Bebek Bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bebek Bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2010 Pazartesi

Geriye Dönük Otomobil Koltuğu






Deniz ana kucağına sığmamaya başlayıp bir otomobil koltuğu almak gerektiğinde tabii ki sıkı bir araştırma yapmam farz oldu. Daha güvenli olduğu için izofiksli (arabanın koltuğunun içinde bu amaçla yapılmış olan izofix demirine kancalarla bağlanan) bir model alacağım belliydi. Ama internette araştırınca karşıma hiç bilmediğim bir seçenek olan geriye dönük koltuklar çıktı. Bildiğiniz gibi ana kucakları geriye dönük bağlanıyor, ama sonra alınan koltuk öne bakan oluyor. Şu sitedeki araştırmalar ise bebek büyüse de, 4 yaşına kadar çocuklar için geriye dönük koltuğun çok daha güvenli olduğunu göster
yor. Çarpışma testlerinden durum açıkça ortada. Bebek ve çocuklarda omurga ve boyun hassas, kafalar büyük ve ağır olduğundan öne dönük oturan çocuğun sert bir frende veya çarpmada kafası öne gidiyor, boyun zedelenme riski artıyor. Oysa geriye dönükse kafa koltuğa yaslandığından hiçbir zorlayıcı hareket yok. Bana .ok mantıklı geldi, bulunması zor bir ürün olduğu için biraz araştırıp Volvo servisinden Britax marka geriye dönük koltuk aldım. Deniz doğrusu arabada gitmekten pek hoşlanmayıp ağlıyor çok zaman, ama öne dönük oturup aynı şekilde ağlayan çok bebek var. Sıkça arabaya binince alışıyor, bir de şimdi nereye gittiğimiz söyleyince gitmek istediği bir yerse sesini çıkarmıyor artık. Koltuk yüksek olduğu için yan camdan ve arka camadan etrafı izliyor, arkadaki arabaların şoförlerine el sallamak en büyük eğlencesi oldu.

Dezavantajları ise gece yolculuklarında arkadan gelenlerin farları gözünü alıyor, bir de öne dönüklere göre yatma mesafesi biraz az, uyuyunca başı önüne düşüyor. Farlar için arka cama karartma filtresi, uyku içinse boynun etrafından dönen yastıklardan kullanılabilir. İşte bunlar da fotoğraflarımız.

7 Aralık 2010 Salı

MEMELERE VEDA! Sütten kesilme hikayesi..

Bizim hikayemiz mutlu sonla biten bir hikaye. Aynı yöntemi tavsiye ettiğim iki arkadaşımın hikayeleri de mutlu sonla bitti. Hem de ikisi de bebeklerinin meme düşkünlüğü had safhada olduğu için bu meseleden ölesiye korkan ve ümitsiz olduğunu düşünen arkadaşlarımdı. Zaten bebeğini bir seneyi aşkın zamandır emziren hangi anne için bu konu korku ve endişe verici değildir ki! Üstelik emzirilmeye alışan bebekten başka, ortada bir de emzirmeye alışmış anne vardır. İşin içine kriz anlarında meme verip histeriden kurtulmanın ve her an ideal mamayı yanında hazır bulundurmanın rahatlığı eklenir. "Acaba bebeğime haksızlık edecek miyim, biraz daha emsin yavrucak" gibisinden suçluluk duyguları da, etraftan (özellikle anneanne babaannelerden) gelen tepkiler de cabası. Ama işte geceleri uyanmalara devam etmek, olur olmaz yerlerde elini bluzünüzün içine sokup meme diye ağlayan bir çocuğun sebep olduğu zor durumlar, artık anne sütünün besleyiciliğinin azaldığını bilmek, emzik olmaktan bıkıp memelerinizi eski cinsel kimliklerine kavuşturma isteği ve belki çocuğunuzdaki iştah azalması sizi bu kararı vermeye iter. Asıl sorun başlar, bu kadar memeye düşkün çocuğu ne yapıp vazgeçireceğim?

Ben bu kararı Deniz 13 aylıkken, kazara gelen 2. hamilelik yüzünden vermek zorunda kaldım. Doktorum emzirmenin düşük riski oluşturabileceğini söyledi. Ben de acilen kararımı verip uygulamaya koymak zorunda kaldım. O sırada İstanbul Parenting Class'ta Sinem hanımın 1-3 yaş Çocuklarla ilgili 4 derslik eğitimine katılıyordum. Dolayısıyla kendisine tavsiyelerini sordum. Şu yazısındaa bahsettiği yöntemleri söyledi. Ben forumlardan okuduklarımdan ve bize uygun olacağını düşündüğümden, kahve telvesi sürme yöntemini denemeye karar verdim (iğrendirme yöntemi diye geçiyor).

Türk kahvesini suyla çamur kıvamına getirip memeye sıvadım. Bir daha emmek istediğinde Deniz'e gösterip "bak canım meme uf olmuş gördün mü" dedim. Bir yüzüme bir memeye şaşkınlıkla bakıp sonunda şevkatle memeyi okşadı, yanağını temiz yerine sürdü, ve gitti. Bir daha istediğinde tekrar ve tekrar aynı sahneleri yaşadık. Sonra göstermeden "meme" dediğinde "uf olmuş Deniz'cim hatırladın mı" deyip dikkatini başka şeylere çektim. Tahminimden çok daha sancısız oldu. Israr etmedi. Sadece Deniz o sırada meme emerek uyuduğu için uykuya dalmakta çok zorlandı. Kucağımda çeşitli pozisyonlarda gezdirip sallasam da tam uyuyacakken birden ağlamaya başlıyordu. Neyse ki meme bırakma girişimimizi hafta sonu yapıyorduk ve babamız evdeydi. Baba uyutma görevini üstlendi, ama bana alıştığından babayla uyuması da hiç kolay olmadı. Hatta ağlama krizlerini durduramayıp sokağa çıkıp sokakta ileri geri yürüyerek uyuttuğu bile oldu Emin'in. Ama bu ilk 2 gün böyle oldu. 3. gün benimle memesiz uyumayı da kabul etti. Bu sefer de ben onu uyuturken ağlama krizine girdim, "ah benim canım kızım meme emmeden de uyurmuş, ne uslu, ne uyumlu bebek bu canım kızımmmmm" şeklinde bir duygu seli yaşadığım için. Kadın milleti acayip işte, hele de anne ise...

Böylece kahve telvesi sayesinde ilk denemede, çok sancısız sayılabilecek bir şekilde, sadece 2 gün uyku sıkıntısı ile bu süreci atlattık. Ben bir hafta kadar daha emin olamadığım için "ya meme krizi tutarsa" diye yanımda bir poşette suyla karışık çamur kıvamında kahve taşıdım. Ama hiç gerek olmadı. Gene ne olur ne olmaz diye uzunca bir süre memeleri çıplak görmesin diye özen gösterdim. Emen bebeklerden uzak tuttum, hatırlatmayalım diye düşündüm. İlginç bir şey fark ettim ki, meme emdiği günleri tamamen unutmuş gibi görünüyor. Oyun oynarken annelerinin kucağına çıkıp meme emmeye başlayan arkadaşlarını gördüğünde şaşkınlıkla izliyor. Sonra evde benim mememi açıp gülerek "meme" diyor ve öpüyor. Ağzıyla emme hareketi gibi bişeyler yapıyor, ama kesinlikle meme ucunu emmek, ağzına almak falan yok. Nasıl yapıldığını, ne yapıldığını tamamen unutmuş gibi.

Bu yöntemi günün her saatinde her krizde meme isteyen, gece boyunca memeye yapışık yatmak isteyen Deniz yaşında bebekleri olan iki arkadaşım da uyguladı benden sonra. İkisi de çok korkuyorlardı, yaşayacakları krizlerden, geçirecekleri zor gecelerden. Bir tanesinin korkusu oğlunun memeden iğrenmesinin onun gelecekteki cinsel hayatını kötü etkileyeceğiydi. Sinem hanıma ilettim bu sorusunu, onlar için meme cinsel bir obje olmadığı için bir şey olmayacağını söyledi. Diğer arkadaşımınki ise ilk gördüğünde çok korkup gerisin geri kaçarak korkutmuş annesini. Çocuk bu sefer benden korkmasın diye vazgeçmeye yeltendi ama bir daha göstermeye bile gerek kalmadan sorun çözülmüş. Şimdi ikisi de emzirmeyi bırakmış durumda.

Bir de işin anne boyutu var tabii. Memelerin sahibi de bu değişiklikten bebeler kadar etkileniyor. Hatta fiziksel etkisi çok daha fazla oluyor. Çünkü vücut bir süre süt üretmeye devam ediyor ve memeler şişip korkunç boyutlara ulaşabiliyorlar. Ağrı verici bir deneyim. Böyle olunca pompayla sütü boşaltmak gerek çok beklemeden. Ama bu işlemi çok sık yapmayın. Sadece memeler şiştikçe. Çünkü emilmek, veya sağılmak, süt üretimini arttıran bir olay. Ben hatırladığım kadarıyla ilk gün iki kere, sonraki günler birer kere sağmıştım. Bir de göğüsleri bir tülbentle sıkıca sarmak süt üretimini azaltıyor. Ama bunların yetmediği bir arkadaşıma doktoru sütü kesen bir hormon ilacı vermiş.

