Daha çnce sadece bir kez gece vakti bahçesindeki barda arkadaşmın doğum gününü kutlamıştım, eşim ise hiç gitmemişti dolayısıyla oranın şartlarıonı falan tam bilmiyorduk giderken. İnternet adresinden baktığımız krokiye ve "otoparkımız mevcuttur" ibaresine güvenerek arabamıza binip gittik. Hakkten yeri kolayca bulduk, fakat içeri ulaşmamız hiö de kolay olmadı! Giriş kapısına uzanan yaklaşık 200 metrelik yol, daha girişinden itibaren arabalarla doluydu ve çook yavaş ilerliyordu. Aıl kapıya yaklaşıp önümüzde 4-5 araç kalınca ilerleyiş tamamen durdu. Eli telsizli iri kıyım, öfkeli bir görevli bizim gibi bekleyenlere "otoparkımız doldu, içeri alamıyoruz" diye bağırıyordu. Aman ne güzel.. En yakın nerelerde park yeri bulabileceğimizi sorduk ki 3-4 km ilerdeki yerlerden  bahsetti..  E iyi de, ben ordan yürüyemezdim ki! Biz en öndeki arabalar olarak güçlerimizi birleştirip biraz dır dır etmek süretiyle kendimizi içeri aldırdık. Bir de baktık ki içerideki gepgeniş yolların kenarlarına bi sıra araba alsalar hem kapıda bekleyenlerin hepsi içeri sığar, hem de içerdeki yollar tıkanmaz.. Neden bunu o kadar zaman düşünemediler de kapıda bi sürü insanın sinirini gerdiler ve yarım saat beklettiler anlamadık! Neyse, sonuçta aracımızı terk edip konser alanına doğru yürüdük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bir küçük şaşkınlığı da konserin açık hava olduğunu görünce yaşadık . Bizim gibi orada ilk kez konsere gelen bir kısım insanın daha üşümekten şikayet ettiklerini duyduk ve gördük. EEh, tarih de doğrusu henüz açık hava akşam konseri dinlemeye çok müsait havaların olduğu bir tarih değildi. Gene de "müzik bizi ısıtır şimdi" diyerek yerimizi bulup oturduk..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buena Vista Social Club'dan geriye sadece kırış kırış 4 amca kalmış. Onlar da ekibin izmen tanınan as elemanlarından değil. Ama gene genç-yaşlı yeni ekiple 12-13 kişiye tamamlanmışlardı. Müzik gerçekten de iç ısıtıcı ve kanımızı kaynatıcıydı. 2-3 parça sonra sağda solda dans eden çiftler de belirmeye başladı. Müziğin bütün güzelliğine rağmen  arkası dik plastik sandalyelerin rahatsızlığına ve üşümeye ancak bir saat kadar dayanabildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten kalkıp iki salsa yapamayınca  bu müziğin tadı da çıkmıyor be arkadaş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yükümden sağ salim kurtulayım, yaz bitmeden bir tekrarını yapmak şart!&lt;br /&gt;Bu sefer bol salsalı olarak!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6043574989615893469?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6043574989615893469/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/buena-vista-social-club-ve-koca-gobek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6043574989615893469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6043574989615893469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/buena-vista-social-club-ve-koca-gobek.html' title='Buena Vista Social Club ve koca göbek'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6623351161248127993</id><published>2009-05-12T19:00:00.003+03:00</published><updated>2009-05-28T12:01:01.105+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>31. Hafta Kontrolü - Detaylı Ultrason</title><content type='html'>Yiihhuuuuuuu!!! Bugün gene kızımızla randevumuz vardı. Ve daha da iyisi detaylı ultrasonu yapıldı, bitin iç dış organları kontrol edildiii, ve herşey gayet yolunda görünüyooorrrrrrr!! Hanfendi 2 hafta önce 1500 gram civarıydı, bugün 1920 gram civarı çıktı. Kemik boyu ve kilosu bir hafta önden gidiyor, pek mutluyuz, gururluyuz. Herhalde benim bi süre yatalak olmamın ve bol istirahatin en iyi yanı bu oldu. Bol bol göbeği sola devirip yatmam sayesinde kız hızlıca gürbüzleşti. Ben de ilk 2 haftada çok gürbüzleşmiştim ama neyse ki hız kesti benimki :)&lt;br /&gt;Bu arada dünden beri yeni yeni hissettiğim göbek altına, sol kasığıma doğru hissettiğim tekmelerin yumruk olduğunu anladık, elleri ordaymış onlarla itekliyormuş beni!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar gene çok duygusallaştım. Bir duygusal film izlemeye kalkışmayayım, veya bir fotoğraf, reklam filmi, yavru hayvanları ve annelerini gösteren belgesel bile yeter... Ağlarım da ağlarım :) Sevgilim artık alıştı, eskisi gibi panik olup 'ne oldu' diye sormuyor bile, hiçbir neden olmasının şart olmadığını biliyor :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hay allah, geçen kontrolden sonra izin çıkınca nereye gittiğimizi yazacaktım sonraki postta ama araya anneler günü ve kontrol girince kaynadı... Bi dahakine vallahi anlatacağım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6623351161248127993?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6623351161248127993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/31-hafta-kontrolu-detayl-ultrason.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6623351161248127993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6623351161248127993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/31-hafta-kontrolu-detayl-ultrason.html' title='31. Hafta Kontrolü - Detaylı Ultrason'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-5637023613660338659</id><published>2009-05-10T19:44:00.003+03:00</published><updated>2009-05-10T19:48:26.922+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Bu Da Ben Yazarken Yanımda Horlayan Kocama :)</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Baba oluyorsun, baba!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Yan yatıp horlamaya benzemez!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Seni de sabaha karşı ayağa dikecek kızın.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Beni şimdiden dikiyor, o ayrı..&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Sen de tutacaksın o minicik elleri,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Benim ellerimi tutmaya benzemez!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;O güldü mü gülecek, ağladı mı ağlayacaksın sen de, &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;O gülüş başka hiçbir gülüşe benzemez! &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Sevgilim, kocam,hayat arkadaşım, bir tanem!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Herşeyi paylaştık, sıra geldi en güzeline!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Bir elinden sen tutacaksın, bir elinden ben, &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Kız babası oluyorsun hem de!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#3333ff;"&gt;&lt;em&gt;Başka hiçbir şeye benzemez!!!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-5637023613660338659?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/5637023613660338659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/bu-da-ben-yazarken-yanmda-horlayan.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/5637023613660338659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/5637023613660338659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/bu-da-ben-yazarken-yanmda-horlayan.html' title='Bu Da Ben Yazarken Yanımda Horlayan Kocama :)'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6534865195217938041</id><published>2009-05-10T19:40:00.002+03:00</published><updated>2009-05-10T19:44:45.322+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>20 Yıl Sonraya...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Doğacaksın&lt;/strong&gt;      (ne kadar da az kaldı!) &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;Seninle yeniden doğacağım. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;Büyüyeceksin &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;Eski ölçülerime döneceğim. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Konuşacaksın&lt;/strong&gt;     (ilk anne mi diyeceksin?)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;Dinlemeye doyamayacağım &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yürüyeceksin&lt;/strong&gt;  (bana doğru mu?)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;Bekliyor olacağım &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Düşeceksin&lt;/strong&gt;      (çok acımasa canın !)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;Elinden tutup kaldıracağım &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Gerçekten büyüyeceksin&lt;/strong&gt;      (çok acıtmasalar canını!)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;Elimden çok birşey gelmeyecek. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yuvadan uçacaksın&lt;/strong&gt;          (çok uzağa olmasa!)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#ff6600;"&gt;&lt;em&gt;Ah ah, ben ne yapacağım?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6534865195217938041?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6534865195217938041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/20-yl-sonraya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6534865195217938041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6534865195217938041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/20-yl-sonraya.html' title='20 Yıl Sonraya...'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3516931776424958268</id><published>2009-05-10T15:20:00.002+03:00</published><updated>2009-05-10T19:50:51.536+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Sen Doğunca...</title><content type='html'>&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Sen doğunca ne yapıcam?&lt;br /&gt;Herhalde salya sümük ağlıycam!&lt;br /&gt;Öyle diğer anneler gibi 2 şık gözyaşı değil hem de,&lt;br /&gt;Kendimi tutamıycam,&lt;br /&gt;Rezil olucam! Rezil olucam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ayacıkları artık içimde hissetmiycem!&lt;br /&gt;Ama tutup tutup öpebilcem,&lt;br /&gt;Pembe bezelyelerin her birini tek tek hem de!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çişinle kakanla da uğraşıcam,&lt;br /&gt;Biliyorum, uykumdan da olucam,&lt;br /&gt;Ama sen benden bir parça olcaksın, BİZDEN hem de!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan öte mucize olabilir mi?&lt;br /&gt;İnsan daha çok değişebilir mi?&lt;br /&gt;Başka bir canı daha çok sevebilir mi?&lt;br /&gt;Sevdim bile, daha da çok sevicem,&lt;br /&gt;Anne olucam! Anne olucam! &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3516931776424958268?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3516931776424958268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/sen-dogunca.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3516931776424958268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3516931776424958268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/sen-dogunca.html' title='Sen Doğunca...'