Sonuçta kızımla hayatımızda önemli bir dönem sonra erdi. Güzel bir deneyimdi. İlk haftaları çektiğim acılar dışında her anından çok zevk aldım. Bence anne bebek arasında müthiş bir paylaşım, çok eşsiz bir deneyim. Denizin aç ağlarken memeyi görünce ağzını kuş gibi iştahla açıp yapışması ve yüzüme bakarak mutlulukla karnını doyurması hayatımdaki en güzel anılardan biri olacak.

10 Ağustos 2010 Salı

Deniz Ne İşler Karıştırıyor

Deniz'cik bir iş karıştırmıyor.Sadece büyüyor ve gelişiyor. Yeni beceriler kazanıyor, daha fazla anlayıp daha derdini- isteğini anlatmaya çalışıyor. Bizi bazen çok şaşırıtp bazen güldürüp eğlendiriyor. Unutmamak için yazıyorum:

-Bugün (10 ağustos) bir dönüm noktasıydı. Normalde bir yerde otururken bizden hiç uzaklaşmayan, en çok kafede-lokantada 1-2 masa ileri gezen kızım bugün arkasına bile bakmadan 30-40 m. uzaklaştı, hatta bir de köşe dönerek gözden kayboldu. Tabii kaybolmadı çünkü ben de peşinden gittim, ama gitmesem ruhu duymayacaktı. Bir kez de değil, ikincisinde de beni kitapçıda bırakıp dışarı çıktı ve dışarıda da kaotırıp gitmeye devam etti! Tehlikeli bir dönem başlıyor! Veya Deniz bana "sen misin beni memeden kesen, ben de senden iyice bağımsızlaşırım görürsün işte!" diyor!

- Gene bugünden bir ilk: Emin dışarı çıkacakları zaman Deniz'e hep "haydi kızım git ayakkabılarını getir sana giydireyim de gidelim" der, ama Deniz anlamaz gözlerle bakar. En iyi seferde ayakkabıların tekini babasına götürmüştü. Bu sabah ise Emin işe gitmek için hazırlanırken hiç bir şey demediği halde Deniz ayakkabılarının ikisini de babasına getirip uzattı,sonra da kapıya yöneldi! Sanırım bu iki gün önce aldığımız motorsiklet şeklindeki bisiklete (hani şimdilerde moda olan yanları korumalı, üstü tenteli, arkadan bir kolla ebeveynin iterek yönlendirdiği bebek bisikletlerinden) binme hevesinin dışavurumuydu! baba işe yetişiyor olduğundan sabahın 8'inde bisiklet gezintisine çıkarma işi anneye kaldı :)

- Bugün Deniz'i bir alışveriş merkezine götürken (bu sıcaklarda başka hiç bir yere gidemiyorum! Klimalı ortam şart!) araba koltuğuna koyduğumda ağlamasın diye yanına bisikletini de kodum. Bir eliyle gidonundan tutup ciddi bir ifadeyle arada bir bisikletine bakarak gidişi süper komikti! Yol boyu bisikletini bir an bile bırakmadı!

-Memeden ayrıldı. (Nasıl olduğunu ayrı bir yazıda detayıyla anlatacağım) Ama uyumak için emmeye alıştığından uykuya dalmakta zorlanıyor. Özellikle de benim kucağımda. Babası çook ilginç bir sırrını açıkladı: Deniz'i kucağına aldığında başına omuzuna koymak ve uyku moduna girmek istemiyorsa "zerzevatçı" diyormuş. Veya içinde zerzevatçı kelimesi geçen herhangi bir cümle kurması (hem de gayet sakin bir ses tonuyla) yeterli oluyormuş. Bugün öğlen uykusuna yatırırken denedim. İnanılır gibi değil! Anında sarılıp uyku moduna girdi! Halbuki dün uyutmak için baya bir uğraşıp başaramadıktan sonra bu sıcakta hanfendiyi pusetle sokakta dolaştırmak zorunda kalmıştım. Ancak o zaman uyumuştu ama ben de kan ter içinde kalmıştım tabi! Aslında çocukcağız bağıraçağıra geçen zerzevatçılardan korkuyor. Sanırım bu yöntem bu korkuyu derinleştirebilir. Böyle saçma şeylerle uğraşacağımıza Deniz börüşcesine uyku eğitimi vermek gerek... (bunu 6 aylık olduğundan berş söylüyorum dimi :) )

- Bu sabah iki üç kez bana bakarak "anne" dediiiiiiiiii!!!! YUUPPİİİİİ!!!!!

- Fark ettim ki bugün çok işler başarmış kızım! Memeden kesilince gece uyanmaları neredeyse yok oldu, sadece sabaha karşı 4-5 gibi bir kez uyanıyor. Psikolog gece kesintisiz uyuyan bebeklerde gelişimin gözle görülür şekilde hızlandığını söylemişti. Acaba bunlardan mı bahsediyordu?

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Deniz’le Tatil – İlk Adımlar !

Kızımızın dış dünyayla pek ilgisi olmayan mini minnacık bir bebek olmaktan çıktığından beri ilk tatilimizi yurt dışında, annemin memleketi olan Polonya’da yaptık. 11 aylık olan Deniz iyiden iyiye hareketlenmiş, sürekli yürüme ve keşif çalışmaları yapar olduğundan 2 saatlik uçuşun nasıl geçeceği konusunda kuşkuluydum. Bir de uçuşumuz öyle bir saatteydi ki Deniz’in normal öğleden sonra uykusu tam bizim havaalanında olduğumuz saate denk geliyordu. Uyku saati geçtikten sonra Deniz’in daha da enerjik ve kuduruk olması yüzünden bu durum beni endişelendiriyordu. Sonradan gördük ki bu çok da fena bir zamanlama değilmiş. Nitekim Deniz havaalanında bulunduğumuz süre boyunca uyumadı (tahmin ettiğim gibi) ama uçağa biner binmez memeyi alıp uykuya daldı. Hem kulakları ağrıyacak mı diye endişelenmekten kurtuldum, hem acıkmış olduğumdan çok güzel gelen yemeğimi rahat yedim hem oyalama derdim olmadı. Gel gör ki uçak kalkana kadar içerisi çok sıcaktı ve Deniz’le terden birbirimize yapıştık, sadece kısa kollu tulumuyla kalana kadar soymuş olmama rağmen. Sonradan klimalar çalışınca, bu sefer terli terli üşümesinden korktum ama sağ salim atlattık yolculuğu. Son yarım saatte falan uyandı, o da önde ve arkada oturanlara şirinlik yaparak, insanları rahatsız etmek bir tarafa, onları eğlendirerek geçti.
Tatilimizle ilgili babasının da benim de, hatta ailenin geri kalanının da gözlemi aynıydı: tatil Deniz’e yaradı! İlk adımlarını büyük annesinin (benim anneannemin) evinde dedesinin elinde oyun oynarken attı. Dedesi koştururken ellerini bırakmış da bizimki heyecandan farkına varamayıp farkına bile varmadan 4-5 adım kendisi koşturmuş. Sonraki günlerde ise en büyük eğlencesi bir babasına bir bana yürüyüp kendi kendine alkış yapmak oldu. Hali çok görülesiydi! O 2-3 metrelik mesafeyi eller önde, sarhoş bir adam gibi paytak paytak geçip hedefteki kişiye ulaşınca büyük bir mutlulukla kahkalar atıyor, bir de bana bakıyorlar mı diye odadaki diğer kişilere dönüp sevinçle alkış yapıyordu. İşin ilginç tarafı bu anlattığım tatlı ilk adımların üzerinden en az 1 ay geçmiş olmasına rağmen yürüme konusunda hala çok ilerleyemedik! Sadece artık o kadar sarhoş değil, daha kendinden emin ve düzgün yürüyor, bir de elinden tutulursa koşuyor. Şimdi merdiven inip çıkmanın keyfine vardı ki bu bizim için hiç de iyi olmadı (belki de iyi oldu, biraz fazladan kalori yakıyoruz!).
Yürüme konusundan başka sosyallik ve karakter olarak da Deniz bu tatilde çok gelişti. Varşova parklar bahçeler ve çocuk oyun alanları açısından çok zengin olduğundan günlerimiz açık havada, kum havuzlarında, çocuklar, ördekler, köpekler, güvercinler, tavus kuşları, sincaplar arasında geçti. Deniz diğer çocuklara müthiş bir cana yakınlıkla yaklaşıp bütün havyaların peşinde koşturdu, parkta oynamanın zevkine vardı, ilk defa yumuşacık kumlarda ve uçsuz bucaksız halı gibi çimenlerde emekledi, yerlerde yuvarlandı. Bu sebepten mi bilmem, Varşova’da yapılmasını istemediği şeylere tepki göstermeye, isteyip istemediklerini çok net ifade etmeye başladı. Bize öyle geldi ki karakterini belli etmeye başladı benim minik börülcem…