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3180877296553077518</id><published>2009-05-10T14:50:00.003+03:00</published><updated>2009-05-10T19:40:10.019+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>İlk Anneler Günüm :)</title><content type='html'>Tam olmasa da içimde taşıdığım ve doğmasına az kalmış olan bebeğimle ben de artık anne sayılıyorum!&lt;br /&gt;Telefonlar ilk kez benim için çalıyor bugün.&lt;br /&gt;Çok özel bir gün yaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün annelerin ve anne adaylarının Anneler Günü kutlu olsun. Hepsiyle harika bir duyguyu paylaşıyoruz biz. Umarım bu duyguyu tatmak bütün kadınlara kısmet olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah çok sık olmayan birşey oldu.&lt;br /&gt;Sabahın 6 buçuğunda tuvalete kalkmışken bu pijamanın da belinin daralmaya başladığını hissettim. Hemen ardından 2-3 gün sonra 32. haftaya girecek olduğumu fark ettim. Ve birden bir heyecan yükseldi içimde.&lt;br /&gt;Yattım yatağa ama uyumak ne kelime, bir duygu selidir başladı sabaha sabah.&lt;br /&gt;Duygular rahat vermeyince, çok sık yapmadığım birşey yaptım.&lt;br /&gt;Kağıda kaleme sarılıp hepsini şiire döktüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Kızım ve ben büyüyoruz,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Bir de içimdeki heyecan.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İçimdeki Deniz, deniz değil bir okyanus, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Hayatımızı kaplayacak.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;O tertemiz, boş bir sayfa,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Beni anne, bizi aile yapacak.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Biz yarı yazılı iki kitap,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Bundan sonra her sayfamızda onun izi olacak...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Denizin tuzu gibi,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Suyun huzuru gibi,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İçimize işleyip sarıp sarmalayacak...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Deniz gibi derin, engin ve zengin olsun!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Renkse renk,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Dalgaysa dalga, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Gizemse gizem,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Herşeyin en güzeli benim kızımda olsun!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Tomurcuğum, miniciğim, gonca gülüm büyüyor,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Bir de ah, o içimdeki heyecan!!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3180877296553077518?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3180877296553077518/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/ilk-anneler-gunum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3180877296553077518'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3180877296553077518'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/ilk-anneler-gunum.html' title='İlk Anneler Günüm :)'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6331692219167046443</id><published>2009-05-07T12:00:00.003+03:00</published><updated>2009-05-07T12:44:24.893+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>29. Hafta Kontrolü</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SgKpn7unKpI/AAAAAAAAACQ/k4HTmdCCjy0/s1600-h/IMG_6766.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333011412273277586" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 133px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SgKpn7unKpI/AAAAAAAAACQ/k4HTmdCCjy0/s200/IMG_6766.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;28 Nisan 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son iki hafta birazcık daha fazla ayağa kalkarak geçti. Dışarılarda gezemesem de evde hareketlendim, havalar da düzelmeye başladığı için kocam bana çok kullanışlı, arkası yükseklik ayarlı bir şezlong aldı ve sıkça balkona taşındım. Kendime verdiğim sözü tuttum, tatlı börek çörek tüketimini kesip meyve sebzeyi arttırdım. Kontrole giderken kilo konusunda merak içindeydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer doktorun söyledikleri hepimizi daha da mutlu etti ve rahatlattı! Deniz bebek içeride 1500 gram olmuş ve normalden bir hafta ilerideymiş. Tekme tokat sıklığına ve şiddetine bakılırsa keyfi de yerindeymiş. Benim rahim durumum gayet iyiymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorun da keyfi yerine geldi "&lt;em&gt;yeter artık bu kadını alıp biraz dışarı çıkarabilirsiniz, bıkmıştır bir aydır ev hapsinden, boğaza kahvaltıya gidin, sinemaya tiyatroya gidin, çok yürümeden, çok yorulmadan herşeyi yapabilirsiniz, size yasak yok!&lt;/em&gt; " diye müjdeyi verdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de tartıda benim bu 2 haftada hiç kilo almadığım çıkınca bir rahatlama, bir bayram havası ki sormayın! Muayenehaneden çok mutlu ayrıldık ve hemen o gece nereye gittik, artık bir dahaki postta :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6331692219167046443?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6331692219167046443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/29-hafta-kontrolu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6331692219167046443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6331692219167046443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/29-hafta-kontrolu.html' title='29. Hafta Kontrolü'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/SgKpn7unKpI/AAAAAAAAACQ/k4HTmdCCjy0/s72-c/IMG_6766.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-4364167058340403623</id><published>2009-05-07T11:34:00.003+03:00</published><updated>2009-05-07T11:58:51.924+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Servikal Yetmezlik ve Serklaj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>27.Hafta, Serklaj Sonrası İlk Kontrol</title><content type='html'>İlk kontrol, aynı zamanda benim için iki haftadır dışarıya atılmış ilk adım :)&lt;br /&gt;Merakla doktor muayenehanesine vardık, ultrasonun altına dualarla yattık.&lt;br /&gt;Neyse ki haberler iyi! Kızımız bu yatmanın faydasını görmüş, hızlıca kilo (daha doğrusu gram) almış ve 1117 gram çekiyormuş. Bu da normal haftasından birazcık ilerideymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız işi kötüsü bu yatmak sadece Deniz'e değil bana da yaramış. Ben de onun gibi hızlıca kilo (maalesef gram değil, KİLO) almışım ve bu konuda rekorumu kırmışım: 2 haftada 4 kilo!&lt;br /&gt;Neyse ki Erhan Bey "&lt;em&gt;ben nerede susacağımı bilirim, size yatacaksınız diyen benim, bir de kilo aldınız diye vıdı vıdı etmemek gerektiğini çoktan öğrendim merak etmeyin, napalım, doğumdan sonra verirsiniz&lt;/em&gt;" diyerek bu konuda üstüme gitmedi. Zaten herkes için öncelik sağlık meseleleri olduğundan anneler falan sormadılar bile kilo durumumu :)) Gene de durumun vehametinin farkındayım, 2 hafta sonraki kontrolde sonuç biyle olmayacak, kendime söz verdim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim dikişler yerli yerinde, ultrasonda minik parlaklıklar olarak görünüyorlar. Herşey yerli yerinde, açılma, sızdırma falan yok. Aman çok şükür! Ama kızımız gene kafacığını rahim çıkışına yani bizim dikişin olduğu yere yaslamış, dikişlere "tos yapıyor" ! Doktorumuz bile isyanlarda, ama yapacak birşey yok, kızımın keyfi öyle istiyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erhan Bey bebeğimizin rahme yaptığı basıncı azaltmak için şöyle bir çözüm önerdi: Sonuçta bu tamamen yer çekiminin etkisiyle ve kızın pozisyonu nedeniyle olan birşey. Pozisyon değiştirtemiyorsak, yer çekimini tersine işletebiliriz. Amuda kalksam en iyisi olurdu tabii ama biraz zor olurdu :)) Onun yerine yatarken popomun altına bir yastık koyabilirmişim. Amaç popoyu yükseltmek, ama ayakları yükseltirsek tansiyon çıkarmış.&lt;br /&gt;Sonuçta, ayaklar aşağıda, popo yüksekte, bir de bebeğin daha iyi beslenmesi açısından göbek sola yatık.. Bu nasıl bir yatış olacak hiç hayal edemedim!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim rahatımı düşünen hiç kalmadı arkadaşlar, tek önemli olan bebeğimizin ve rahmimin iyiliği!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-4364167058340403623?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/4364167058340403623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/27hafta-serklaj-sonras-ilk-kontrol.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4364167058340403623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4364167058340403623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/27hafta-serklaj-sonras-ilk-kontrol.html' title='27.Hafta, Serklaj Sonrası İlk Kontrol'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7086797639365097691</id><published>2009-05-07T11:20:00.002+03:00</published><updated>2009-05-07T11:34:47.682+03:00</updated><title type='text'>Yatarak 1 hafta geçti.</title><content type='html'>07  Nisan 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaa ama ben güzel güzel gebe kıyafetlerini giyip tatlı bahar günlerini dışarıda yürüyüşler yaparak, havanın tadını çıkarark geçirecektimm!!! &lt;br /&gt;Her yerde insanların sempatik bakışlarının, bana bayanlar tuvaletinde bile önceliği bana vermelerinin keyfini sürüp kızım için o şirin ötesi giysilerden alacaktımmm!! &lt;br /&gt;Şimdi hepsi birden suya düştü ve bu ev hapsiyle ilgili en çok canımı sıkan şey kızımın bebek arabası, yatağı, nevresim takımı, kıyafetleri, banyo malzemeleri gibi bana çok zevk veren alışverişlerini benim seçerek yapamayacak olmam.  Tamam, babasının ve anneannesinin de zevklerine güveniyorum, ama ya benim içimdeki heves nasıl tatmin olacak?&lt;br /&gt;İşin kötüsü tahmin ediyorum bebeğin boyutları ve ağırlığı arttıkça onu taşımam zorlaşacak ve artık hamileliğin sonuna kadar fazla kalkmamam gerekecek......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yazın ilk günlerini dışarda hatta Darüşşafaka'nın havuzunda yüzerek, keyif yaparak geçirmeyi planlarken şimdi öyle bi durumdayım ki "&lt;em&gt;neyse ki sık sık çişim geliyor da ayağa kalkmak için bahane oluyor&lt;/em&gt;" diye avunuyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada kızımız sanki "&lt;em&gt;niye kapattınız benim çıkışımı, madem orayı kapattınız ben de başka çıkış bulurum kendime!&lt;/em&gt;"  dercesine tekmelemeye başladı. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7086797639365097691?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7086797639365097691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/yatarak-1-hafta-gecti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7086797639365097691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7086797639365097691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/yatarak-1-hafta-gecti.html' title='Yatarak 1 hafta geçti.'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-5423448120853253490</id><published>2009-05-02T10:59:00.006+03:00</published><updated>2009-06-04T16:03:34.378+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Yatalak Gebelere Tavsiyeler</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sfv_PDCFD7I/AAAAAAAAACA/asNd0MAwhTA/s1600-h/IMG_6763.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331135217900261298" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 133px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sfv_PDCFD7I/AAAAAAAAACA/asNd0MAwhTA/s200/IMG_6763.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-Sürekli üzerinizde pijamalarla aynı yatakta yatmayın! Ben sabah kalkıp üzerime pijama olmayan,rahat birşeyler giyip işe gider gibi salona geçiyordum. Öğleden sonra güneş bizim "arka odaya" çok güzel geldiği için genellikle oraya taşınıyordum, eşimin geliş saatlerinde tekrar salondaki köşeme... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Eğer diz üstü bilgisayarınız ve internetiniz varsa iyi bir vakit geçirme kaynağınız var demektir! Bir de IKEA'dan resimde de görünen &lt;a href="http://www.ikea.com.tr/productdetail.aspx?id=10086654&amp;amp;SPR=T6230"&gt;kucakta çalışma yastığından &lt;/a&gt;alırsanız yatarak bilgisayarla uğraşmak çok daha kolay oluyor. Hem yemek yerken de işe yarıyor ! Ben başta bilgisayar ın altına yastık koyuyordum ama o zaman aletin altındaki havalandırma mazgalları kapanıyor ve fazla ısınıyor. Bilgisayar için iyi değil!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Yemekleri de yarı yatarak (şekil 1 A) yiyeceğinize göre kesinlikle üzerinize dökeceksiniz demektir! Kağıt havlu, sabunlu el bezi veya ıslak mendil ayrılmaz parçam oldu! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Etraftaki bütün elektronik uzaktan kumandalı aletlerin kumandalarını yanınıza alın. Ama hepsinin içinde dolu pil olduğunu kontrol etmeyi unutmayın!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- Çok su içmek genelde olduğu gibi bu durumda da sağlıklı ve önemli.. Doğrusu benim doktoruma ne sorarsam sorayım, cevabın içinde mutlaka "çok su iç, vücut susuz kalmasın" cümlesi bulunuyor. Bu yattığım sürede de günde 3 litre sıvı almamı söyledi. En iyi yöntem: 1Adet 1,5 litrelik su alınır, başucuna konur, günde 2 kez dolup boşalacak kadar içilir! Hem şişeden içmek yatarak içmek için en rahat yöntem. Kendimi biberondan süt içen bebek gibi hissettiğim çok oldu :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;- Örgü örmeyi bilmiyorsanız öğrenin! Ben sadece düz düz örmeyi biliyordum, başlamayı, bitirmeyi, ilmek azaltıp arttırmayı, ters örmeyi öğrendim.. Dümdüz örmeyi bilseniz bile hiç olmazsa bebek battaniyesi ve yastık kılıfı falan örebilirsiniz. Ben öyle yaptım...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Öğretecek kimseniz yoksa şu sitelerden çook rahat kendiniz öğrenebilirsiniz: &lt;a href="http://www.knittinghelp.com/"&gt;http://www.knittinghelp.com/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Ve tabii herşeyden en önemlisi, uzaktan kumandası olmayan konularda size gönüllü uzaktan kumandanız olacak sabırlı anlayışlı harika bir eşiniz, size yemek pişirip eşiniz işteyken size bakıp nazınızı çekecek bir anneniz, sık sık sizi ziyaret edip son dedikodulardan mahrum bırakmayan dostlarınız yanınızda olsun! :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Böyle olunca yatak istirahati dönemini tahminimden daha hafif atlattım ve oldukça çabuk geçti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabii gene de bütün hamişlere sorunsuz, stressiz, yasaksız bir hamişlik dilerim!!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-5423448120853253490?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/5423448120853253490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/yatalak-gebelere-tavsiyeler.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/5423448120853253490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/5423448120853253490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/05/yatalak-gebelere-tavsiyeler.html' title='Yatalak Gebelere Tavsiyeler'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sfv_PDCFD7I/AAAAAAAAACA/asNd0MAwhTA/s72-c/IMG_6763.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6571411387759293138</id><published>2009-04-29T17:53:00.004+03:00</published><updated>2009-04-29T18:42:47.474+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Servikal Yetmezlik ve Serklaj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Operasyon (Servikal Serklaj) Sonrası</title><content type='html'>Bir sonraki karede gözlerimi açtığımda beni ameliyat masasından tekerlekli sedyeye geçiriyorlardı. Tam karşıdaki yoğun bakım odasına götürülürken hissettiğim şey çok güzel, çok derin bir uykudan uyanmak gibiydi. ilk anda "&lt;em&gt;ooohhhh, ne güzel bir uyku çektim, keşke birazcık daha uyusam&lt;/em&gt;" diye düşündüm. Sonra birden nerede olduğumu hatırladım, yanımdan geçen bir doktora "&lt;em&gt;nasıl geçti&lt;/em&gt;" diye sordum. çok iyi geçmiş, bir sorun yokmuş. O zaman neden yoğun bakımdayım acaba diye düşünürken yavaş yavaş içimdeki dikişin acısını da hissetmeye başladım. Yavaştan artmakta olan acıya rağmen doktorum Erhan Bey orada olsa ona sarılıp "sizi çok seviyorum" diyecektim. Kesin diyecektim! Ama etrafta görünmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir duygusallık içindeyken yoğun bakımdan çıkarılıp ameliyathaneler bölümüne veda ettim. Çıkışta, girerken gördüğüm gözü yaşlı kadını gene kapının önünde buldum. Zavallıcık beni beklediği kişi sanıp öyle bir ümitle bana baktı ki, o olmadığım için üzüldüm nerdeyse. Asansör beklerken konuşulanlardan anladım ki anneaanne adayıymış, kızının sezeryandan çıkmasını bekliyormuş. Soran birine heyecanını ve mutluluğunu öyle güzel tarif ediverdi ki: "&lt;em&gt;Canımın canı olacak&lt;/em&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asansçre binip yukarı çıkarken içimde acayip bir ağlama isteği başladı büyümeye. Odadan içeri giriip endişeyle bakan eşimi ve anne babamı görünce artık gözyaşlarımı tutmam imkansızdı. Bu sefer annecimin de gözleri doldu hemen, kırmızı kırmızı oldular.Neyse ki sulugözlük krizi kolay atlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni usatca sarsmadan yatağa aktardılar ve periyodik olarak tansiyonumu, nabzımı, kalp atışlarımı, ateşimi ölçmeye başladılar. Kolumdaki delikten bir torba serum verdiler. İçeriğini sordum, normal, sade serum dediler, sanırım demek oluyor ki bebeğe ve bana besin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk saatlerde oldukça canım acıdı, içerdeki dikişi hissediyordum sanki. Gene de katlanılmayacak birşey değil. 1 saat kadar sonra Erhan Beygeldi gene o sempatik tavrıyla ağrılarımı, kanamama olup olmadığını sordu. Günde 3 kez bana Minoset ağrı kesici vermelerini tembihledi hemşirelere, her tür yeme içmeye izin verdi. Bir de "&lt;em&gt;hastanenin diyet servisini arayın, burada 12 saattir aç olan hamile bir kadın var deyin, size özel birşeyler yapsınlar&lt;/em&gt;" diye süper cazip bir fikir verdi. Yalnız akşam 18-19 saatlerine kadar ayağa kalkmam kesinlikle yasaktı, tuvalet ihtiyacımı bile yatakta sürgü (veya kimlerinin kullandığı daha sevimli ismiyle ördek) kullanarak yapacaktım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktor gidince ilk iş telefonla seçenekli menüden yemek siparişimizi verdik. Karnımı doyurunca zaten hem moralim düzeldi hem sanki acım hafifledi. Sonra üstüne Minoset'i de çakınca baya bi iyi oldum. Babam işe gitti, annem bana bakarak geçireceği 1 haftaya hazırlanmak için eve döndü. Zaten doğrusu kocamdan iyi refakatçi de tanımam! Beni eğlendirdi, dışarıdan meyve, abur cubur, çıtır çerez getirdi. O akşamki önemli maçı (kim kiminle oynuyordu hatırlamıyorum) beraber izledik, ziyarete gelen arkadaşlarla geyik yaptık. Akşam üzeri ağrım neredeyse hiç kalmamıştı. Gelen gidenle de aklım dağılınca, böyle durumlarda ziyaret edilmenin ne kadar önemli ve iyileştirici olduğunu görmüş oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bebek olmanın ne zor olduğunu gördüm! Yatakta rahat edemezsin, yan dönmek için yardım, sıcak basar terlersin camı açsınlar diye yardım. Zavallı bebelerin bir de ihtiyaçlarını anlatacak kelimeleri de olmuyor, ağla ağla da bekle ki birisi ne demek istediğini anlasın! Zor valla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk sürgü denemesi de tuhaftı.. Hemşire geldi sürgüyü popomun altın yerleştirdi, yapın dedi gitti. Eee en son yattığım yerde salmışlığım bebekken, yaklaşık 29 yıl önce :) İnsan ilk seferde yapamıyor, sanki yatağa işeyecekmişim gibi geldiğinden .. Neyse ki bu çile de akşam üzerine kadardı sadece. 19:00 civarı iki hemşire gelip beni kendi pijamalarıma giydirdiler ve ayağa kalkmama yardım edip biraz yürüttüler. Herşey gayet iyiydi, böylece Wc esareti de son bulmuş oldu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada gece olana kadar ameliyathanede gelip benimle konuşan maskeli doktor da hastanenin kendi kadın-doğum doktoru da gelip halimi hatrımı sordular, kontrol edip bilgi verdiler sağolsunlar. 2 kez NST (Non Stress Test) cihazına bağlandım. Bilmeyenler için yazayım, bu cihaz bebeğin kalp atışlarını dinliyor hem de benim rahmimde kasılma olup olmadığını ölçüyor. Bu operasyonun kendisi bazen erken doğum kasılmalarını tetikleyebildiği için kontrol altında tutmak istediler. Neyse ki öyle bir durum yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahat geçen bir geceden sonra sabah 7 de gene nabız, tansiyon, ateş ölçümü ile başladık güne. Dışarıdan aldığımız simit ve sütle zenginleştirilmiş kahvaltımızı ederken gene doktorum Erhan Bey uğradı. "&lt;em&gt;Oh oh maşallah bayaa iyi bakıyorlarmış size&lt;/em&gt;" diye gülüp eğlenerek sonrasının bilgilerini verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-1 Hafta kesin yatak istirahati (Sdece tuvalet için kalkılacak)&lt;br /&gt;-Hastanede kullanmaya başladığım hafif antibiyotik devam edecek (Enfeksiyon riskine karşı)&lt;br /&gt;-Cinsel ilişkiş yasak (Sonra kocama dönüp "tabii size yasak yok" diye eklemesi pek olmadı!)&lt;br /&gt;-2-3 Günde bir telefonla bilgi verilecek, az açık kırmızı akıntı normal ama kanama olursa hemen kendisine habe verilecek.&lt;br /&gt;-2 Hafta sonra kontrol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar son bir NST'den sonra çıkış işlemlerimiz yapıldı ve taburcu oldum. Bundan sonra da yatak hapsi dönemi başlamış oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6571411387759293138?