2 Temmuz 2010 Cuma

UYKU, biraz UYKU bütün isteğim buydu! - Ferber Yöntemi Denemesi

Uykusu gelen her bebek böyle bir galon enerji içeceği içmiş gibi mi olur? Deniz aynen öyle oluyor. Bir de istemediği bir şeyi yaptırmak mümkün olmuyor, yaygarayı basıveriyor. Yanımızda birileri varsa olay şöyle gelişir: Deniz’i pek yakından tanımayanlar, ben “çok uykusu var” deyip onu uyumaya götürdüğümde onun bu haline bakıp gülerek “bana hiç de uyuyacakmış gibi gelmiyor ama…” diye yorum yaparlar. Tabii 5 dakikada uyuyuverince ben “nasıl, yok muymuş uykusu, şiştiniz mi” gibisinden zafer dolu bir yüz ifadesiyle geri dönerim. Yeterince yakın biriyse, bunu yüzüne karşı ifade etmek de pek zevkli olur 
Ama ne yazık ki her zaman beni haklı çıkarmıyor kızım. Bazen, özellikle de öğleden sonraları çok uykusu olsa da uyumayacağı tutuyor. Ben yarım saat emziriyorum (ne yazık ki 1 yaşına yaklaştığı şu günlerde hala memede uyutuyorum kendisini) , hanımefendi meme keyfi yapıp saçlarımla oynuyor (hatta bazen hırsala saçlarımı çekip canımı acıtıyor) sonra da tam enerji ayaklanıp bir de suratıma bakıp “hah” diye gülüyor. İşte o zamanlar, annelikten ve Deniz’le uğraşmaktan en çok yorulduğum, “bu velet benimle dalga mı geçiyor, cücük kadar çocukla başa çıkamıyorum” duygusunu iliklerime kadar yaşadığım ve uyku eğitimini vermeyen aptal kafamı duvarlara vurmak istediğim zamanlar oluyor. Ha, bu arada geçen yazıda belirttiğim Ferber yöntemini deneme girişimim başarısız oldu. Daha doğrusu sonuca ulaşamadan ben pes ettim. Anlatayım:
İnternette bulabildiğim yazıları ve tecrübeleri okudum, IPC psikoloğu Sinem hanımla görüşüp destek aldım, kendimi bu yöntemin doğruluğuna ve gerekliliğine inandırdım. Emin’in 3 gecelik bir iş seyahatine gidiyor oluşunu fırsat bildim, eve bana destek olması için alt kat komşum Esin’i davet ettim. Ona ne yapacağımı anlattım, hatta gündüzden okusun diye konuyla ilgili başarılı olmuş annelerin bloglarının vs linklerini gönderdim ki Esin de ikna olsun, ne yapacağımızı bilsin. Akşam da Deniz parktan gelip yemeğini yedi, banyosunu yaptı, uyku öncesi hazırlıkları başarıyla yerine getirdik, meme emme faslını en sona değil bütün oyuncaklara iyi geceler dilemenin öncesine koyduk. Deniz’i yatağına yatırıp tatlı bir sesle iyi geceler dileyip yatağının yanından ayrıldığım anda, daha odadan bile çıkmadan yaygarayı bastı. Ben yanına dönmek ve onu almak yerine balkona Esin’in yanına kaçtım. Ağlaması canhıraş çığlıklar şeklindeydi. Canı acımadığını, başına kötü bir şey gelmediğini bildiğim ve kendimi buna hazırladığım için dayanmakta çok zorlanmadım. Asıl problemi 5-6 dakika sonra yanına ilk ziyareti yaptığımda yaşadım. Deniz ayakta, yatağın kapıya en yakın köşesinde durmuş çığlık çığlığa ağlıyordu. Ben yanına gidince ellerini havaya kaldırıp bana tutunmaya ve onu almam için yatağın içinde zıplayarak daha da çok bağırmaya başladı. Ben onu biraz zorla yatırdım, öptüm okşadım (tabii ki bunlar sakinleştirmenin yanından bile geçmedi) ve gene çıktım. Bir dahaki ziyaret de aynı şekilde geçti. Ağlamaktan sucuk gibi terlemişti, pijamaları sırılsıklamdı. Beni her görüşü onu daha da çok ümitlendirip daha şiddetli ağlama krizine soktuğu için ziyaretleri 7, 9, 12 dakika gibi uzun sürelere yaydım. Derken aralarda sesi kesilmeye başladı. Ben artık stresten oturamıyordum, iyi bir şey yaptığımdan da artık o kadar emin değildim. Doğrusu Esin yanımda olmasaydı Deniz’in onu bırakmayayım diye ellerime sarılışına dayanamaz, 2. veya 3. ziyarette boş verip onu alırdım. Ama Esin’le 2 ziyaret daha dayanıp uyumamış olursa almaya karar verdik. Neyse ki birden ses kesildi. Yanına gittiğimde içim çok acıdı, minik kuşum ellerini yatağın kenarına koyup kafasını ellerine yaslamış, ayakta uyuyakalmıştı. Yatırırken tekrar uyanıp ağladı, ama birkaç dakika sonra gene ses kesildi. Gittiğimde kurbağa gibi yüz üstü yatağın köşesinde uyuya kalmış olduğunu gördüm. Bu sefer yatırıp üstünü örttüm, sırtına bir ter tülbenti koydum, hiç uyanmadı. Uyuması toplam 55 dakika sürmüştü.
Balkona gittiğimde dizlerim titriyordu. “Allah’ım n’olur yanlış bir şey yapıyor olmayayım, n’olur sonuçta birkaç gece sonra bütün gece bölünmeyen sağlıklı ve mutlu bir uyku düzeni olsun” diye dua ettim. Bir de “Allah’ım n’olur bu gece uyanmasın!” diye. Ne yazık ki bu duam kabul olmadı, Deniz 1 buçuk gibi uyandı. Ben bir kez daha böyle bir sabır denemesinde başarılı olabileceğime hiç inanmadığım (hem de gece karanlığı ve sessizliğinde, ben de uykudan uyanmışken çok daha zor) için hiç ağlatmadım, kucağıma aldım, ama meme de vermedim. Kucağımda ama meme vermeden uyutmam yaklaşık 1,5 saat sürdü. Daha doğrusu uyudu uyumasına ama yatağında 10 dakika sonra, kimi zaman 5, kimi zaman 20 dakika sonra uyanıyordu. Kah pışpışlayarak, kah kucakta gezdirerek uğraştım, ama derin uykuya bir türlü geçiremedim. Sonunda benim de gücüm tükendi ve meme verdim. Bu sayede ikimiz de birkaç saat uyuduk. Sabaha karşı ikinci kez uyandığında gene tam olarak aynı şey oldu. 1,5 saat debelenip uyuyup uyandıktan sonra memede derin uykuya ancak geçebildi.
Sabah her zamanki gibi bir saatte, her zamanki gibi bir psikolojiyle uyandı. Ben ise biraz kızı bu kadar ağlattım diye, biraz da gece uyandığında metanetli davranamadım, gene meme verdim diye suçluluk içindeydim. Psikoloğun böyle bir şey olmayacağını defalarca söylemesine, diğer okuduğum annelerin de böyle bir şey tecrübe etmemiş olmalarına rağmen acaba bana kızgın mı, gücendi mi, geceyi hatırlayıp bana küsecek mi diye gözünün içine baktım. Tabii ki bunların hiçbiri olmadı. Ben de acaba ilk yatışta kendi kendine uyumasını beklesem ama geceleri uyandığında meme versem bir faydası olur mu, gene kendisi uyumayı öğrenir mi diye danışmak için Sinem hanımı aradım. Hem onun söylediklerinden, hem de mailleştiğim Hayal ‘in söylediklerinden Ferber Yöntemi ile ilgili şunu tekrar öğrendim (aslında bilmediğim bir şey değildi ama aklıma kazındı) :
-Bu Ferber Yöntemi denen şeyi “biraz uygulamak” diye bir şey yok! Ya tam anlamıyla uygulanacak, ya da hiç kalkışılmayacak!
- Her konuda değiştirilmeye çalışılan alışkanlıklarda olduğu gibi bu konuda da kararlılık, süreklilik ve taviz vermemek en önemli şey.
İkinci güne bu kararlılıkla başladım ama akşam saatleri yaklaşıp uyku vakti geldikçe mideme kramplar getiren bir stres ve ağlama isteği beni sardı. Akşam üzeri Deniz’İ kendi kendine uyutmaktan vazgeçtiğimi kendi kendime itiraf ettim. Bu kararı vermek, sıcak kumlardan serin sulara atlamak gibi rahatlattı beni. Kızımla gezmeye gidip ikimize bir güzel tatlı ısmarladım. Anladım ki bilmek ve inanmak başka bir şey, uygulayabilmek başka. Vazgeçtim, pes ettim, başaramadım, çuvalladım ne dersek diyelim. Ben kızımı bir süre daha memede uyutmaya devam edeceğim. Biliyorum, gece kesintisiz uyuması onun için çok daha sağlıklı olurdu ama biz hepimiz bu şekilde uyutularak büyüyüp sağlıklı büyükler olduk diye kendimi avutacağım. Kim bilir, belki Deniz’i tamamen memeden kestikten sonra bir deneme daha yaparım?? Ya da yapmam! (Ki bu memeyi bıraktırma süreci de gözümü çok korkutan konulardan biridir, nasıl olacak hiççç bilmiyorum, hadi hayırlısı).