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6571411387759293138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/operasyon-servikal-serklaj-sonras.html#comment-form' title='23 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6571411387759293138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6571411387759293138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/operasyon-servikal-serklaj-sonras.html' title='Operasyon (Servikal Serklaj) Sonrası'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>23</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-4623252740652854547</id><published>2009-04-29T12:34:00.008+03:00</published><updated>2009-04-30T08:55:28.346+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Servikal Yetmezlik ve Serklaj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Operasyon (Servikal Serklaj) Günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sfk815pwfLI/AAAAAAAAABw/HC8BwpsvUGc/s1600-h/IMG_6930.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330358530676391090" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 135px; CURSOR: hand; HEIGHT: 125px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sfk815pwfLI/AAAAAAAAABw/HC8BwpsvUGc/s320/IMG_6930.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; 1 Nisan 09&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Operasyon Öncesi&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Akşam annem ve babam bizde kaldılar. Herkes biraz endişeli ama moralini bozmamayı çalışır şekilde yemek yedik. Sonra ilk benim uykum geldi ve duş alıp yattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi biz bayanlar için önemli bir konu ve bazen problem olan bir konuyu da es geçmeyeyim... Duş alırken herhangi birinden yardım istemesi oldukça zor olan pübik tüy konusunu da traş ederek hallettim. Daha doğrusu halletmeye çalıştım çünkü 6 aylık göbekle ne yaptığımı görmeden ve fazla eğilip göbeği sıkıştırmadan baya zor oluyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki gece uyumada bir problem yaşamadım, ama tabii ki sabaha karşı ameliyathane ile ilgili bir sürü abzürd kabus gördüm. Ama kendime gülerek, oldukça moralli uyandım. 9:15'te hasteneye varıp resepsiyonda işlemlerimizi yaptırdık, ordan da odamıza çıkarıldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk izlenimimiz iyiydi. Geniş ferah temiz bir oda, güler yüzlü çalışanlar. Ne yapacağımızı bilemeden birilerinin gelip bişey demesini beklemeye başladık. Az sonra iki hemşire gelip bana hastane önlüğü giydirdiler. Bilekliğim ve önlüğümle artık tam bir "hasta" olmuştum. Derken "isterseniz gelin traşınızı bir kontrol edelim, gerekirse biz halledelim" diyerek beni banyoya davet ettiler. Anlamış oldum ki akşam duştaki zor operasyonu hiç dert etmeseymişim de olurmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatağıma döndükten sonra benim için en kötüsü olan (iğnelerii hiiiiiççç sevmem) kolumdan kan alma ve serumlar vs için damar yolu açma işlemi yapıldı. Neyse ki hemşirenin eli çok hafifti :)&lt;br /&gt;Elimize anestezi ile ilgili bir form verdiler, klasik aile sağlığı soruları. Anestezist bunlara bakarak ne tür bir ilaç vereceğine karar verecekmiş. Yarım saat sonra 3 kişi bir sedyeyle geldir. Kafama bir bone takıp beni sedyeye buyur ettiler ki o zaman "ben hakkaten ameliyat olucam yahu, basbaya, filmlerdeki gibi" duygusuna kapıldım ve hafiften korkmaya başladım.&lt;br /&gt;Odadan çıktık, peşimizde kocam, görüntü filmlerdeki gibi, tepemden hastane aydınlatmaları geçiyor. O zmana kadar biraz fazla loş bulduğum hastane aydınlatmasının neden öyle olduğunu anladım :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asansörle -2'ye indik, ameliyathane kapısı, tabelası ve kapıda gözleri yaşlı, umutla içeriyi görmeye çalışan bir kadın görüş alanıma girdiler. O an birden ağlayasım geldi kadının haline. Derken ameliyathane kapısı açıldı, sedye biraz sarsıldı ve kendimi kocamdan ve sevdiklerimden ayrı, kapının öteki tarafında buluverdim. Artık etrafta sadece maskeli, kafası boneli, mavi yeşil önlüklü insanlar vardı ve hepsi meşgul bir şekilde koşuşturuyorlardı. Sağda solda birkaç oda ve doktorların ellerini operasyon öncesi dirseklerine kadar yıkadıkları (gene filmlerden tanıdığım) dizi dizi lavaboların önünden geçtik. Ameliyathane yazan kapılardan birinin önünde durduk. Seslerden anladığım kadarıyla beni içeri sokmak için içerinin hazırlanmasını bekliyorlardı. Yandaki kapının yuvarlak camlarından, hastanın kimbilir hangi organının üzerine eğilmiş işlem yapmakta olan 3-4 doktorun kafalarını (evet gene filmlerden tanıdığımız!) ameliyathane ışıklarınının altında gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken beklediğim, tek tanıdık sima olduğu için bana tutnacak bir dal gibi gelen güleryüzlü tatlı doktorum melek gibi yanımda belirdi. Her zamaki rahatlatıcı tavrıyla elimi tuttu, başımı okşadı, benimle sohbet etti ve gerginliğimi azalttı. İçeride operasyon yapan doktorları gördüğüm odadan içeri baktı ve "&lt;em&gt;Aaa bak burda da yeni doğmuş bir bebeği sünnet ediyorlar, içeride bir de fotoğrafçı var&lt;/em&gt;" dedi. Tam da o sırada içeriden bir bebek ağlaması geldi. Doğrusu birisinin hastalıktan kaynaklı kötü bir amaliyat geçiriyor olmadığına sevindim. Ama yeni doğan sünnetinin böyle ameliyathanede 4 doktorla yapılacak kadar ciddi bir cerrahi müdahale olduğunu hiç tahmin etmezdim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunları düşünürken benim de sıram geldi ve içeri alındım. Beyaz boyalı çok büyük olmayan bir oda, ortada meşhur ameliyat masası, üzerinde koskocaman ışıklar. Beni sedyeyle yanaşrıtıp seyyar bir parça üzerinden kaydırarak masaya yatırdılar. Bu sırada kendi kendime derin derin nefesler alıp veriyor ve sakin olmak için kendimi telkin ediyordum. Sağ kolumdaki damar yoluna birşeyler takarlarken bir başkası göğsüme ve köprücük kemiklerime yuvarlak bantlar yapıştırıyor, bir başkası işaret parmağıma nabzımı dinlemek için minik bir mandal takıyor, bir başkası sol kolumu uzatmam için masanın soluna kol tahtası monte ediyordu. O da monte edilince kolumu uzttım ve haç şeklinde yatmış oldum. Kollarımı cırt cırtlarlı kayışla kol tahtalarına bağladılar ve bacaklarım için de şu hiçkimsenin sevmediği jinekolog koltuğundaki gibi iki bacak yaslama zımbırtısını monte ettiler. Erhan Bey'in "&lt;em&gt;pozisyonu aldırın, herşey hazır olsun en son narkoz vericez&lt;/em&gt;" dediğini duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada uzun uzun yazdığıma bakmayın, bu hazırlıklar top topu 1 dakika ancak sürmüştür.&lt;br /&gt;daha önce görmediğim maskeli boneli bir doktor gelip kolumu okşayıp gülen gözlerle bana kendini tanıttı. "&lt;em&gt;Merak etmeyin herşey güzel geçecek, sizi tam hazırlayıp en son narkoz verceğiz ki bebeğiniz mümkün olduğu kadar az narkoz alsın&lt;/em&gt;" dedi. O an öyle sevgi dolu bir dokunuş, bir çift gülen göz ve birinin sizinle konuşması o kadar iyi geliyor ki! Herşey değişiveriyor, insan rahatlıyor ve o kişiye acayip bir minnet duyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az sonra bir de bayan gelip başucumda durdu ve benimle bebekle ilgili sohbet edip iki eliyle yanaklarımı okşadı. Bçylece minnet duyduğum kişilerin sayısı artmış oldu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;em&gt;Hazır mıyız, başlayalım mı&lt;/em&gt;" diye bir ses ve Erhan Bey'in evet başlayabiliriz" cevabından sonra başucumdaki bayan "&lt;em&gt;haydi size iyi uykular&lt;/em&gt;" dedi ve sağ koluma birşey taktıklarını hissettim. Genzimde tuhaf metalik bir tad duydum. Son sözlerim "&lt;em&gt;garip bir tadı varmış&lt;/em&gt;" oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-4623252740652854547?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/4623252740652854547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/operasyon-servikal-serklaj-gunu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4623252740652854547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4623252740652854547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/operasyon-servikal-serklaj-gunu.html' title='Operasyon (Servikal Serklaj) Günü'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sfk815pwfLI/AAAAAAAAABw/HC8BwpsvUGc/s72-c/IMG_6930.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3787457727029196285</id><published>2009-04-26T22:31:00.007+03:00</published><updated>2009-06-04T16:00:17.043+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Servikal Yetmezlik ve Serklaj'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Tatsız Bir Sürpriz: Servikal Yetmezlik De Neymiş?</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;31 Mart 09&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sabah 10'da doktor kontrolü ve şeker sayımı için 1 saat arayla iki kez kan vermek derken eşimin yarım gün izin almasına gerek yok dedik, bu seferlik bana annem eşlik etti. Kadıncağız sabah trafiğine takılıp beni geç bırakmamak için sabah 6'da düşmüş yola (Küçükyalı'dan Tarabya'ya). Neyse vaktinde doktora varıp aç karna kan verme, hemşirenin içine limn sıktığı şekerli suyu içip 1 saat oyalanıp tekrar kan verme işlerini hallettik (ben ki bir yerlerimin iğne ile delinmesinden hiçç hoşlanmam). &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Sıra geldi eğlenceli kısma, yani ultrasona. Öncelikle baş çevresi, uyluk kemiği uzunluğu gibi ölçümler yapıldı. Gayet iyi. Kızımız 800 grammış, kulağa az geliyor ama 24. hafta için uygun bir gelişimmiş. Az sonra doktorun gözü sanki başka birşeye takıldı. Bebek dışında birşeye dikkatele bakmaya çalıştığını fark ettim, açıklama da gecikmeden geldi: "&lt;em&gt;Rahimde biraz açılma var gibi görüyorum, vajinal ultrasonla bakmam gerek, daha iyi görürüm, varsa önlem almamız gerekebilir&lt;/em&gt;." Hayyydaaaa! Hadi hayırlısı dedim, hiçbir kadının hoşlanmadığı meşhur koltuğa geçtim ve rahmimdeki açıklık ekranda gayet net bir şekilde göründü. Nasıl olduğunu doktor yardımıyla gördüm, nasıl olması gerektiğini de anlatınca gördüklerim anlam kazandı. Bir tünel şeklinde olan ve normalde tamamının tam kapalı olması gereken rahim ağzının (bebeğin çıkış kapısı, bebeğin ve amniyo sıvısının bulunduğu rahim ile vajina arasındaki geçit) yarısı açılmış, ince bir körfez oluşturmuştu. Kapalı duran, suları ve bebeği içerde tutan sadece 2 cm kadar bir kısımdı ki bu da azdı ve ilerleyen haftalarda açılıverebilirdi. Doktorun değimiyle o zaman da "&lt;em&gt;iş biterdi&lt;/em&gt;". &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Genellikle çok iyimser ve rahat olan doktorumuzdan böyle bir cümle duymak tahmin edersiniz ki çok korkutucuydu. Ama daha korkutucu olan, sertçe öksürdüğümde o ince uzun körfezin nasıl birden 3-4 kat genişlediğini görmek oldu! Bunun üzerine doktorumuz, "dikmemiz lazım rahim ağzını" sözleriyle, korku dolu gözlerle bakmakta olan anneme ve bana alınacak önlemi ilan etti. Giyinip ofise geçince güzel bir benzetmeyle durumu bizim için aydınlattı. Ayakta durma, yürüme, öksürme vs. gibi ek basınç yapan hareketlerle benim yumuşak yapılı rahmimin kendini salıp açılıvermemesi için, rahim ağzından bir misina geçirip torbanın ağzını büzer gibi büzeceklermiş! &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu operasyon durumu büyük oranda kurtaran bir yöntemmiş, gene de bundan sonra kendime dikkat edip bol bol dinlenecekmişim. Fakat olur da erken doğum kasıllmaları başlarsa dikiş mikş tanımaz, bebeği dışarı itermiş. Benim tabii ilk aylarda yaptığım uzak doğu seyahati, 4. ayda haftasonu bol yürüyüşlü Abant gezisi, ettiğim danslar falan aklıma gelip içime oturmak üzereydi ki rahatlatıcı açıklama geldi: Bu durumun hiçbir suçlusu yokmuş, sadece rahmimin yapısı böyleymiş ve açılma gibi bir problem başlamadan bunu önceden bilmenin imkanı yokmuş. Şans yani! Halbuki annemde hiç böyle bir problem olmamış.. İşin kötüsü yapı kendiliğinden değişmeyeceği için sonraki hamileliklerimde de aynı durum olacak, sadece önceden bildiğimiz için bu operasyonu daha erken (10-14. haftalarda) olacakmışım. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonuçta geciktirmeden halletmek için hemen bizim yanımızda Florance Nighingale Metropolitan arandı, ertesi gün sabah 11'e randevu alındı. Bizden sabah 9-9:30 civarı akşam 22:00 den itibaren birşey yememmiş ve içmemiş olarak hastaneye gelmemiz istendi. Morali bozuk bir anne ve anneanne adayı olarak oradan ayrıldık ve baba ve dede adaylarına durumu bildirdik. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;En başından beri bizim için bebeğimizi görecek olmanın mutluluğuyla dolu, bayram gibi geçen dokor kontrollerinden son iki seferdir endişe verici haberlerle çıkıyorduk. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tabii eve gelince benim ilk işim bu kon uyla ilgili internet araştırması yapmak oldu. Doğrusu çok doyurucu detaylı bilgi bulmakta zorlandım ama en anlaşılır ve etraflıca anlatan &lt;a href="http://www.yorumla.net/anne-bebek/612385-servikal-yetmezlik-ve-serklaj-rahim-agzina-dikis-atilmasi.html"&gt;bu site &lt;/a&gt;ve &lt;a href="http://www.mumcu.com/html/article.php?sid=131"&gt;şu site&lt;/a&gt; merakımı baya giderdi. Buyrun siz de bakın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asıl aradığım bu yollardan geçmiş bir gebenin blogu veya bu konuda bir forum falandı. Olayı yaşamış birinden dinlemek ne de olsa bir başka oluyor. Ama bulamadım. Bu blogu yazmaya başlamamın nedenlerinden biri de bu zaten. Servikal Serklaj denen operasyonu olan veya olacak olanlarla paylaşmak. Eeee damdan düşen Nasreddin Hoca ne demiş? "Bana doktor değil damdan düşen birini getirin!!" :))&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DIV&lt;/span&gt;&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3787457727029196285?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3787457727029196285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/sabah-10da-doktor-kontrolu-ve-seker.html#comment-form' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3787457727029196285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3787457727029196285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/sabah-10da-doktor-kontrolu-ve-seker.html' title='Tatsız Bir Sürpriz: Servikal Yetmezlik De Neymiş?'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7525341366227148182</id><published>2009-04-23T19:10:00.004+03:00</published><updated>2009-05-02T10:58:59.254+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Yaramaz Kızım, Çek O Koca Kafanı Ordan!</title><content type='html'>29.Mart.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son yazdığımdan beri çok zaman geçmese de çokça olay ve duygu birikmiş. Tabii ki gündemimiz değişmedi, gene kızımız Veronika Deniz ile ilgili sevinçler, eğlenceler, endişeler. Ne yazık ki şu 2 haftada eendişelerin pastadaki dilimi arttı. En son doktor kontrolümüzden biraz moralimiz bozuk ayrıldık. Sabırsız bebeğimiz erkenden (daha 6.ayını bile tamamlamadan!) başaşağı doğum pozisyonuna girmiş, başını da tam rahim çıkışına yaslamış oraya baskı yapıyordu. Son zamanlarda artan kasık sancılarımın ve rahimdeki ağırlık hissinin nedeni buymuş. Daha da kötüsü benim rahmim yapı olarak yumuşakmış ve bu baskıya dayanamayıp erkenden açılma ihtimali olabilirmiş. Sonuç; doktor raporuyla şimdilik işten ayrıldım ve evde yatarak dinlenmeye başladım. Bebeğin ağırlığının yer çekimi etkisiyle rahim çıkışını zorlamayacağı tek pozisyon yatay pozisyon.&lt;br /&gt;Ofiste yaptığım işleri evde kucağımda laptopla yapmaya başladım, kocam bana okumam için kitaplar aldı geldi, eve internet bağlantısını halletti. Göz açıp kapayana kadar ne kadar süreceği belli olmayan ev hayatına ve "home office" çalışmaya adım attım. Bu ev hayatı çok da kötü geçmedi aslında. Yapacak işimin olması günleri hızlandırdı, güneş açtıkça sistemi toptan balkona taşıdım, hafta sonları arabaya binip fazla yürümemi gerektirmeyecek geziler bile yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derkeeeen 31 Mart, yani doktor kontrolü günü de geldi. Şeker ölçümlerim de yapılacağı için heyecanlı ve önemli bir gündü. Oysa bu şeker değerlerinin ve dert ettiğim kilo konusu dahil pek çok şeyin yanında önemsiz kalacağı önemli gelişmelerin eşiğindeymişim de haberim yokmuş...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7525341366227148182?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7525341366227148182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/29.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7525341366227148182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7525341366227148182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/29.html' title='Yaramaz Kızım, Çek O Koca Kafanı Ordan!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7188573813942616217</id><published>2009-04-21T14:56:00.004+03:00</published><updated>2009-04-21T15:17:31.673+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Gece Gece Nedir Bu Enerji!</title><content type='html'>14 Mart 2009 - Cumartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En mutlu ve keyifli cumartesi sabahlarımdan birini yaşadım. Tabii ki küçük cimcimem sayesinde. Ben her an biraz hareket edip hanfendi birkaç tekme vurur mu acaba diye bekleyip çoğu zaman hafif pıt pıtlarla yetinmek zorunda kalırken, kızımın gecenin 4:30'unda tepineceği tuttu! Ben tabii o saatte bilmem kaçıncı uykumdaydım. Karnımın sağ alt tarafından arka arkaya gelen kuvvetli tekmeleri önce rüya zannettim. Sonunda kızımın ısrarı üzerine uyandım. Sabahın o saatinde başka biri uykumu bölse onunla ilgili hiç de iyi şeyler düşünmeyecek olan ben, şikayet etmek bir yana, acayip mutlu uyandım. Rüya sandığım o tepikler devam edince hemen babayı da uyandırayım ki mahrum kalmasın dedim. Önce bir devamlılık testi olarak elimi tekmelerin geldiği yere koydum. Malum, haylaz kızımız genellikle birisi elini karnıma koyunca vazgeçiveriyor şovundan. Utangaç mı ne!&lt;br /&gt;Gene aynen öyle oldu! Elimi koyunca hareketler seyreldi ve hafifledi. Hafif tıp tıplamalara dönüştü. Babayı uyandırmaktan vaz geçtim, ama sabaha kadar da hareketleri kaçırmayayım diye uyuyup uyuyup uyandım. Sabahı ettiğimde yüzümdeki mutlu gülümseme hala oradaydı :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7188573813942616217?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7188573813942616217/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/gece-gece-nedir-bu-enerji.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7188573813942616217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7188573813942616217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/gece-gece-nedir-bu-enerji.html' title='Gece Gece Nedir Bu Enerji!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-2828470773259618726</id><published>2009-04-21T14:32:00.004+03:00</published><updated>2009-04-21T15:18:07.449+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>İlk Tekmecikler-Bunlar Bağımlılık Yapmasın?!</title><content type='html'>9 Mart 2009- 21.hafta ortası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Mart perşembe sabahı kalkıp işe gitmek üzereyken ilk sürprizini yaptı kızımız! Öyle tek bir tekme değil, sanki içeride horon tepiyor kerata! 10-15 dakika boyunca bana ve karnıma elini koymuş olan babasına şov yaptı, "işte geldim burdayım, ben bu işte ustayıım!" dedi. :) İçerdeki hareketleri ve dönüşleri hissetmek çok ilginç bir duyguymuş. Birazcık huylandırıcı ama çok çok keyifli.&lt;br /&gt;Ertesi sabah da gene yataktan çıkmadan önce bize çok hareketli bir günaydın dedi. Sonra bütün gün ofiste çalışırken bir taraftan karnımı dinliyordum, acaba bir daha hisseder miyim diye, ama nafile. Cumartesi ve pazar sabahı da hemencecik alıştığımız hareketli günaydın şovu yoktu. Halbuki ben erken saatlerde hareket ediyorsa kaçırmayayım diye pazar pazar 7'ye saat bile kurmuştum! Haylaz kızım, annesine 2 tekmeciği çok gördü! Neyse ki akşam saatlerinde dayısının doğum gününü kutlarken kendini hissettirdi gene. Öyle güzel bir duygu ki, bağımlısı olmaktan korkuyorum, işin kötüsü daha çok hareket etmesini sağlamak için elimden birşey gelmiyor! Neyse ki ileleyen haftalarda giderek artacağını biliyorum ve bekliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-2828470773259618726?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/2828470773259618726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/ilk-tekmecikler-bunlar-bagmllk-yapmasn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2828470773259618726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2828470773259618726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/ilk-tekmecikler-bunlar-bagmllk-yapmasn.html' title='İlk Tekmecikler-Bunlar Bağımlılık Yapmasın?!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6521708958824543730</id><published>2009-04-21T12:59:00.003+03:00</published><updated>2009-04-21T14:32:04.594+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>İkinci Trimester Şikayetlerim</title><content type='html'>İlk 3 ayda yaşadığım hafif mide bulantıları, çok uyku hali falan neyse ki usulca kendiliğinden yok oldular. Şimdi geriye sadece sık sık ağrıyan bir bel*, biraz yokuş veya merdiven çıkmakla nefes nefese kalmalar, kasıklarıma ve karnımın bazı yerlerine giren sancılar**, son günlerde peydahlanan kabızlık***, sürekli yeme isteği ve paralelinde fazla kilo alma endişesi, çok sık değişen bir psikoloji****, sık sık gelip sinirimi bozan mantar(vajinit)***** ve cinsel yaşamımızın asla eskisi gibi olamayacağı endişesi ******kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek de birşey kalmamış canım!!