4 Ocak 2010 Pazartesi

Tracy Hogg İle Tanışma ve İlk Denemeler



Deniz 6 aylık olmaya doğru hızla ilerliyor. İyi huylu güzel bebeğim bize fazla zorluk yaşatmamaya devam ediyor. Yalnız uyku saatleri hariç. Sorun, kendisini kucağımızda sallayarak veya odada ileri geri yürüyerek uyumaya alıştırmış olmamız. Yani gene kızımın çıkardığı bir zorluk yok, aslında kendimiz ettik kendimiz buluyoruz! İlk zamanlnar Denizcik beslenmelerden sonra gaz çıkarma pozisyonunda uyuyordu, sonraları da en kolay uykuya daldığı şekle, yani dik pozisyonda omuzumuzda tutup odada ileri geri yürümeye devam ettik. O zamanlar hem biz kızımızla kucak kucağa durmaktan, onu koklamaktan büyük zevk alıyorduk, hem de ağırlığı az olduğu için bu durum bizde bir zorluğa neden olmuyordu. Şimdi 6 aya yaklaşırken, bizim onu kucaklamaktan aldığımız zevkte hiçbir azalma yok, fakat hanfendinin kilosunda baya bir artış var! Artık uyuması 8-10 dakika da sürse, 8-9 kilo civarında olduğu için bizim belimiz buna dayanmıyor. Ayrıca diş rahatsızlığından, veya artık sütün yeterli gelmeyişiyle beraber açlıktan, veya doktorumuzun dediği gibi bu aralar ortaya çıkan anneyi kaybetme korkusundan geceleri uyanmaya başladı Deniz. Sebebi her ne olursa olsun ağlayarak uyanıyor ve emzirmeden uyumuyor. Bazen 1-2 saatte bir uyandığında en son uyanışında emzirdiysem gene kucakta ileri geri yürüyerek uyutuyorum. Tahmin edersiniz ki gecenin köründe yataktan çıkıp 8-9 kiloluk bir bebeyle bunu yapmak çok zor oluyor. İşin içine bir de günde 3 kez uyuduğu gündüz uykuları girince bir de bakıyorum ki gündüz 2-3 kere (bazen memede uyuduğu için gerek kalmıyor) gecede de 2-3kez ortalama 10'ar dakika (bazen daha uzun) Deniz'i kucağımda ninni söyleyip yürüyerek uyutmam gerekmiş.

ÇÖZÜM BİLEN VAR MI?

Durum böyle olunca aldı beni bir düşünce. Bu halimiz ne olacak? Bu kızı böyle alıştırdık, çok hata ettik. Günden güne ağırlaşıyor, alışkanlığı ise yer ediyor. Peki kendi kendine uyumaya alıştırmanın bir yolu yok mudur acaba? Birkaç sefer yatağa uyanıkken koyup poposundan pişpişleyerek ve alışık olduğu ninniyi söyleyerek uyutmaya çalıştım. Önce oyun zannedip yatakta eğlendi, sonra var gücüyle ağlamaya başladı.45 dakika uğraştan sonra sonuç başarısız.

FERBER ve TRACY HOGG

İnternete girip bir araştırma yaptığımda başka blogcu annelerin Tracy Hogg'dan ve Ferber'den bahsettiklerini gördüm. İkisinin de bebeklere kendi kendine uyumayı öğretme yöntemlerini daha önce kabaca duymuştum. Bir kere ikisi de kendi kendine uyumanın ve gece uyanmamanın bebeklere öğretilmesi gereken eylemler olduğunda hemfikir. Bu konuda ipler bebelere bırakılmayacak, onlara öğretilecek, rehberlik edilecek, rahat rahat uyuyan mutlu bebekler olmalarını ancak biz sağlarız. Eyvallah! Hemfikir oldukları bir konu da gece yatma vaktinden çnce kesinlikle bir "uyku öncesi rutini" oluşturmak gerektiği. Yani büyük olasılıkla banyo, alt değişikliği, ninni, kitap okuma, sarılıp iletişim kurma gibi aktivitelerden oluşan rutin sayesinde bebek uykuya hazırlanacak, artık uyku vakti geldiğini anlayacak. Her akşam bunlar tekrar edile edile bunlardan sonra uyumaya alışacak. Buna da eyvallah!
Ferber, kendi kendine sağlıklı bir uyku yolunda bebeğin ağlamasının ona kesinlikle bir zarar vermeyeceğini savunuyor. Uyku öncesi rutinlerden sonra onunla konuşup iyi geceler dileyip yatağına yatırın ve odayı terk edin diyor. Ağlamaya başlarsa (tabii ki de başlayacak!) yanına hemen gitmeyin, 5 dakika bekleyin. Sonra gittiğinizde bebeğinizi yataktan ASLA kaldırmayın, sadece konuşun, okşayın, pışpışlayın ve orada olduğunuzu söyleyin, tekrar çıkın diyor. Gene ağlaığında bu sefer 10 dakika bekleyip yanına gidin, aynı şeyi tekrar edin. Çok uzatmadan odadan çıkın ve ağlıyorsa bir daha yanına gitmeden önce 15 dakika bekleyin. Sonrasında uyuyana kadar 15 dakikada bir yanına gidip kontrol edin ama ASLA yatağından kaldırmayın diyor.
Bu yöntem bebeklerin çok ağlamalarına izin vermeyi gerektirdiği için anne babaların çoğunlukla kıyamadıkları bir yöntem (benim için de kesinlikle böyle). Anne babaya güvenmeyi yeni yeni öğrenen bir bebeği karanlıkta yalnız başına ağğlarken bırakmak onu korkutur, terk edilmiş gibi hissettiri ve ciddi güven sorunu yaşayabilir diye düşünüyorum.
Böyle düşünenlerden biri de Tracy Hogg. Onun yönteminde uyku öncesi rutini ve iyi geceler dileyip bebeği öpüp yatağa bırakma kısmı aynı. Ama bebek ağladığında anında yanına gelinmesi, yataktan alınması, sakinleşinceye kadar kucakta tutulması gerektiğini savunuyor. Kesinlikle sallama, yürüme, hoplatma vs değil, sadece kucakta tutulma ve konuşma. Sakin bir ses tonuyla "cenım benim ağlama sadece uyuyaaksın, biliyorum kendi kndine uyumak çok zor ama ben buradayım hiç merak etme" gibisinden, anlıyormuş gibi. Ağlama ve mızmızlanma kesilince tekrar yatırın, ağlamaya başlar başlamaz da tekrar kucağınıza alın diyor. Ve bunu aynı şekilde bebek uyuyana kadar, gerekirse 1-1,5 saat devam ettirin diyor. Tabii bu da bebeği belki 100 kere alıp alıp geri yatırmak demek olacağından sıkı bel-sırt-kol kası lazım! Ayrıca muhtemelen bebecik sürekli ağlayacağından sıkı sinir sistemi de...
Gene de bu Tracy teyzenin yöntemini okumaya incelemeye değer buldum. Netekim diğer bloglarda ve forumlarda da bunu uygulayıp başarılı olan, bir takım sorunlarını Tracy Hogg yardımıyla çözen annelere rastladım. Hemen bir kitapçıdan "Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler" şeklinde iddialı ismi olan kitabı edindim ve bir günde neredeyse tamamını okudum. Tracy Hogg, yüzlerce bebeğe bakmış, sorunları olan anne babaların sorunlarını gerçekten mucizevi şekilde hızla çözmüş bir bebek hemşiresiymiş. Söylediği şeyin temeli bence de gayet mantıklı ve aslında az çok bildiğimiz ama bazen (veya sık sık)göz ardı ettiğimiz birşey. Bebeklerin hayatında düzenin çok büyük önemi vardır diyor. Onların hayatını bir sonraki adımın ne olacağını bildikleri bir rutin içinde devam ettirmelerini sağlamalıyız diyor. Kesin saatlere bağlı bir program yapmamakla birlikte sabah 7 de kalkışla başlayan, akşam 19:30'da biten, "beslenme, aktivite, uyku, beslenme, aktivite, uyku" şeklinde devam eden bir rutini uygun buluyor. Bebeğin yaşına göre aktivitelerin ve uykunun kaçar saat olacağı, beslenmenin kaç saatte bir yapılacağı değişiyor tabii. Ama temelde 4 aydan sonra bebeklerin 4 saatte bir beslenmelerini ve gece boyunca hiç emzirilmeden 6-7 saat rahatlıkla uyuyabileceklerini salık veriyor! Benim kızımın 6 aylık haliyle hala 2 saatte bir meme emmesinin pek de mantıklı olmadığını biliyordum da nedense kafama dank etmesi için bir yerden okumam gerekiyormuş! Genelde verdiği örnekler ve anlattığı şeyler mantıklı ve güzel gelince bizim kıza bu yatır/kaldır yöntemiyle kendi kendine uyku uyumayı öğreteyim ve düzenini Tracy'nin anlattığı rutine benzetip meme zamanını 4 saatte bir e çıkarayım diye karar verdim. Zaten aslında Deniz'in 8'de uyanıp 2 saat uyanık kalıp 1 saat uyumak, 2 saat uyanık kalıp 1 saat uyumak şeklinde bir düzeni iyi kötü var. Yalnız meme saatleri bu düzen içinde sağa sola, yaklaşık 2 saatte bir olacak şekilde serpiştirilmiş durumda. Bir de bahsettiğim kucakta uyutma sorunumuz var.

YENİ DÜZEN DENEMELERİ

Bizim Tracy, benimki gibi yarım yamalak düzenli veya düzensiz bebeleri günlük rutine oturtmak için neler yapılacağını anlatmış. Bu sabah başladım. Tek farkla, kitapta 7 de başlayıp 19:30 da son bulan günü ben 8-20:30 arası planladım. Böylesi bizim aile hayatımıza ve babanın kızıyla biraz vakit geçirmesine daha uygun olur diye düşündüm (aslına bakarsanız bu Tracy'nin yapmayın dediği bir şey! Bebeği kendi hayat temponuza uydurmayın, onun uykuya ihtiyacı var, siz ona uyun diyor) Sabah uyanışından sonra meme emmede ve 2 saat aktivite yapmada (oyun oynamak ayaklarını tutmak, gülüp eğlenmek, normal şeyler yani) bir sorun tabii ki yaşamadım. Uyku vakti gelince, yatır/kaldır denemsine giriştim. Perdeleri indirip pijama giydirerek bir nevi uyku öncesi rutin uyguladım ve Deniz'e sarılıp öpüp yatağına koydum. Zaten uykusu gelmiş olan Deniz, birden kendi kendine uyumaya başladı! - demeyi ne kadar da çok isterdim!!! Tabii ki ve ne yazık ki hiiiç de böyle olmadı. Yatağa koyar koymaz ağlamaya başladı. Ben de hemen kucakladım sarılıp tatlı sesle konuşmaya başladım. Sakinleşince tekrar yatağa koydum, bir iki yapıştan sonra artık kucağıma aldığımda da susmayan bir bebeğim oldu! Sürekli olarak en yüksek perdeden ve sanki ıkınarak, boğazını yırtarak ve poposunu dışarı doğru ittirip kendini kasarak ağlıyordu. Bana kitaplardan bebek bakımı öğrenilmez, bebek sevgiyle büyür demesine rağmen (ki ben de böyle düşünüyorum zaten sevgisiz büyütmek gibi birşey düşünmüyorum) babaanne de bu denemeyi yapmamı kabul etmişti. Fakat bu böğürtülü ağlamalar sonucu yanımıza gelip müdahale edeceği kesin gibi olduğundan ve tabii ben kendim de kızıma kıyamadığımdan 10 dakika içinde pes ettim. Sallanmadığım sürece kucakta olmasına rağmen ağlayan Deniz ancak odanın içinde turlamaya başlayınca sakinleşti ve sakinleşir sakinleşmez omuzumda uyudu.

SORULAR BİRBİRİNİ KOVALIYORRRR...

Bu biliyorum ki yapılmaması gereken en birinci şey. Birşeye başlamak sonra bebek çok ağladı diye bundan vazgeçip tekrar onun istediğine dönmek. Bu bebişe "demek böyle çok ağlarsam annem benim istediğimi yapacak" demektir. Ama bildiğim halde yaptım. Zaten kucakta uyumaya alıştırmanın da yanlış olduğunu bilmiyor muydum??

Şimdi ne yapacağım? Deniz'i bir rutine oturtmaya, gündüz uykularını ve gece uykusunu aynı saatlerde aynı hazırlıklar sonrası uyumasını sağlamaya çalışacağım. Bu sırada zırt pırt değil 4 saatte bir beslemeye çalışacağım. Zaten masada otururken bizim yemeklerimize saldırmaya başladığı için doktorumuzu telefonla arayıp ek gıdalara geçmek için izin istemiştik. Öğlenleri kabak-havuç-patatesten oluşan sebze çorbası, akşamları da hazır tahıllı kaşık maması vermeye başladık. Yeni birşeyler denemekten ve karnının doymasından Deniz de çok memenun görünüyor. Bu da memeye düşkünlüğünü azaltıcı bir avantaj olacak sanırım. Rutine oturup aynı saatlerde uyumaya alışınca belki daha kolay uyumaya da başlar diye umuyorum. Kendi kendine uyumayı şimdilik bir süre daha rafa kaldırsam da hiç olmazsa hızlıca, beni çok yormadan uyumasını, veya kucağımda ben otururken uyumasını hedefleyebilirim. Daha şanslıysan daha ileri gidip yatağında pışpışlayarak veya ninni söyleyerek uyutmayı tekrar denerim. Tekrar tekrar ısrarla denersem sonunda bu şekilde uyumaya başlar mı acaba???

Veya "bebek büyütmenin kolay olduğunu kim söyledi, önceden böyle alıştırmasaydın kardeşim, şimdi başa gelen çekilir bırak çocukçağızla uğraşmayı" der, eskisi gibi devam eder, geceleri biraz uykusuzluk ve biraz da (biraz değil aslında bayaaa) bel ağrısına razı olurum.

Zaten aslına bakarsanız bir yanım da (geleneksel anne yanım) diyor ki "bebeğin mutlu, yüzünde güller açıyor, boyu kilosu gelişimi mükemmel, seninle ilişkisi mükemmel, kendi kendine vakit geçiriyor, az veya çok gündüz uykusu uyuyor, geceleri kalkması çok sık değil, ek gıdalara geçişi ve çoğu yeniliğe açık, kısacası çoğu annenin özeneceği meleklikte bir bebeğin var. Ne diye hala uğraşıyorsun? Mutlu ve sorunsuz bebeğini zorla sinir hastası mı yapacaksın? Ayakta gezerek uyutmayı değiştir, oturmaya falan yumuşak bir geçiş yap, sonrasında da bebeğine sarılmanın onu koklamanın kucağında uyutmanın ve memenden beslemenin keyfini sür. Zaten büyüyecek ve bunları bırakacak, senden uzaklaşacak." Hem kendimi hem bebeğimi üzmeyip bu mutlu birlikteliğimize böylece devam edebilirim gayet güzel. Başka "bilinçli" annelerin bloglarının ve okuduğum kitapların kendimi kötü hissetirmesine, yanlış davranan anne durumuna sokmasına izin vermemeliyim belki de..

Gelin, bu konuda kendi deneyimlerinizi ve duygularınızı paylaşın. Bu konuların bütün annelerde benzer duygulara ve tereddütlere neden olduğuna eminim. Paylaşmak, başkalarının deneyimlerini duymak, çeşitli bakış açılarını değerlendirmek sanırım karar vermenin en sağlıklı yolu. Ben ayrıca yarından sonra doktorumuzla randevumda da konuyla ilgili sorularımı soracağım. Gerçi siz de bilirsiniz ki ne kadar doktor varsa o kadar farklı cevap var!

Doktora sorulacak sorular:
1- 6 aylık, artık ek basine geçmiş bir bebeğin ne kadar sık meme emmesi gerekir?
2- 6 aylık bebek gece kaç saat kesintisiz uyur, neden uyanıyor olabilir?
3- Şu an babaanne bizde olduğu için tek ekstra odamızda o kalıyor. Deniz'i ayrı odaya yatırmamın bir ay kadar daha gecikmesinde sakınca var mı?
4- Gündüz uykularını kaç saat uyumalı, toplamda ne kadar uyumalı?

19 Kasım 2009 Perşembe

Deniz 4 Aylık!


Hatta şu an 4,5 aylık olmak üzere! Hoş ve hareketli günler yaşıyoruz kızımla. Her birkaç günde bir yeni bir beceri, yeni bir şirinlik.

Kilosu 7,5 olmuş, boyu da 70,5 cm. Standartların üzerinde büyümesi devam ediyor. Hala sadece anne sütüyle besliyorum ve hala biberon almıyor. Doktorumuza bu biberon konusunu açtığımda bana başka bir besleme şekli önerdi. 40-50 cc su ile 1,5 tatlı kaşığı pirinç ununu pişireceğim. Ilıklaştığı zaman içine 50 cc kendi sütümü ekleyeceğim ve kaşıkla yedireceğiz hanım kızımıza. Tabii ben değil, be yokken annemveya babası yedirecek. Anneye biraz özgürlük vermek için diğer bir kişinin karın doyurabileceği güzel bir yöntem, ama çok sık uygulamamak gerek diye altını çizdi doktor.