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Bel ağrılarını en doğrudan etkileyen konu fazla kilolar. Karnın büyümesiyle vücudun ön tarafına kayan ağırlık merkezi, hem göbekten hem alınan kilolardan dolayı omurganın taşıdığı yükün artması bu ağrılara neden oluyor. Bir yerde alınan her fazla kilonun omurgaya 5 kat yük yüklediğini okumuştum! Ben 5. ayımda 7 kilo almış durumdayım.. Demek ki zavallı omurgam 35 kilo fazla mı yüklendi! &lt;a href="http://www.gebelik.org/dosyalar/lumbalji.html"&gt;http://www.gebelik.org/dosyalar/lumbalji.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**Daha önce de bahsettiğim kasık sancılarım karnım büyüdükçe artıyor. Kısa süreli, girip hemen çıkan fakat bazen oldukça kuvvetli sancılar bunlar. Doktora söylediğimde ilk sorduğu şey: dinlenince geçiyorlar mı? Cevap evet olduğu sürece konuya çok ilgi göstermiyor. Fakat &lt;strong&gt;bazı durumlarda tehlikelerin habbercisi olabilen bu tip ağrılarınız varsa doktora mutlaka danışmak ve bir kontrolden geçmek gerek&lt;/strong&gt;! &lt;a href="http://www.jinekoloji.net/pain.html"&gt;http://www.jinekoloji.net/pain.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***O kadar da dikkat ediyorum lifli yemekler yiyorum, bol meyve sebze tüketiyorum, nerden çıkıyor bu kabızlık anlamıyorummm!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**** Ben ki normalde çok neşeli ve pozitif biri olarak tanınırım, son zamanlarda acayip konularda ağlama krizlerine tutularak kocamı şok etmekteyim.. İlkini bir pazar sabahı henüz yatakten kalkmamış keyif yaparken yaşamıştık. Hatırladığım kadarıyla net bir sebebi bile yoktu. Dolayısıyla bir yandan bunun hamilelikten dolayı olduğunun çok iyi farkındaydım ve bu yüzden durum bana komik geliyordu, bir yandan da salya sümük ağlamaktan kendimi alamıyordum! Daha sonraları &lt;em&gt;"bana bunu nasıl söylersin, ben zaten hem bebeğimizi taşıyıp hem işe gidip çalışıyorum; neden bu kadar belim ağrıyor; ben yumurta yemem, yumurta da tavuğun plasentası ve embriyosu, yazık değil miiiiiieeee!!!&lt;/em&gt;" şeklinde çeşitli acayip sebeplerle krizlerim oldu. Bebek, annelik, anne karnında bebek, yavru, aile vs temalı herhangi bir reklam, sohbet veya güzel görüntüde gözlerimin dolu dolu oluvermesini saymıyorum bile :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****Belirtileri kaşıntı, idrar sırasında hafif yanma, beyaz kokulu akıntı. Hamilelikte normalden daha sık olduğunu okuduğumda şaşırmıştım, sebep olan mikroskobik canlıları görünce kendisinden daha da çok nefret ettim! İşte, kendiniz görün ve okuyun : &lt;a href="http://www.gebelik.org/dosyalar/enfeksiyonlar/vajinit.html"&gt;http://www.gebelik.org/dosyalar/enfeksiyonlar/vajinit.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;****** İlk 3 ayda benim hem vücudum hem zihnim duruma alışmakla fazlaca meşguldü, belki de hormonlardan, canım pek birşey istemiyordu zaten. İkinci 3 aya geçip bir de sonlarına yaklaşınca herhalde vücut ve zihin alışma sürecini tamamladı, hormonlar da tersine etki etmeye başlamış olmalılar! Fakat bu sefer büyüyen karın, bebeğe zarar verme endişesi kocamı kötü etkiledi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyyyyy baba adayları! Bilin ki ne sebeple olursa olsun ve ne kadar kibarca olursa olsun reddedilmek bir kadını kötü etkiler. Hele de hamileyse! Zaten kilo alan, hantallaşan ve karnı büyüyen ben, kendimi dişiliğimi tamamen kaybetmiş ve sadece "bebeğimizin annesi" ne dönüşmüş hissettim ve bu durum beni hiiiç de mutlu etmedi doğrusu. Şimdi hamileliğin bitmesinden sonra vücudun kendine gelmesi de zaman alacak, önümüzde normale dönmek için uzuuuun bir yol var demektir. Doğumdan sonra (özellikle normal doğumdan sonra) herşey normale döner mi, saat başı emziren bir çift meme biberon gibi gözükmekten bir cinsel objeye tekrar ne zaman dönüşür gibi endişelerimi de giderebilmiş değilim! :) Konuyla ilgili bilimsel detaylar: &lt;a href="http://gebelik.org/dosyalar/cinsellik.html"&gt;http://gebelik.org/dosyalar/cinsellik.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6521708958824543730?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6521708958824543730/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/ilk-3-ayda-yasadgm-hafif-mide-bulantlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6521708958824543730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6521708958824543730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/ilk-3-ayda-yasadgm-hafif-mide-bulantlar.html' title='İkinci Trimester Şikayetlerim'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-2988858858414736037</id><published>2009-04-21T12:40:00.003+03:00</published><updated>2009-04-21T15:18:35.001+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>20. Hafta- Yolun Yarısı Eder</title><content type='html'>Göz açıp kapayana kadar 20. haftanın içinde bulduk kendimizi. Koskoca 5 ay, yolun tam yarısı! Halbuki ne kadar uzak görünüyordu 4 ay önce durduğumuz yerden. Aylık doktor muayeneleri gelmek bilmiyordu. Şimdi dönüm noktalarından birindeyiz. 1 hafta kadar sonra bebeğimiz bizim seslerimizi duymaya daha sonra da ayırd etmeye başlayacak. Ben ne hissedersem o da hissedecekmiş artık. Bu da bana bir sorumluluk hali daha ekliyor. Ne yeyip içtiğimden başka kendimi nasıl hissettiğim de etkileyecek keratayı. En heyecan vericisi, artık tekmelerini ve hareketlerini hissetmeye başlayacağım. Gerçi bu aralar kasıklarımda ve karnımın çeşitli yerlerinde ağrılar ve gerginlik hissinden başka birşey hissedemiyorum. Bu kasık ve karın ağrıları enn başından beri bana rahat vermediler! Etraftaki başka hamileler ve annelerle konuştuğumda kimse böyle bi şikayetten bahsetmiyor. Aslında çok rahatsızlık verecek kadar kuvvetli ve sık değiller, asıl rahatsızlık veren, neden oldukları endişe. Neyseki doktorum bu ağrıların rahmin büyümesine bağlı gerilmelerden dolayı olduğunu söylüyor.. Zararsızlarmış. Dinlenince geçen her tür ağrı önemsiz diyor.&lt;br /&gt;Bazen karnımı okşamaya, hatta onunla konuşmaya başladım. Yatıp yatıp bir hareket hissetmeye çalışıyorum. Biliyorum ki ilk hissedilenler tekme gibi değil, daha çok bir kelebeğin kanat çırpması gibi hafif bir his olacak. Yemeklerden sonra bir iki kez hisseder gibi oldum fakat o muydu yoksa psikolojik miydi, hatta bağırsak hareketlerim veya sıkışan gazlar mıydı emin olamadım! Bu bekleyişle birlikte annelerin çocuklarını başkalarının çocuklarıyla karşılaştırmalarını ve yaşadıkları endişeleri tatmaya başladım bile. "&lt;em&gt;Bilmemkim 14. haftada hissetmiş hareketleri, bir başkası 18. haftada. Acaba ben neden hissedemiyorum, bu normal mi (ki aslında normal olduğunu biliyorum), neden ben hala hissedemiyorum?&lt;/em&gt;" falan filan... Daha önceki 2'li testte yüksek çıkan bir değer, doktorun bebeğin ileriki aylarda yetersiz beslenmesi ihtimali var demesi içime kurtlar düşürüyor. Ama bu düşünceleri kendimden hızla uzaklaştırıp iyi düşünmeye çalışıyorum. Biliyorum ki hiçbir bebek diğerleriyle karşılaştırılamaz, hiçbir hamilelik de!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-2988858858414736037?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/2988858858414736037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/20-hafta-yolun-yars-eder.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2988858858414736037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/2988858858414736037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/20-hafta-yolun-yars-eder.html' title='20. Hafta- Yolun Yarısı Eder'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-8095385396291104380</id><published>2009-04-15T21:57:00.004+03:00</published><updated>2009-04-15T23:12:54.511+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Aralık (12.hafta) - Şubat (20.hafta) Arası Kontroller</title><content type='html'>12-20. haftalar arası düzenli günlük tutmamış olduğum için şimdi (şu yazıyı yazarken tam 27. haftamız dolmuş durumda) o zamanlara dönüp detayları hatırlamak pek mümkün olmuyor tabii. Bu yüzden bu süreçteki kontrolleri ve genel durumumu özet olarak geçeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Kız mı erkek mi? Kızmı Erkek mi? Erkek mi kız mı? Erkek mi kız mı?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Önceki postlarımdan birinde kısaca bahsettiğim gecikmeli balayımızdan döndükten 2-3 gün sonra 12. hafta kontrolümüz vardı. Hem de doktorumuzun anne karnındaki bebeğin sağlığı konusunda uzman olan eşi Deniz Hanım bebeğimizi detaylı ultrasonla inceledi. Bebeğimiz içeride zıp zıp zıplıyor, resmen yattığı yerde göbek atıyordu. Sağlığı, boyu posu yerindeydi, beklediğimiz cinsiyet tahlilini tam olarak yapamasa da Deniz hanım "&lt;em&gt;henüz %100 söyleyemem ama büyük ihtimalle kız&lt;/em&gt;" diyerek baba adayını mest etti :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emin ilk andan itibaren kız olmasını canı gönülden istiyordu ve "&lt;em&gt;kız olacak bak görürsün&lt;/em&gt;" diye iddia ediyordu. Ben ise hamilelik sürecim başlamadan önce erkek çocuklarını kendime daha yakın bulduğum halde, testin pozitif çıkmasından itibaren bu konuda tamamen nötr hale gelmiştim. Sanki "şunu istiyorum" dediğim zaman bebeğim diğer cinsiyetteyse ona haksızlık etmiş olacaktım.s Sanki benim onu istemediğimi düşünecekti. Gerçekten sağlıklı ve iyi olması dışında hiçbir şey dilemeye cesaret edemiyordum. Ama tabii merak etmekten de kendimi alamıyodum :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;İlk Kez Moral Bozukluğu: Yüksek Çıkan Hormon Değeri&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir dahaki önemli kontrolümüz Down sendromu ihtimalinin araştırılacağı 2'li test içindi. Ense pliği kalınlığı, burun kemiği oluşumu gibi kontrollerden başarıyla geçtik. Kanım alındı, araştırmanın geri kalanının sonuçlarını 1-2 gün sonra almak üzere gene neşeli, gene ağzımız kulaklarımızda evimize döndük. Kerata bacaklarını çaprazlamış edepli edepli oturmuştu, o yüzden cinsiyet konusu bu ziyarette açıklığa kavuşamadı. Gerçi bu kadar edepli oturduğuna bakarak kız olduğu inancı daha da kuvvetlendi herkeste!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-2 gün sonra telefonum çaldı. Erhan Bey, öncelikle Down sendromu ihtimalinin olmadığının, daha doğrusu 3bin küsürde bir olduğunun müjdesini verdi. Sonraki haber biraz endişe vericiydi. Plasentanın görevleriyle ilgili bir hormon normalden biraz yüksek değerdeydi. Bunun şu anda bana veya bebeğe hiçbir zararı yoktu, ama gebeliğin son aylarında plasentanın işlevini tam yapamama ihtimali olabilirdi. Plasentanın işlevini tam yapamaması da bebeğin gelişiminin yavaşlaması, bunlara bağlı olarak erken doğum hatta düşük ihtimali anlamına gelebilirdi. Tabii ki bunların sadece küçük birer ihtimal olduğunun, kesin bişey ifade etmediğinin altını da çizdi. Fakat böyle bir ihtimal görmüşken önlem almak, görmezden gelmemek için her gün 1 adet 100'lük coraspin almamı söyledi. Bu ilaç kanı sulandırıcı etki yaptığından ileriki aylarda plasentanın kılcal damarlarında minik tıkanıklıklar olmasını önleyecekti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-8095385396291104380?