Bu aralar bolca yaşadığımız ilklere gelince:

Geçen hafta ilk kez babasının kucağında mızıldarken yanlarına gittiğimde ellerini bana uzatıp vücudunu da bana doğru eğerek resmen bana gelmek istediğini belirtti mesela. Tabii ki bende bir kıvanç, babada ise kıskançlık sebebi :) Ondan sonra özellikle akşamları uykusu geldiğinde bu hareketi tekrar etmeye başladı. Biraz daha anneci oldu yani anlayacağınız. Veya daha önce de anneciydi de şimdi ifade edebilmeye başladı tercihlerini!

Daha dün ilk kez yüzüstü yattığında elinin erişebileceği mesafede duran bir oyuncağına elini uzatıp tuttu ve kendine çekti. Bu yüzükoyun yatma egzersizlerini her gün yaptırıyorum. Kafasını ve ayakarını kaldırıp etrafa bakındığından ve düz dönmek için debelendiğinden biraz terliyor, ama sırt kasları için çok faydalıymış. Etrafına ilgisini çeksin diye oyuncaklarını yayıyorum ama elini hiç uzatmıyordu, düne kadar!

Bu aralar sürekli doğrulup oturmaya çalışıyor Deniz. Yattığı yerde yatmak istemiyor hiç. Ellerinden tutup birazcık yardım edersek hoop, doğruluveriyor. Oturduğu anda suratındaki mutluluk ve başarı ifadesini bir görmeniz gerek! Harika! Fakat henüz oturması sakıncalı, doktorumuz "bu ay da sırt kasları biraz gelişsin, birdahaki ay oturtmanızı isteyeceğim" dedi. Özellikle çıngıraklı çorapları tavsiye etti hatta, ayakları sallamak sırt kaslarını geliştirdiği için. Aldım taktım ayaklarına ama bizimki sesin ayaklarından geldiğini fark etmemiş gibi davranıyor!

Artık pusetin anakucağı bölümünde biraz sıkışmaya başladı Deniz. O yüzden daha büyük bebeklikten 2-3 yaşına kadar kullanılan oturağı kullanıma açtık. Tam dikleştirmeden, yarı yatar pozisyonda tutuyorum sırtını. Çok daha ferah ve rahat görünüyor deniz içinde. Hem de yanları daha açık olduğundan etrafı daha iyi görebiliyor. Tabii anakucağını hala araba koltuğu olarak kullanıyoruz mecburen. Ama yavaştan kızımıza uygun bir araba koltuğu bakmaya başlayacağım. Bu konudaki araştırma ve kararımı da ilerleyen günlerde (veya haftalarda) burada bulabileceksiniz.

Uykusunda yuvarlanarak yer değiştirmeye başladı tam bir hafta önce. Öğlen uykusuna yatağına yatırdım, 15 dakika sonra bir gittim ki kendi yatağından bizimkine geçmiş orada uyuyor! (Denizin yatağı bizimkine bitişik ve aynı seviyede, arada da bölücü birşey yok. Gece sık sık emzirirken çok büyük kolaylık) Tabii hemen araya yatağın o taraftaki parmaklığını da taktık. Artık sağda solda, koltuğun üzerinde, ana kucağında, alt değiştirme yerinde yalnız bırakacağım zaman çok dikkat etmek gerek!

Uyku düzenimiz daha da nefis hale geldi bu ay. Artık gece yatmadan önce bir kez besleniyor, sonra bazen 2 saat sonra bi kez uyanıyor gene emiyor (ben o saatte zaten daha yatmamış oluyorum, o yüzden sorun değil) sonra 8-10 saat kesintisiz uyuyoruz. Bu da demek oluyor ki 11-12'den sonra sabaha kadar uyandırmıyor minnoşum beni. Ona buradan teşekkürler ediyorum ve herkese böyle uykusever bebek diliyorum :) Tabii bu sefer göğüslerimde ciddi miktarda süt birikiyor, taş gibi olmuş ağrılı göğüslerle uyanıp pompalamak zorunda kaldığım da oluyor!
Gündüzleri ise, 2 saat uyanık kalıp 1 saat uyuma düzenimiz çok güzel oturmuştu. Bir süre saat gibi devam etti o şekilde, ama bu aralar bozuldu biraz. Sabah uyandıktan 2 saat sonra kesin 1 saat kestiriyor ama öğleden sonraları belli olmuyor pek.

Gündüz uykularına genellikle memede uyuyakalarak dalıyor. Ama bu aralar kafamı en çok kurcalayan konu, gece uykusuna yatırma şekli. Ne yazık ki kucakta odanın içinde ileri-geri volta atarak uyumaya alıştırdık. Şimdi başka şekilde uyumuyor, oturmak da yasak, illa odada yürünecek! Bir de ninni söylenirse süreç hızlanıyor. Güzel sıcak bir banyo yapıp, alt değiştirme masasında gelenekselleşen oyunlarımızı oynadıktan sonra, saat de 9 civarıysa çabucak dalıyor uykuya. Ama banyo yaptıramadaıysak mesela, veya bir derdi varsa belim kopana kadar uyutmaya çalışıp pes ederek nöbeti babaya devrettiğim de oluyor. Eh dile kolay, 7,5 kilo! Artık yatağında kendi kendine uyumayı öğrenmenin vakti geldi de geçiyor, biliyorum. Fakat gelin görün ki bir türlü cesaret edip insiyatifi ele alamıyorum! Bel ağrısından çok bıkıp karar verdiğim bir iki akşam denemeye kalktıysak da sesi kısılırcasına bas bas bağırarak ağlayınca kıyamıyoruz. Zaten bebeği yatakta bırakıp ağlasa da yanına gitmemek değil uygulayacağımız yöntem. Ağlayınca yataktan alıp sakinleştirmek, sakinleşince tekrar yatağına bırakıp odadan çıkmak, ve uykuya dalana kadar bu şekilde yanına gidip gelmek planımız. Bu camiada kabul görmüş, Amerikalı bir bebek psikoloğunun önerisi. Dünyada uyku eğitiminde iki ekolden biri bebeği yatağa koyup ağlayıp kendini de yırtsa yanına gitmemek, diğeri ise bu dediğim. Ağlatmak ve yanına gitmemek uyku konusunda daha çabuk sonuç verse de anne babaya güven duygusu yeni yeni oluşmakta iken darbe alıyor, bebek kendini terk edilmiş hissediyor diye diğerini kullanıyor pek çok kişi. En fazla 5-6 günde bebekler kendi kendilerine uykuya dalmayı öğreniyorlarmış bu şekilde. Fakat öncelikle anne babaların kendilerini disipline etmeleri gerek tabii, ki işin asıl zor kısmı bu! Şimdilik şu sitedeki konuyla ilgili yazıları okuyor ve kendimi eğitmeye, en doğru ve kolay yolu bulmaya çalışıyorum. Bu siteyi (www.babycenter.com) ingilizce bilen ve okumaya üşenmeyen bütün anne babalara şiddetle tavsiye ederim, çok faydalı bilgiler, sorulara hem uzmanlardan hem ailelerden cevaplar içeriyor.

Bu arada Deniz hala bizim odamızda yatıyor. Bu konuda çok çeşitli görüşler olsa da ben annesel içgüdülerimi kullanmayı tercih ettim bu konuda. Geceleri emmek için uyandığında ağlamayıp sadece kıpırdanarak ufak sesler çıkartıyor ve ben bunlara uyanıp kızımın karnını doyurup tam uyanmadan yatağına geri yatırıveriyorum. Ayrı odada olsa bağırarak ağlayana kadar sesini duyamayacağım, bu en büyük sebep yanımdan ayırmak istemememde. Ama artık geceleri uyanmamaya başladığına göre evimizin misafir-çelışma-depo odası olarak kullanılan "arka oda"yı Deniz'in odası haline getirme vakti! Planım duvarlarını güzel bir renge boyayıp bir de resim yapmak. Hazırlıkları tamamlayıp odayı kullanıma açana kadar 1-2 ay daha sabahları kızımın gülen yüzünü görerek uyanma lüksümün tadını çıkaracağım!

23 Ekim 2009 Cuma

Günden Güne, Adım Adım

Kızımız dün, yani yani 22 Ekim itibariyle oyuncaklarına elini uzatıp onları tutmaya başladı sayın izleyiciler! Bu süreçleri adım adım izlemek bana nasıl da keyif veriyor anlatamam. Resmen günden güne yavrunuzun geliştiğini görüyorsunuz anne baba olunca. Önceleri sadece oyuncaklara dikkatle bakıyordu. Sonra ellerini kontrolsüzce sallarken eli mi değdi, yoksa özellikle elini mi uzattı pek de anlaşılmıyordu hareketlerinden. Ama dün ilk olarak oyun halısında yatarken (hani bebeği yatırırsınız, üstünde bir takım oyuncaklar sallanır) yüzüne yakın duran renkli arıya baktı baktı, sonra bir baktım elini kaldırmış arıyı okşuyor. Gene çok anlam yüklemeyeyim dedim ama akşam gezmesinde bir kafede otururken aynı şeyi daha da belirgin olarak tekrar etti. Arabasında yatarken yüzüne yakın sallanan mor su aygırını hop diye ayağından tutverdi! Tekrar rekrar bırakıp bırakıp tutarken yüzündeki dikkat, konsantrasyon ve hırs ifadesi de görülmeye değerdi!

Diyeceğim şu ki, bu basit bir gelişme, olacağı belli olan, benim kızıma özel olmayan bir beceri. Bİliyorum ki başarı bile denemez buna. Ama gene de bende bir gurur, bir duygusallık! Sanki kızım Harvard Üniversitesinden mezun oldu! Gerçekten insan anne olmanın tuhaf yanlarını görüyor ve kendine şaşıyor her geçen gün. Her geçen gün yeni bir mutluluk ve güzellikle dolu. 7 gün 24 saat beraber olup da doyamadığım bir sevgi kızıma olan sevgim. Günde 10 kez yapıp da bıkmadan aynı zevki aldığım birşey onu emzirmek. Şimdiden onun büyüyeceğini, bu tatlı günlerin biteceğini düşünüp o günler için hüzünleniyorum. Bir yandan biliyorum ki o zman da başka zevkler ve mutluluklar bekliyo olacak bizi, ama şu emzirme zevki yok mu! O bitecek, kızım artık benden beslenmeyecek. Daha da büyüyünce bir dönem gelecek bağımsız olacak, hatta beni beğenmeycek.


İnsan hakkaten anne olunca anlıyormuş.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Deniz 3 aylık!

Geçen hafta 3 aylık kontrolümüze gidip geldik. Boy kilo, artmaya devam ediyor. 7 kilo civarı olmuştur diye tahmin etmiştik, 6915 gram çıktı. Belimizin ve kollarımızın ağrıması boşuna değilmiş! Boyu da 67,5 cm. Yani küvetine sığmaması da boşuna değil!

Aslında bilsek de sormadan edemedik doktorumuza: Bu kızın bazen elleri buz gibi oluyor, ama geri kalanı sıcak oluyor. Üşüyor mu demek?
Cevap hayır arkadaşlar. Bebeklerin elleri, ayakları, burunları, yanakları soğuk olabilir, panik yapıp kat kat giydirmeden önce ensesinin hemen altına dokunun. Sırtı da soğuksa üşüyor demektir. Yoksa birşey yapmaya gerek yok. Bunu çok iyi bildiğim halde annelik işte, üşüyormuş gibi geliyor, acaba mı diyorum her seferinde :)


Önemli bir dönüm noktası 3 aylık olmak. Herşey, uyku özellikle de daha bir düzene giriyor. Tam 3 ayı doldurmadan önce "3 aylık bebekler gecede 1 kez emer" diyen makalelere "hadi canım" diye cevap veriyorduk. Tam 3 aylık olduğu günlerde, 1-2 gün anca şaşmıştır, sadece sabaha karşı 4'te uyanmaya başladı. Akşamları 8-9 civarı uyuyor, gece 4' te uyanıp emiyor, sonra artık sabah 8'de. Hatta son bir iki gecedir 5'e ve 6'ya kadar uyuduğu bile oldu!
Gündüzlerimiz de gayet düzenli. Sabah kalkış değişken; 9-11 arası. Ama kesin olan şu ki ondan sonra 2 saat uyanık kalıp 1 saat uyuyor. Saat gibi! Acıkıp meme emmesi de 2 saatte bir. Bu periyod belli olunca ben de günümü buna göre planlıyabiliyorum. SAdece dışarı çıkışlarımızda biraz değişebiliyor (açık havada genelde biraz daha fazla uyuyor) veya hafta sonları baba evde olduğunda...

Bu ay bir de zaatüre aşısı oldu bebeğimiz. Bir dahaki aşı birdahaki aya.
Bir dahaki dönüm noktası ise 6 ay. Dediklerine göre o zaman da her gün yeni birşey yapmaya başlıyormuş! Yani önümüzde çok eğlenceli zamanlar var.

9 Ekim 2009 Cuma

Eyvah! Deniz Biberonu Reddediyor!

"Dünkü nüfus müdürlüğü operasyonum şişkoluğumu yüzüme vurmaktan başka (bakınız bir önceki yazı) bir işe daha yaradı. Biberonlarla ilgili bir gerçegi öğrendim. Bir bebeğin biberon seçebildigini! Bir biberondan süt içen bebeğin illa bütün biberonlardan içmeyeceğini." diye başlamıştım aslında bu yazıya. Çünkü kızımın biberondan süt içmeyi reddedişini yeni bir biberon kullanmamıza bağlamıştım ilkin. Buna inanmayı çok istediğimden, Deniz'in artık biberonun hiçbir çeşidinden süt içmemeye karar vermiş olabileceğini aklıma bile getirmemiştim. Ne kadar yanılmışım!

Asıl süt, rezene çayı vs vermek için kullandığımız Avent biberonumuzu bir arkadaşımızda unutmuş olduğumuzdan sadece 1 kez Deniz 1 aylıkken kullandığımız bir başkasını bıraktım anneme. İçim rahat gidip Nüfus Müdürlüğündeki işimi hallettim. Geldiğimde yokluğum boyunca uyumuştu ve beslemeye gerek kalmamıştı. Uyanınca, biberondaki süt boşa gitmesin diye onu içirelim dedik, fakat nafile. Çok aç olmasına rağmen kesinlikle içmedi, yaygara koparıp ben meme verene kadar ağladı. Bir ümit, 1 gün sonra buzluktaki sütlerden çözüp alışık olduğu Avent biberona koyup dışarı çıkarken yanıma aldım. Ama sonuç gene hüsran: ağğzına alıyor, damaklarıyla çiğniyor, diliyle evirip çeviriyor ama emmiyor. Yine meme verdim mecbur.

Ben hala iyimserliğimi korumaya çalışarak "belki donup çözülmüş sütü beğenmedi, ısısı aynı değildi, belki dışarıda dikkati çok dağıldığı için içemedi" gibi ihtimaller üzerinde durarak üçüncü denemeyi evde, taze sağılmış sütle yapmaya karar verdim. Ertesi gün süt zamanı gelip ağlamaya başladığında süt sağdım, biberona koydum. Bu esnada Deniz iyice acıktı tabii. Ama gene fayda etmedi. Onun değil benim direncim kırıldı, kıyamadım meme verdim. Sadece bir ara memeyi bıraktığında aradan biberonu sokuşturduğumda cuk cuk emdi, ama o zaman da artık karnı doymuştu.


Şimdi ben dehşet içindeyim. Ya bir daha hiç biberondan süt içmezse? Konuştuğum arkadaşlardan hiç biberon almayan, hatta meyve sularına falan başlama vakti geldiğinde de biberon istemediği için annesine çok zorluk çıkaran bebeklerin, bebeği illa meme istediği için onu bırakıp iş dahil hiç bir yere gidemeyen annelerin hikayelerini duyuyorum.
Tam da eski patronlarıma gidip evden çalışıp part time ofise gelebileceğimi söylediğim, Deniz'i birkaç saatliğine anneme bırakıp direksiyon derslerine başlamayı, tekrar spor salonuna yazılmayı planladığım bir dönemde çok acı bir haber oldu bu benim için. Ne yapalım, hep biberondan içmeye alışıp memeyi reddeder bebekler diye duyduk, tersi konusunda uyaran hiç olmadı ki! Doğum öncesi kursta, forumlarda, sitelerde hep "aman bebeklere ilk ay biberon vermeyin memeyi bırakır, biberondan içmek daha kolaydır, alışırsa fena olur" cümlelerini duyduk ve okuduk. Dolayısıyla "alışık" dediğim biberonu bile memeden vazgeçer korkusundan, doğduğundan beri 3-4 kez ancak kullanmışızdır. Şimdi diyorum ki keşke daha sık verseymişiz!

Ben gene de pes etmeyeceğim. Dün gidip daha yumuşak olan kauçuk uçlu biberonlardan aldım. Bir de onlarla deneyeceğim. Bir de bir teoriye göre bebeğin anne kokusundan uzak olması gerekirmiş. Yoksa anne kokusu ona meme emmeyi çağrıştırdığı için biberona hiç yanaşmazmış. Deneyeceğim, göreceğim, bana şans dileyin! Hatta bu konuda tecrübeleri olanlar yazarsa çok sevinirim...

4 Ekim 2009 Pazar

Bebeğimizle İlk Tatil


Uzun zamandır planladığımız ve iple çeke çeke sonunda getirdiğimiz tatilimize çıktık ve başarıyla, sorunsuz bitirip geri bile döndük. Kızımız 2,5 aylık çıktığı seyahatten neredeyse 3 aylık kocaman bir kız olarak döndü. Bir çıkışta arabayla İstanbul-Cunda Adası-Manisa-Çeşme-Manisa-İstanbul yaptı, deniz kenarı da, üzüm bağları da gördü. Babaannesini, halasıgilleri ve babasının sülalesinden birçok kişiyi tanıdı. Bolca hayranlık ve altın topladı :) Bizi de hiç üzmedi. Yollarda hep araba koltuğunda güzel güzel uyudu, hatta kaka yapışı bile o kadar mükemmel zamanlamaya sahipti ki, ya tam yola çıkmadan önce, ya tam feribota binerken!