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/8095385396291104380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/aralk-12hafta-subat-20hafta-aras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8095385396291104380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/8095385396291104380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/aralk-12hafta-subat-20hafta-aras.html' title='Aralık (12.hafta) - Şubat (20.hafta) Arası Kontroller'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-3312560645909473030</id><published>2009-04-15T21:16:00.004+03:00</published><updated>2009-04-15T21:53:13.130+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ivır Zıvır'/><title type='text'>-de -da Yazımı Sorunsalı!</title><content type='html'>Bu kadar zor olmamalı diye düşünüyorum. İlkokul sıralarında başlamadılar mı bize -de -da eklerinin nerede birleşik nerede ayrı yazılacağını öğretmeye? Neden bir sürü başka yazım kuralına dikkat ederken bunu es geçiyor herkes acaba?&lt;br /&gt;Hamilelikle beraber zamanımın artmasıyla internette daha fazla yazı okumaya başladım. Sitelerin çoğunda da diğer her yerde olan problem var.&lt;br /&gt;Seçim öncesi propaganda afişlerinde, dergilerde, gazetelerde ve daha bir çok yerde, yazmayı ve yayınlamayı biz bloggerlar gibi amatörce değil profesyonel olarak yapanların bile bu kuralı uygulamadıklarını gördüm. (Bilmiyorlar demeye dilim varmıyor valla)&lt;br /&gt;En son 12. Ergenekon dalgasında hocalarının götürülmesine tepki duyan Başkent Ünivesitesi öğrencilerinin okul binasına astıkları dev afişte de aynı dev hata vardı. Demek basında ana haber bültenlerinde bile çıkacak olan bir afişi yazdırırken üniversiteli gençlerin hiçbiri dikkat etmemişti imla kurallarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda takıntılı bir tek ben miyim (pardon bir de babam var) diye merak ettiğim bir sırada Facebook'ta konuyla ilgili bir gruba rastladım... Demek yalnız değiliz! :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki de yanlış kullanılmaya mahkum olduğu anlaşılan bu -de, -da eklerinin hali nice olacak?&lt;br /&gt;Bence kaldırsın Türk Dil Kurumu şu ayrı yazılma kuralını. Hepimiz her yerde bitişik yazalım da ben de kurtulayım, babam da, bizim gibi takıntılı başkaları da!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-3312560645909473030?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/3312560645909473030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/de-da-yazm-sorunsal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3312560645909473030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/3312560645909473030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/de-da-yazm-sorunsal.html' title='-de -da Yazımı Sorunsalı!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7536813133493036582</id><published>2009-04-14T12:50:00.005+03:00</published><updated>2009-04-15T19:33:12.447+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezmek Tozmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Gecikmiş Balayı - Singapur Malezya</title><content type='html'>7 Aralık 2008 Gece 01:00 civarı - uçakta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Nihayet uçaktayız! 1 sene gecikmeli olarak balayımıza çıkıyoruz, hem de 2 değil 3 kişi olarak! Uçak hareket edeli yaklaşık 1 saat oldu. Yerlerimize yerleştik, düzenimizi kurduk. Önümüzdeki 10 saati burada, bu koltuklarda geçireceğiz. Ne yazık ki koltuk araları hiç de kısa mesafe uçuşlarındakinden daha geniş değil ve uçak dolu olduğu için yer değiştirme imkanımız da olmadı. İdare edeceğiz. Doktorun talimatlarına göre kan dolaşımım yavaşlamasın diye 2 saatte bir kalkıp dolaşmam ve vücut sıvısız kalmasın diye bol bol su içmem gerekecek. Bütün ailenin yoğun endişelerine ve heyecanına sebep oldu benim hamile hamile dünyanın öbür ucuna uçacak olmam. Ama bu bizim yapamadığımız balayımızın 1. evlilik yıldönümü kutlaması formatına dönüşmüş hali... Kolay vazgeçip erteleyebileceğimiz birşey değil yani. Hem şimdi ertlesek, sonradan gerçekten 3 kişi olunca artık aynı şey olmayacak tabii. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Umarım hiçbir sorun, aksilik vs yaşamadan, ailenin bence biraz fala endişeli büyüklerini haklı çıkarmadan güzel, unutulmaz bir gezi geçiririz. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sözlerle çıktığımız, ikimiz için de hayatımızın en uzak seyahatini şimdilik bir özet olarak anlatayım.&lt;br /&gt;İlk durağımız Singapur'da kalacağımız oteli internetten bulup yerimizi ayırmıştık. Onun dışında programımız Singapur'dan Malezya'ya geçip oraları biraz gezmek ve güzel bir tropikal adada biraz deniz-kum-güneş-yağmur ormanı tatili yapmaktı. Seyahatin bu kısmını, daha önce 4-5 kez oralara gelmiş bir arkadaşımızın önerisine uyarak Singapur'daki tur şiretleriyle planlayacaktık. Sonuçta bu planlama süreci biraz heyecanlı geçti ve beklediğimizden farklı bir program oldu ama... Başka sefere detaylarıyla yazacağım.&lt;br /&gt;Hamileliğin avantaj ve dezavantajlarına gelince ... Uçaktan sonra ve yolculuğun genelinde sabahları biraz ekstradan uyuyarak ve yürüyüşlerimizde sık sık benim oturup ayaklarımı uzatabileceğim molalar vererek gezdik. Bunun dışında gebeşliğin getirdiği tek fark, ani acıkma krizlerimde midemin bulanmasına fırsat vermeden atıştırabilmem için sırt çantamızda bolca memleketten getirdiğimiz kraker ve bisküvileri taşımamız ve yanımızdan suyumuzu eksik etmememiz oldu. İstanbul'da sürekli uyumak isteyip yorgun hisseden ben, nasıl olduysa orada süper bir performans gösterdim, sadece 1-2 akşam yemekten önce otele gidip kestirmem gerekti. Tabii bir de normalde hiç yemek seçmesem de uzak doğunun çok baharatlı, çok soslu ve çok deniz ürünlü -normalde deniz ürününe bayılırım- yemekleri ilk 4-5 günden sonra beni biraz -hatta baya!- zorladı :) Onun dışında bu önemli seyahatten kalan bütün fotoğraflarda hamile olduğu henüz anlaşılamayan ama normale göre baya dobişko görünen bir ben varım... !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin avantajı olarak sayabileceğim tek şey ise sırt çantamın ağır taşımayayım diye nerdeyse boş olmasıdır! Pek de fazla bişey değil yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayenin tamamını, fotoğraf destekli olarak detaylarıyla "geziler" etiketi altında anlatacağım. Şimdilik söylemek istediğim, hiçbir aksilik, tehlike veya rahatsızlık yaşamadan, anlımızın akıyla dünyanın öbür ucuna gidip, bi güzel gezip 2 hafta sonra bir sürü güzel anı ve deneyimle döndüğümüzdür!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ÖNEMLİ BİR SAĞLIK NOTU:&lt;/span&gt; Daha önce bir arkadaşımızın başına Singapur'da şöyle bir olay gelmiş:&lt;br /&gt;Dönmesine bir iki gün kala ayak parmağında delice bir kaşıntı başlamış. Bakmış geçmiyor ve dayanılacak gibi de değil, hemen orada bi hastaneye gitmiş. Çinli doktor bir büyüteçle söz konusu parmağa bakmış ve hemen teşhisi koymuş: Akadaşımın ayak pamağına oraların yağmur ormanlarında yaşayan bir mikroorganizma girmiş ve derinin altından ilerleyip kaşıntıya neden oluyormuş. Şimdilik zararsızmış, ama muhtemelen arkadaşım doktora gitmek için buraya dönmeyi bekleseydi dünyanın bir ucundaki yağmur ormanının mikroorganizması burada o kadar kolay teşhis edilemeyebilirdi. Arkadaşım doktorun vediği 1 adet hapı yutunca bişeyciği kalmamış..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani: &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Uzak bir memlektte, özellikle de iklimi, bitki örtüsü çok farklı olan bir yerde başınıza gelen sağlık sorunu önemsiz de görünse, oradaki yerel doktorlarla çözmeye bakın! Burada işiniz daha zor ve masraflı olabilir. Hatta hiç teşhis edilemeyebilir bile!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de önlem olarak böcek ısırıkları ve sokmaları, alerjiler, ağrılar, mide bulantıları ve bilumum hastalıklar için hamilelikte kullanılabilecek ilaç ve merhemleri doktorumuzdan öğrenip sıkı bir ilaç çantası ile yola çıktık. Neyse ki hiçbirine ihtiyacımız olmadı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7536813133493036582?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7536813133493036582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/gecikmis-balay-singapur-malezya.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7536813133493036582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7536813133493036582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/gecikmis-balay-singapur-malezya.html' title='Gecikmiş Balayı - Singapur Malezya'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-5808564883291374700</id><published>2009-04-11T16:24:00.004+03:00</published><updated>2009-04-12T14:03:34.271+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>Ah Kilolar Kilolarr!</title><content type='html'>28 Kasım 2008 - hala 7. Hafta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıkma krizleri ve aşermeler yaşamaya devam ediyorum. Olmadık zamanlarda birden midem kazınıyor mesela. Hemen az da olsa birşeyler yemezsem midem bulanmaya da başlıyor. Gene de pek çok hamileye göre oldukça hafif atlatıyorum. Genelde midem çok bulanmıyor. Çok fazla uyku ihtiyacı, ani acıkmalar ve bu bahsettiğim hafif bulantılar dışında şikayetim yok.&lt;br /&gt;Bu akşam iş çıkışı Troya'yı izlemeye gittik. Çıkışta bardakta satılan mısırların kokusu bana taze haşlanmış makarnayı hatırlatınca eve varır varmaz ilk işim biraz makarna haşlamak oldu. Geceyarısı bi tabak sade makarna yemek ne derece sağlıklı bilemeyeceğim ama zaten saat yedide yediğim 2 dilim pizzanın bana yetmesi beklenemezdi!&lt;br /&gt;Yani hamile değilken de insanın canı birşeyler ister istemesine ama bu biraz daha farklıymış. Daha yoğun ve kuvvetli. O yemeği görünce ya da kokusunu duyunca o senin için hayatın anlamı oluveriyor dersem abartmış olur muyum bilmem :) Tabii bu hiç de iyi birşey değil. İlk 3 ay kilo almadan geçirilirken (bebek o kadar küçük oluyormuş ki anne hiçbir şey yemese bile annenin bedeninden beslenebiliyormuş) ben şimdiden pantolonlarımın içine sığmaz oldum! Sınırsız kilo almaktan ve asla eski halime dönememekten korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alın size kaçıncı ayda kaç kilo aldığınızı ve bu gidişatın genele göre nasıl olduğunu hemen görebileceğiniz çok faydalı bir hesaplayıcı. Faydalanın! &lt;a href="http://gebelik.org/dosyalar/kiloalimi1.html"&gt;http://gebelik.org/dosyalar/kiloalimi1.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-5808564883291374700?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/5808564883291374700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/28-kasm-2008-hala-7.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/5808564883291374700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/5808564883291374700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/28-kasm-2008-hala-7.html' title='Ah Kilolar Kilolarr!'