Şimdi buraya "alın bebeğinizi tatile gönlünüzce çıkın, bebek olunca hiçbir yere gidilmiyor lafına inanmayın" yazacağım ama biliyorum, bizimki gibi sakin, problemsiz, bakımı kolay bir bebekle mümkün olanlar sürekli ağlayan kolik bir bebekle mümkün olmayabilir. O yüzden bu konuda ukalalık etmemeyi tercih edeceğim ve kızım Denizciğime bize güzel bir tatil yaptırdığı için teşekkür edeceğim. Netekim yakın bir arkadaşımız aynı tarihlerde bebeğiyle Ege kıyılarına tatil için yola çıkmış, fakat ufaklık o kadar ağlamış ki yoldan geri dönüp tatili gelecek seneye ertelemek zorunda kalmışlar. Başka bir arkadaşım ise tatile gitmiş gitmesine ama orada da uykusuz geceler geçirip gün içinde de bebek pışpışlamaktan denize ancak uzaktan bakabilmiş. Yani bu işler tamamen bebeğinizin kolik olup olmamasına, arabada yolculuğa nasıl tepki gösterdiğine falan bağlı. Bebişlerle ilgili pek çok konuda olduğu gibi tek bir doğru yok, fakat bizim doktorumuz dahil pek çok annenin de dediği gibi, eğer çok ekstra bir durum yoksa bebeğinizden korkmamak daha iyi. Onunla bir yerlere gitmekten korkup çekinmezseniz o da rahat oluyor. "Bebekle hiçbir yere gidilmez" ci annelerin pek çoğu bebekten değil annelerin rahatsızlığından kaynaklı gözlemlediğim kadarıyla.

Her yerde, her koşulda!

Biz bu tatilde her yerde her koşulda emzirebilme yeteneğimizi biraz daha geliştirdik. Bence tatil öncesi rahat etmek için bu konuda tecrübeniz yoksa biraz açık havada emzirme egzersizi yapın. Deniz kenarında otururken şezlongda veya deniz kenarında sofrada balığını yerken memeyi çıkarıp emzirivermek çok rahat. Bunun için kamuflaj amaçlı satılan bir ürün var ama doğrusu ben buna hiç ihtiyaç duymadım. Kalabalık ortamlarda omuzuma attığım bir şal veya tülbent işimi gayet görüyor ki tenha ortamlarda ona bile gerek yok bence. Deniz de açık havada bulunmaktan çok zevk aldı ve açık havada beslenme sonrası hemen uyumaya devam etti. Sadece bir kez, Alaçatı'da sörf yapıp denizden çıktığımda emzirmek için acele ettiğimde memenin soğuk ve tuzlu olması yüzünden sorun yaşadık. Bir attı ağzını meme bildiği meme değil, bastı yaygarayı! Bir deneme daha, daha da çok bağırmaya başladı! Zavallı çocuk hayatında ilk kez memeye bile güven olmadığını öğrendi. İçme suyuyla tuzdan arındırıp elimle ısıttıktan sonra önce bir süpheyle yaklaştı ama sonunda mutlu sona erdi kızım.
Emzirmeden başka alt değiştirmeyi de her koşulda yapabilmek iyi oluyor. Bunun için şu bebeğin bütün ıvır zıvırını yerleştirebildiğiniz bebek bakım çantaları çok kullanışlı. Benimkinde bir de muşamba alt değiştirme minderi var ki her zeminde iş görüyor. Ama alt temizliği bebeği kısmen soymayı gerektirdiğinden daha uygun hava şartları istiyor. Yoksa soğukta ve esinitide popoşu üşütmek de var!


Usluluk da bir yere kadar!

Uslu uslu dediysek, bu da bebek sonuçta. Cunda'da yıldızlar çıkmış, ay tepeye yaklaşıyor, pancar motorlu balıkçılar kıyıya pata pata dönüyorlar ve bizim çekirdek aile güzel bir restoranın en kıyı masasını mezlerle donatmış keyif yapıyor... iken Deniz ağlamaya bir başladı! Önce sükunetle karşıladık, bizim kızımız uslu ya! Arabasından aldık, biraz baba hoplattı gezdirdi, olmadı anne kokusu ister dedik ben aldım. Gene susmadı, dur bakalım meme vereyim dedim, her derda deva susturucu ya meme... Emdi emdi, bıraktı, ağlamaya aynen devam. Hatta aynen değil daha da şiddetli. Babası hafif esintiden ve diğer yemek yiyenleri rahatsız etmekten çekinerek "çok uslu" kızımızı alıp restoranın içine gitti. İleri geri geziyor, pışpışlıyor, hoplatıyor ama nafile. Kızın ağlaması çığlıklara dönüştü, benim bile kulağıma geliyor. Sonunda babayı masayı gönderip ben içerde susturma çalışmalarına devam ettim. Uzun bir ileri-geri yürüme ve konuşma sonrasında bizim ufaklık sakinleşti ve uykuya geçti. Tekrar arabasına yatırıp yemeğimize kaldığımız yerden devam edebildik. Bir de bu sırada babası ile uzaktan Deniz'in hallerini birbirimize anlatmak için bir dizi el işareti geliştirdik. "Uyumak üzere" "Problem var,ağlıyor" "Uyudu", "Gazı var" gibisinden her durum için uzaktan görebileceğimiz bir el işaretimiz var artık. Ama neyse ki tatilin geri kalanında bir daha ihtiyaç duymadık.

Yanımıza neler aldık

Bizim kızla ilk tatilin beni en çok düşündüren yanı yanımıza neler alacağımız konusuydu. Bu konu yola 2-3 gün kala beni strese sokmaya başladı. Ben de hiç risk almayarak konuyu en basit şekilde çözdüm: Herşeyi aldım! Deniz'in normal bakım malzemelerini (tarak,bezler,yağ,pişik kremi, tırnak makası, popo silme malzemeleri, burundan sümük çekme zımbırtısı vs) zaten 3 günlüğüne de gitsek 33 günlüğüne de bizimle gelecekti. Onun dışında hem yazlık hem kışlık bütün kıyafetlerini (zaten küçücük küçücük olduklarından yer tutmuyorlar), göğüsten süt çekmeye yarayan pompa ve yan ürünlerini, tabii ki göğüs pedlerimi, ince ve kalın battaniyeleri, yazlık ve kışlık şapkaları, işe yaramasa da rezene çayını, biberonu, kullanmasa da emzikleri (emzik verince yüzünü buruşturup tükürüyor, herşeyi emiyor, emzik hariç!), iampuan ve sabununu, havlu ve tülbentlerini bir çantaya doldurdum. Pusetten başka içinde yatırmak için abimin kızından kalma port bebeyi, her ikisine uygun cibinlikleri (çok önemli!) ve yağmurluklarını aldık, hatta gündüz içinde oturmayı sevdiği ana kucağını almak üzere söktük ama arabada yer kalmadığından bıraktık. En önemlisi de doktorumuzu arayıp ateş düşürücü ve böcek sokması gibi durumlar için tavsiye ettiği ilaçları çantaya attık. Neyse ki ilaçlara ihtiyacımız olmadı (pardon, böcek sokması ilacını ayağımdan arı sokunca ben kullandım!) ama hazırlıklı olmak iyidir!
Hatta bütün bunlardan başka evdeki alt değiştirme masasının yanında duvarda yapışık olan ve Deniz'İn bakıp bakıp güldüğü zürafasını bile 2 müzikli oyuncakla birlikte yanımız aldık. İyiki de almışız! Biraz mızmızlandığı zamanlarda oyalamak için çok işe yaradılar.

Neleri kuulandığıma gelince: En kalın ve en ince kıyafetleri pek kullanmadık. Süt sağma pompasını ve biberonu, emzikleri ve rezene çayını tahmin ettiğim gibi kullanmadık. Diğer bütün bakım malzemelerini, battaniyeleri vs kullandık. Cibinlikler kilit objeler, bütün gün açık havada geçince çok lazım oldular. Banyo malzemelerini de kullandık çünkü oralarda da yıkanmaya aynen devam! Bu sefer küvetimizi almadığımız için annenin veya babanın kucağında duşla veya maşrapayla akan suda yıkanmaya geçtik. Gördük ki bizim kız yıkanmanın her türlüsünü seviyor!

İşte böylece hayatımızın ilki, ama sonuncusu olmayan bebekli tatilimizi bitirip döndük. Tatilin uzunu ve kötüsü yoktur. Bu 2 hafta az bile geldi. Kapıda Deniz'i kucağımızdan kapıp bizi elimizde bavullarla oracıkta bırakan hala,kuzen ve babaannenin haline bakılırsa pabucumuz çoktan damda ve onların özlemini yatıştırmak için sık sık bu seyahati tekrarlayacağız.