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-7329006770555299978</id><published>2009-04-11T14:36:00.006+03:00</published><updated>2009-04-12T14:04:05.301+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>İçimdeki Deniz</title><content type='html'>27 Kasım 2008 - 7. hafta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, 26 Kasım 2008'de, rutin 7. hafta kontrolümüzde bebeğimizin kalp atışlarını ilk kez duyduk. 2 hafta önceki ilk doktor ziyaretimizde, bir nokta olarak görmüştük kendisini. Teorik olarak bebek müsveddemiz orada olsa da, henüz içinde büyüyeceği kese bile görünmediğinden doktorumuz temkinli yaklaşmış ve "&lt;em&gt;İki hafta sonra tekrar gelin, keseyi görüp kalp atışlarını duyalım. O zamana kadar mutlu haberi çok fazla yaymasanız daha iyi&lt;/em&gt;" demişti. Dün ise ekranda büyükçe bir fasulye tanesinin (su kesesi) içinde küçücük bir fasulye tanesi daha (embriyo) vardı. Doktorumuz boyunu ölçtü : tam 1 cm! Biraz zoom yapınca birden odayı kalp atışlarının sesi dolduruverdi! Ben çok daha hafif, ince ve uzaktan duyulacak diye bekliyordum. Oysa atan, resmen kuvvetli bir insan kalbiydi, sadece biraz daha (baya daha) hızlıydı. (Yetişkin kalbi dakikada 60-80 kez atarken bir embriyonunki yaklaşık iki kat daha hızlı atıyor)&lt;br /&gt;İlk defa bebeğimizle bir bağ kurup onun yaşamaya başladığını resmen görünce gözlerim doldu. Emin de ben de, büyük bir mucizeye tanık olduğumuzu hisssediyorduk. Sadece 1 cm boyutunda bir canlının gümbür gümbür atan bir kalbi olması gerçekten müthiş; bunun benim içimde büyüyecek olan, bizim bebeğimiz olması ise muhteşem bir mutluluk! İkimiz de ultrason odasından ağzımız kulaklarımızda çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erhan Bey'e hamileliğimden çok önce planladığımız ve biletlerini aldığımız Singapur-Malezya seyahatini yapıp yapamayacağımızı sorduk. Ailedeki anneler, teyzeler, yengeler ağız birliği etmişçesine, ya üstü kapalı olarak ya da açık açık ertelememizi söylüyorlardı. Fakat bu bizim gecikmiş balayımız olacaktı ve gitmeyi çok istiyorduk. Neyse ki doktorumuz uçakta 2 saatte bir kalkıp dolaşmam, iner inmez gezmeye başlamayıp önce birkaç saat dinlenmem ve genelde fazla yorulmamam şartıyla izin vererek içimize su serpti. Zaten yetişmemiz gereken bir tur olmadığı için programımızı tamamen benim durumuma göre yapabilecek, gerektiğinde tempoyu düşürebileceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dahaki randevumuz 24 Aralık, tam da noel günü! İki haftalık seyahatimiz bitmiş ve ilk 3 aylık riskli dönem de geride kalmış olacak. O günlerin gelmesini öyle heyecanla bekliyorum ki! Bir an önce karnım büyüsün ve bebeğin hareketlerini hissetmeye başlayayım istiyorum. Şimdilik başka bir bağımız olmadığı için doktorun ultrasonda bakmasına ve "&lt;em&gt;evet, bebek orada ve sağlığı gayet iyi&lt;/em&gt;" demesine çok ihtiyacım var. Bu yüzden kontrol günleri bayram gibi bekleniyor. Hatta Erhan Bey'le muayenehane dışında karşılaştığımızda fark ettim ki, onu görünce bebeğimi görmüş gibi sevinir oldum. Bir nevi şartlı refleks. Erhan bey demek bebeğimizle aramızdaki köprü demek :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-7329006770555299978?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/7329006770555299978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/icimdeki-deniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7329006770555299978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/7329006770555299978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/icimdeki-deniz.html' title='İçimdeki Deniz'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-4776019181214267221</id><published>2009-04-11T14:06:00.005+03:00</published><updated>2009-04-12T14:04:23.615+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>İlk Aşerme</title><content type='html'>25 Kasım 2008 - 6. Hafta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün kendimi çok "gebe" hissettiğim bir gündü. :) Sabah uyanmak çok zor geldi, halbuki akşam 10 civarı uyumuştum bile! Aslında annemiz ve teyzemiz evde olmasalar daha bile erken sızabilirdim. Normalde sabah 8:00' de kalktığıma göre 10 saat uyku gayet yeterli olmalıydı. Ama değildi iştee!!! Ofiste günüm uyumamaya çalışarak geçti... Mesai hiç bitmeyecek sandım. Nihayet 18:30 olunca kocamla buluşup eve attık kendimizi. Tabii ki yemekle beraber bol bol turşuyu mideye indirdim :) Ekşi yemeye doyamaz oldum... "Ye ekşiyi doğur Ayşe'yi" derler ama bilimsel olarak ilk 3 ay boyunca bütün hamilelerin canının ekşiyi daha çok çektiğini okudum internette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra hemen sızarım diye düşünüyordum ama koltuğa uzanıp TV keyfi yapınca biraz dinlendim. Belki de asıl istediğim uykunun kendisi değil biraz tembellik yapıp dinlenmekti. Derken ilk aşermemi de yaşadım! İzlediğimiz dizide şalgam suyu lafı geçince benim gözler bi anda faltaşı gibi açıldı! Hayatımda bir kere ancak denediğim ve çok da hoşlanmadığım bir şeyi hayatımın merkezine koyacak kadar çok istemek acayip bir duyguymuş.&lt;br /&gt;"Hiiiiii!!!! Şalgam suyuuuuuuuuu!" diye bir feryat ettim ki kocacım meseleyi anladı ve hemen harekete geçti. Ben "ohh ilk seferden baya okkalı bişey istedim bakalım nerden bulacak" derken o gayet kendinden emin ve rahat bir şekilde elini telefona atıp alt kat komşumuz ve yakın arkadaşımız olan Engin'i aradı. Meğer kendisi ortak bir iki arkadaşla beraber kebapçıdaymış, yarım saat sonra Engin elinde bir şişe şalgam suyuyla kapımızdaydı. Emin ilk aşermeyi çok kolay, yerinden bile kalkmadan atlatmış oldu!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-4776019181214267221?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/4776019181214267221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/25-kasm-2008-6.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4776019181214267221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/4776019181214267221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/25-kasm-2008-6.html' title='İlk Aşerme'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1712074320948785945.post-6027645342212149124</id><published>2009-04-09T15:40:00.010+03:00</published><updated>2009-04-30T08:58:08.447+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamileliğim'/><title type='text'>İlk şüphe - İlk umut</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sfk9o9LRlSI/AAAAAAAAAB4/DLE6oDE-jGg/s1600-h/IMG_6926.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330359407795606818" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 145px; CURSOR: hand; HEIGHT: 106px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sfk9o9LRlSI/AAAAAAAAAB4/DLE6oDE-jGg/s200/IMG_6926.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;21 Kasım 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi düşününce fark ediyorum ki hayatımda pek çok anı, benim iş için yaptığım yurt dışı seyahatlerini de içeriyor. Bir seyahatte derin fırtınalar içindeki aşk hayatımın gidişatına çözüm bulmaya çalışıyordum, başka bir tanesinde babaannemin vefat haberini alıp apar topar geri dönmüştüm. Ani bir kararla bu düzensiz günlükleri tutmaya başlamam da gene bir iş seyahati için havaalanında beklerken olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımın en güzel ve önemli haberinin ilk şüpheleri, bir montaj için gittiğim Moldova'da içime düştü. Daha gitmeden bir iki gün öncesinden reglimin gecikmiş olduğunu fark etmemiştim. Ha bugün ha yarın diyerek bekliyordum. Yolculuk, ordaki işe başlamak, kısa sürede işi düzgünce bitirmek telaşı falan derken ben ancak 2 gün sonra gecikmenin devam ettiğini fark edebildim. Tabii içime düştü koskocaman bir heyecan! Sayıyorum sayıyorum, 4 günlük bir gecikme... Bir tarafım deli gibi inanmak isterken ( &lt;em&gt;4 gün gecikmişim,daha ne olabilir ki, aksi imkansız!&lt;/em&gt;) , bir yanım da erkenden sevinip sonra hayal kırıklığı yaşamamak için temkinli (&lt;em&gt;hava değişikliği olabilir, yoksa yanlış mı sayıyorum, geçen ayın tarihini yanlış mı hatırlıyorum?&lt;/em&gt;). Gene de ben otomatikman şantiyede silikon, boya kokularından alçıpan ve ahşap tozundan falan kendimi korumaya başladım. Kimselere içimde büyüyen şüpheden (umuttan desek daha doğru aslında!) bahsetmedim çünkü kendimi ve sevdiklerimi bu fikre alıştırmak istemiyordum. Hala bir yanlışlık olması ihtimalini de göz önünde bulundurduğumdan İstanbul'a dönüşümüzü beklemeye ve döner dönmez bir test yapmaya karar verdim. Bir tek en yakın arkadaşım Gönül'le son gün duygularımı paylaşmadan yapamadım.. Eeee, birisine söylemesem çatlayacaktım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet eve dönüş vakti geldiğinde kalbim deli gibi çarpıyordu. İçten içe hamile olduğumdan emindim, bir hafta ciddi bir gecikmeydi. Gene de sevinmek konusunda testi yapana kadar kendimi frenliyordum. Bir yandan da sürekli dua ediyordum &lt;em&gt;"Tanrım n'olur bu mutlu haberi kocama ve aileme verebileyim. Şu montajda çalışarak geçirdiğim haftasonunun karşılığı olmuş olsun, bu kadar istemeden geldiğim şu montajın bende güzel bir anısı olmuş olsun"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçaktan iner inmez ilk işim havaalanındaki eczaneye koşup bir test almak oldu. Eczacı "testi sabah idrarıyla yaparsanız daha doğru sonuç verir" deyince bir kahroldum. Bir gece daha nasıl bekleyecektim! Neyse ki prospektüste, genelde yer etmiş bu inanışın hiç de doğru olmadığı yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha takside eve giderken heyecandan ellerim buz gibi olmuştu, dizlerim titriyordu. Eve girer girmez eşyaları elimden atıp zangır zangır titreyerek tuvalete koştum. Uyguladıktan saniyeler sonra oradaydılar! Hayatımın değiştiğini ve artık geri dönüşü olmayan sürecin başladığını söyleyen iki mor çizgi gözümün önündeydiler!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1712074320948785945-6027645342212149124?l=anneolucam.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anneolucam.blogspot.com/feeds/6027645342212149124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/umut.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6027645342212149124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1712074320948785945/posts/default/6027645342212149124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anneolucam.blogspot.com/2009/04/umut.html' title='İlk şüphe - İlk umut'/><author><name>Özlem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05896829240828814627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/S_6PUx5p9HI/AAAAAAAAAJI/j-uUqpqcVPI/S220/141.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_q2WBxBDQELo/Sfk9o9LRlSI/AAAAAAAAAB4/DLE6oDE-jGg/s72-c/IMG_6926.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
